ÇINARLARIN GÖLGESİNDE SEVDA DEVRİMİ

Bir çınar ağacıyım Gülhane Park’ında.


İri yarı, bilmem kaç yüzyıllık bir gövdem var taşımakta zorlandığım. Karnım derin mi derin yarıklarla dolu. Bakmaktan kaçtığınız ihtiyar çehrelere benzerim biraz.


Çok ayrılık gördüm, bundandır biraz eğri duruşu boynumun. Bundandır rüzgârsız, dingin havalarda bile boğazımdan yükselen hışırtı. Bundandır aralıklarla yaprak döküşüm. Dallarımdan uğurladığım her yaprak, gölgemde ayrılık katına yükselen aşıklara bir selam duruştur. Böyle narindir benim tabiatım. Böyle vefalıdır işte.


Ağustos sıcağından bunalıp altıma sofra bezi atanlara “git” demem. Söyledim ya; aşıklar, ah onlar yok mu... Onlar en sevdiklerimdir.


Nasıl evrildiklerine, zamanın elinin onları ne denli değiştirdiğine inanamazsınız. Yıllar yıllar önce, şemsiyelerin ve mendillerin kisvesindeydi sevda. Böylesine kırılgan, böylesine tutmaya korkulacak cinsten ve misk kokulu biraz. Dokunmak fiili henüz icat edilmemişti zannımca. Bakışlarla sevişmeyi öğrenmişti peçelerle gizlenen yüzlerin sahipleri. Ne günlerdi...


O mendiller, o şemsiyeler, kenarına çiçekler iliştirilmiş şapkalara döndü sonra. Sevda, şapkaların altına gizleniverdi. Yüzler, saçlar aşikârdı şimdi. Daha evvel hiç duyumsamadığım kokular alıyordum sevdalılardan. Dudakları ve yanakları daha bir pembeydi onların. Hasır sepetlerine doldurdukları olgun meyvelerle uzanırlardı dibime. Vaatler ve güzel günlerin düşleri süzülürdü ağırlaşan havada. Doğmamış bebeklere ne patikler örülürdü, ne isimler konulurdu, görseniz...


Güleceğim gelirdi bazı zamanlar. “Biz hiç ayrılmayalım e mi?” diyenlerin kulağına şöyle bir hışırdardım. Bunu rüzgârın cilvesi sanırlardı. Biraz dalgacı, yine de örterdim üzerini gölgemde uyuyakalanların. Böyle anlar için var olduğunu hissederim koca gövdemin kimi zaman. Hanidir avuçlarımda saklıyorum sevdalıları, ellerim varmışçasına. Hanidir fani dünyaya geliş gayemin bu olduğunu varsayıyorum.


Bir çınar ağacıyım yalnızca, Gülhane Parkı’nda.


Kocaman dertler için, kocaman elleri olan adamlar gördüm. Birbirlerinin dudaklarından Ahmed Arif şiirleri çalan umutsuz aşıklar gördüm. Cebren ve hile ile bambaşka yollara gitme kararı alan sevgililer gördüm. Geceyi bir başkasının yamacında sabah ettiğinden it gibi pişman olan ve yalvaran aşıklara dönüştü çoğu. Çok yazık.


Bir çınar ağacıyım Gülhane Parkı’nda, bilmem kaç yüzyıl yaşında.


Eskiyorum. Üstelik eskidikçe güzelleştiğim de yok.


Hem, kızgınım bir nebze. Derin yarıklarımın üzerine sustalıyla kazınan adlara kızgınım. İnsanlar ölümsüz kıldıklarını sanmak için sevdalarını, bir çırpıda nasıl da deşiyorlar beni... Ne şevk var üzerlerine düşen gölgemde artık, ne de cıvıltılarını dinlemeye takatim.


Bir çınar ağacıyım yalnızca...


Gitgide yana eğilen omuzlarım yüzünden ölenin ben olduğum yanılgısına kapılıyorum. Yusuf gibi çaresizim.


Bir çınar ağacıyım Gülhane Parkı’nda...


Bir çınar ağacıyım ve içten içe farkındayım.


Can veren sessizce, ben değilim.


Can veren, bu iltihaplı devrin sözde sevdaları ve sözde sevdalıları.


Bir çınar ağacıyım, azat ettim kendimi aşıkların üzerini örtme görevimden.


Sıramı bambu yataklara, kaz tüyünden yorganlara devrettim.


Bir çınar ağacıyım, göğsümde açılan yaralardan bitap düştüm.


Bir çınar ağacıyım şimdi, gölgesiz, yaşlı ve usanmış...


Bir çınar ağacıyım, güneşin altında kavrulmaya terk eden zamane aşıklarını.


Ben bir çınar ağacıyım lakin, sevdayı göğüsleyemeyen bir çınar, neye yarar bilmem ki...


 

Fotoğraf: LINDA WESTIN

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember