ÜÇ ARTI DÖRT BÖLÜ İKİ

Bay Ç., Kabuk Gecelerinde bizi hep aynı sözlerle karşılardı.

“Yakılan büyücülerin külleri yeryüzünden silinmez, hiçbir büyücü ölmez. Çöller atamızdır ve insanlar çölleri sevmez. İnsan yanmaya gelmez. Çiğdir ve yenmez.”

Kazanlarda pişirilen kabuklar eşliğinde, herkes kendi duasını ederdi sessizce. Büyüler dualarla büyür, gönderilirdi gözümüzün kısa kaldığı bir yere.

İdrakın ışığı vardır. Aydınlattığı yeri kavurur. Kavurdukça atılır kabuklar. Kabuklar atıldıkça ayaklarımız basardı yere en sağlam. Dünyanın da bir kalbi vardı. Göçtükçe yakınlaşırdık içimize. Kimsenin anlamadığı yerin dibine.

“Magma, rahminde kavurup doğurmadığına hakikati vermez.”

İnsanlar taşıdığı iki gözle dört boyutlu görmez. Bu yüzdendir ki, bir kabuğun atomik boyutundaki değerini bilmez. Şerrin arkasındaki hayrı ellemez. Acıtandan korkar, kabul etmez. İnsan iki uçlu bir bıçaktır. Kesilen etini bileyerek soğutur. Düğümü koparır. Bu yüzden hep savrulur. Dengesini dengesizliğiyle kurar. Kurduğu dengesizliğiyle hep bir yana yatar, yatılan diğer yana hep yanar. Diğer yana yatan da, bir yana yatana hep kanar. Denge kuramayan, dengeyi kurmak adına kendinden daha dengesizi arar. Oysa bir yaraya failini bulmak iyi gelmez. Hiçbir yarayı bıçak iyileştirmez.


Sevgili Kan, büyücü olmayı ben seçmedim. Kazanımda pişen yara kabuklarının sahiplerini ben kesmedim. Sadece içtim. Kaçılan ve kabul görmeyen yaraları midemde sindirdim. Ataların tarafından kaçılan ve kabul görmeyen birine dönüştüm. Beni kabul etmedin. Bana aşık olmanın günahını kör köşelerde sakladın. Ben bu oynadığın saklambaçta kalın, kanlı bir yara kabuğu gibi koparıldım. Hiç içmedin. Soydun. Soydun. Soydun. Bu benim bilmediğim bir efsun.

Bu dengesizliğe bir ad koymuyorum. Bıçağımı aramıyorum. İnan seni hiç suçlamıyorum. İnsan olduğunu biliyor fakat hep unutuyorum. İnsan insandır sevgilim, üç gözlü büyücüleri sevmez. Hakikati bulduğunu sandığından, kendini aramaz. Kendini arayanı bağışlamaz. Büyücüler büyücüdür sevgilim. İdrakın dışında kalanı, idrakın içine sokmaya uğraşmaz. Nafileyi sevmez.

Dünya üçle dördü üç buçukta eşitlemez. Üçlerle dörtler dilinle dilimi çekemez. Bu aşk eşitlenemez.

İnsansın sevgilim unutursun, kader defterime kazıyacağım. Ben unutmayacağım. Üçüncü gözümü açık tutacağım. Tüm bu olanların ortasında kalakaldığımızı affetmek için tırnaklarımı kızıla boyayacağım.


Seni büyüleyeceğim;

“Unutulan gözlerim hatırına, unutan gözler tenimi ısırsın bir yerden. Hep yeniden.”

Kum eden bu günâhı taşıyacağım. Hatırlanacağım, yeniden.

Dengenin, dengesizliklerle dengelendiğini göz ardı eden dünya kabul etmesin. Yüz beş yaşıma geldiğimde mezarındaki kelebekleri öpeceğim. Kanatlarını saklayacağım. Zamanı geldiğinde sevgilim, kumlarımla mezarını örteceğim. Ve senden kelebek kanatlı çiçekler peydahlayacağım.

Etini yiyen böceklere tek tek anlatacağım. Gözlerinin inmeyen panjurlarını. Yıldızların ellerine bahşettiği nehirleri. Nehirden sağ çıkamayanları. Sağ çıkanın da soldan kaybettiklerini bir bir anlatacağım. Sağ çıkanın yılları on on atladığını. Yılların zamana dahil olmadığını.

Sevgilim, kusursuzluğun kusurunu göğsümde taşıyacağım.

Ne kadar tanrı varsa yalvaracağım. İsa’nın babasının ayaklarına kapacağım. Minareleri büyüleyip, duyulmaz dualarla inleteceğim inleteni.

“Xwedê, me ji van hemûyan xilas bike”

İki mum yakacağım. Yeryüzünde eşitlenmeyenler eşitlensin. Eşitlenemeden kopanların göbek bağı gömülsün diye, yıldızdan bir kubbenin eşiğine. Sonu bulur başlangıç, sindirilen yara nihayet yerinde acır. İnsan sevgilim, öğrenecek ciğerin de bir çiçek olduğunu. Ve solduğunu.

Tükürülen her şeyin yalanmak için olduğunu.

Doğrulan her kurşunu doğrultanın yarası olduğunu.

Gerçeklerin naylonla kaplı olduğunu ve yırtılan hakikâtin kirini bulduğunu.

Reddedilen mertebelerin de mertebelerden biri olduğunu.


Zaman genişleyerek keskinleşir. Zaman sevgilim, zaman sana değemez. Adımı tüketen ve tüketilen zaman koyan annem, rahminden çıkarttığı büyünün, büyücüye dönüştüğünü bilemezdi. Değil mi?

Zaman genişleyerek keskinleşir. Zaman sevgilim, zaman sana değemez. Adını kan koyan annen, rahminden çıkarttığı kızılın tırnaklarına bürüneceğini bilemezdi. Değil mi?"



* * *

“Xwedê min, me wekhev bike” “Tanrım bizi eşitle”


 

Resim: Sabin Bălașa

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember