Ölüme Yürürken Gülümseyenler

Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in büyülü gerçekçilik akımının etkilerini satır aralarına serpiştirdiği kitabı “Kırmızı Pazartesi”. 1 Mayıs 1981’de yayınlanan kitap ilk bakışta basit bir cinayet romanıymış izlenimi verse de esasında toplumsal yozlaşmaya karşı sert bir eleştiri niteliği taşıyor. Bir töre cinayetine kurban edilen Santiago Nasar karakteri kitabın başından sonuna değin “suçlu mu yoksa masum mu?” ikileminde yürütülüyor. Fakat yazar bu ikilemin yarattığı durumun bile esasında ne kadar gereksiz olduğunu yüzümüze vuruyor gizliden gizliye. Çünkü hangi seçenek doğru olursa olsun bir cinayeti hiçbir neden haklı göstermez. Nasar suçlu da olsa masum da olsa bu vahşice öldürüldüğü gerçekliğini değiştirmiyordu.

“Anıların kırık aynasını ortalığa saçılmış incecik onca parçadan bir araya getirme çabasıyla bu unutulmuş kasabaya geri döndüğümde, yaşlılığının son demlerinde onu bulduğum aynı hamakta yine aynı biçimde yatarken bakıp görmüştü o sabah oğlunu” satırıyla bir an ancak bu kadar edebi betimlenebilirdi. Marquez, Nasar’ın annesini yıllar sonra tekrar görmeye gittiği zamana böyle bir cümleyle giriş yapıyordu. Olaylar bu noktadan sonra derinleşmeye başlıyor. Marquez’in kendi yani kahraman bakış açısıyla kaleme aldığı kitap yavaş yavaş çözülüyor, sonra tekrar örülüyor ve olay örgüsü niyetine örülen örgüler tekrardan açılıyor. Hikâyeyi bir an Angela Vicario’nun gözlerinden görüyor başka bir ansa Victoria Guzman’ın ağzından dinliyordunuz. Santiago Nasar olup kasabanın yolunda beyaz kıyafetlerinizle kanlı canlı olarak yürüyorsunuz sonra birden kendinizi Vicario kardeşler tarafından bıçaklanırken buluyorsunuz. Büyülü gerçekçiliğin de etkisiyle sanki bir anlığına kanınız bile akmaz oluyor ikizlerin gözünde fakat sonra masumiyetinizden mi yoksa renksizliğinizden mi sebep bilinmez beyaz olan kıyafetleriniz kıpkızıl bir renge boyanıyor. Ölüyorsunuz işte, vahşice ve savcıyı bile şaşkınlığa uğratan bir dizi rastlantısal andan sonra. Pedro Vicario’nun o anki sanısıyla gülüyordu ölüme doğru adımlarken. Mümkün müydü peki, celladına gülümser miydi insan hiç ölüme yürürken? İşte “Kırmızı Pazartesi” tam olarak böyle bir kitaptı, içinde büyülü bir şeyler vardı fakat fazlasıyla gerçekti satırlarına kondurduğu acılar.

Büyülü gerçekçilik akımının naçizane bir örneği olan “Kırmızı Pazartesi” basıldıktan bir yıl sonra Nobel Edebiyat Ödülünü kazandırdı Marquez’e. Santiago’nun son sözlerindeki acı gerçekler gibi “Beni öldürdüler, Wene Hala”, ve onun tekrar nefes alması için Marquez’in satırlarına ihtiyacı var. Çünkü yaşamlar, kelimeler var oldukça yaşamaya devam eder.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember