ÇATLAK ANLAR BAHÇESİ

Yılın en dağınık zamanlarında çıkar Leman  sokağa. Bulmakla yitirmek arasında gidip gelen adımları vardır. Bir yangın yaratır ardında. Yazılmak istiyorsa eğer, tutup elinden kalemin kendini yazdırır o. Yüzüne her baktığınızda rahatça görebileceğiniz bir yazgı taşır Leman. Bazen sokağa çıktığında eteklerinden sarkar bu yazgı. Bazen astığı çamaşırlardan damlayıverir tüm mahallenin kaldırımlarına. Söyleyeyim size, belki bilmiyorsunuzdur kim bilir; bir kaldırım daima anlatır hakikati. Leman'ın yazgısı da daha on beşinde başka eller tarafından karalanmıştı. Size alıştığınız o öyküyü bir kez de o evin çatlağından anlatayım.

  

Leman, seksenlerin kışında öyle beklenmedik bir sabahta doğmuş. Öylece yani, birdenbire. Öyle olur hep. Bazı şeyler birdenbire olur. Seksenin kaçında bilmiyorum. Ona da ne zaman sorsam alaylı alaylı ''seksenin sekiz yüzüncü adımında'' der. Doğduğu aile bu doğumu öylesine kabullenmemiş, öylesine yok saymış ki Leman bir köşede durup önüne kocaman o perdenin çekilişini onlu yaşlarına kadar izlemiş. Ne ağırdır varken yok sayılmak. Varlığın dünyada kapladığı yeri yokluktan az bilmek, ne ağır. Ne çok ağır. Leman o günü hep hayatının bir noktada değişeceğini sandığı ama büyük bir duvara son hızla çarpmak kadar büyük yıkma yol açtığını söyleyerek anlatır. Sınık var oluşunun en nihayetinde bir sonuca bağlanacağını sandığı on beş yaşında da hayatının ortasına kocaman bir kaya yüklenmiş Leman. Tekrarladıkça çoğalıyor ağırlığı; kaya,kaya,kaya. Leman on beşine gelince ailesi ondan nasıl kısa yoldan -şöyle en temizinden ve tabii en vahşisinden- nasıl kurtulacaklarını düşünmüş olacaklar ki Leman'ın kendi içinde kurduğu derme çatma evine balyozlarla girmişler. Evet, balyozlarla. İçlere kurulan derme çatma evler bir küfürle bile kolayca yıkılabiliyor iken balyozlar ne vicdansız aracılar.

  

On beşinde parlak hediye paketine sarılı bir evlilik vermiş babası ona. Al bu hayatı böyle derle topla, bu da senin bin yıl omzunda taşıyacağın devasa yükün. Benden sana hediye. Birçok kişi bilir, ezelden susturulmuş olanların sesi en acı yanlarına birileri basarken de çıkmaz. Susmuş böylece Leman. Kendinden birkaç yaş büyük, hiç karşılıklı oturup konuşulmamış, bir kez başı öpülmemiş, Leman gibi daha kendini bulup içine yerleşememiş bir adamla tıklım tıkış bir düğünle evlenmiş. Ne hoş olurdu dünyaya ve yazgıya yenik düşmüş iki insanın bir araya gelip birlikte güçleniyor olması. Oysa oğlanlar daha gözü kara, daha emin tavırlı, daha sert yetiştirildi. Toplum karşısında acıyla başkaldıran kadın aynı şekilde bir noktada  ezilmişlikle başa çıkamayan erkeğin kötü muamelesiyle indirildi yere. Ne hoş olurdu oysa Fazıl da görebilseydi Leman'ın kırık yanlarını. Tutsaydı ve birlikte acıyla yeniden dirilmenin orta yerinde yeniden yükselselerdi. Öyle şeyler yalnızca filmlerde olur. Çok şanslıysanız romanlarda ve. Birleri çıkıp tersini kanıtlayabilse kıyımda köşemde kaç güzel anı biriktirdiysem onu armağan ederdim onlara. Olmadı.

           

Daha ilk günden sancıyan bir evliliğe adımlarını attılar böylece. Sonrası tahmin ettiğiniz gibi; her gün işkence, dayak, sövgü ve daha birçokları. Her gün. Her gün bitmek bilmeyen döngü. Günler birbiri içinden son hızla geçerken Leman bu defa karnında bir bebekle karşılamış hayatla olan  ağını. Karnında gelişen yepyeni bir dünya varsa insan epey bir umutla bakıyormuş hayata, Leman'dan öğrendim. Sonra aynı balyozlar o dünyayı da yıktı. Birdenbire. Diğer her şey gibi. Sekiz perdelik erkek oyununun içinde güzel şeyler birdenbire yok olur. Ölüm, Leman'ın karnındaki çocuğun daha sahip bile olamadığı yaşını sabit kılmış böylece. Zaten ölüm her şeyi durağan kılıyor. Vapurdan bakan birinin solgun bakışlarını ya da bir gece otobüsünde kendi şehrinden uzaklaşan bir kadının yüzündeki ürkünç hazzı durağan kılıyor. Böyle geçmiş zaman. Sonsuz bir yalnızlıkla. Otuzumdayım ben şimdi. Leman benim bu mahalledeki tek ve sağlam dostum. Bu kopuk mahallede yani, bu kopuk sokaklardaki tek bağlı dostumdur. Şimdi dünyaya attığımız sekiz yüzüncü adımı devirmek üzereyiz Leman'la. Bundan on beş sene önce bir şey olmuş. Ölüm, Fazıl'ın yaşını da sabit kılmış. Yok, öyle değil. Böceği bile öldüremez Leman. Fazıl, bir akşam önünü bile göremeyecek haldeyken bir arabanın önünde kıpırtısız yatan bir kelebeğe dönüşmüş. Kırıldığı yerden defalarca kıran bir kelebek. Leman  Fazıl öldükten sonra taşınmış bu mahalleye. Biz onunla tanıştığımızda mahallede çok büyük bir hesaplaşma dönmekteydi. Mahalle kavgası arasında yani. O iki insanın bakışında çok derin hesaplaşma vardır. Her ikisi de kırılmışlığının hesabını karşı tarafa kesmeyi bir türlü kendilerine yedirememişlerdir çünkü de ondan. Öyle bir arbedede yollarımız denk düştü Leman'la. Sonra gece boyu yazgısını dinledim.

       

Son birkaç aydır evden çıkmıyordu. Ağır bir bunalımın tam ortasına salını kurmuş gidip geliyordu. Bu sabah sokağın ortasında buldum Leman'ı. Ağır adımlarla yürüdüm yanına. Farklı bir şey vardı Leman'ın yüzünde. Büyük bir kopuş gibi farklı bir şey. Leman, dedim. Usulca bana döndü bakışları.

''Yitip gidişim altın vuruşluk güçlü bir darbe, kuvvetli bir patlama.''

Sarıldı sonra. Hayatı bir yerinden tutmak ister gibi. Yazgısı ve dünya güzeli sözcükleri bulandı üstüme.


O an anlayamadım ne demek istiyor. Yine okuduğu romanlardan naralar atıyor sandım. Sandım. Sanmak, ne bencilce. Ne demek istediğini evinin penceresinden hep çok sevdiği bahçesine son hızla düşünce anladım. Cesedine romanlar okuyunca anladım. Geçecek, hem de her şey, yemin ederim yalan değil deyince anladım. Cesetler konuşmaz bunu da anladım. Keder Leman'ı o bahçeye sabit kıldı. Bunları size aynı evin, aynı penceresi önünden yazıyorum. Onun yokluğundan sonra birçok şey bir girdap. Ama yine de insana güç veren ne varsa ''kurtuluş'' kelimesindeymiş. Birileri yine vapurlardan baksın, birileri birilerinin kahramanı olsun, birileri derme çatma evler kursun  yine kendine. Ben de  belki ömrüm boyunca hiç yazamayacağım bir romanın kollarında mucizeyi beklerim. Kadınlığından kırılmış her kadın bekler o mucizeyi. Ben de beklerim. Benim mucizem alt katımdaydı. Dağıldıkça tekrar tekrar birleşmeyi ondan öğrendim. Leman'ın evinde, o pencerenin önünde, o bahar yaklaşırken şimdi; inadına yaşayacağım. Seni hiç  unutturmayacağım. Senin ve diğer tüm kırık yanların için yaşayacağım ve her sabah uyandığımda parçalanmış bedeninden kaldırıma fırlayan yazgını toplayıp kavanozlara kaldırmak için Leman, yaşayacağım. İlle de yaşayacağım.



Resim: Kerry James Marshall

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember