ÜVEY BABA'NIN SEDA ÇETİN'İ SAHNELERE DÖNMEYE HAZIRLANIYOR

Seda Çetin’i birçoğunuz ‘Üvey Baba’ dizisinden hatırlayacaktır. Pera Güzel Sanatlar Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nde okudu. Sevgili Seda benim üniversiteden arkadaşım. Onunla ilk tanıştığımızda –bir üst dönemimde okuyordu- o kadar ünlü olmasına rağmen tanıdığım en cana yakın insanlardan biriydi. Mezun olduktan birkaç yıl sonra yönettiği ‘Dikkat Zampara Var’ adlı oyunun dramaturgluğunu üstlendim. İkimiz de aynı dönemde anne olduk ve hiç kopmadık. Hem tiyatroya hem de televizyona tekrar dönmeye hazırlanan Seda Çetin ile söyleşimizi Hınç okurları için gerçekleştirdik.

Seda Tansuker: Sevgili Seda, liseden sınıf arkadaşlarınız Birce Akalay ve Aslı Enver de oldukça ünlü oldular. Yıllardır İstanbul Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı’nda çalışıyorsunuz, yönetmenlik yaptınız, bu süre zarfında kendinize pek çok şey katmışsınızdır. Üvey Baba çocukluğumuzun dizisiydi. Uzun bir aradan sonra oyunculuğa dönüyorsunuz. Okurlarımız merak edecektir; tiyatro ve ekranlara ara verdiğin dönemde neler yaptınız?


Seda Çetin: Sevgili Seda, öncelikle sana ve Hınç ekibine köşenizde bana da yer verdiğiniz için teşekkür ediyorum. 2014 yılında kızım Mina Şiir dünyaya geldi ve uzun bir ara vermek zorunda kaldım. Bu süreye annelik molası diyebiliriz. 2009 yılından beri ekranlarda yokum ama tiyatro hep devam etti. Bir oyun yazdık yönettim ve oynadım. Dramaturgluğunu senin yaptığın Dikkat Zampara Var adlı oyun. Aynı zamanda deli gibi okumaya verdim kendimi. Annelik beni başka dünyalara götürdü aslında… Ruh halim farklıydı. Duygusallığım arttı, melankoli çevreledi sağımı solumu… Hepsi birer doküman sundu bu süreçte ve sürecin bana olumlu anlamda katkı sağladığını düşünüyorum.

Üvey Baba dönemin en ünlü dizisi olarak bir efsaneydi. O zamanlar her kanalda birer dizi vardı ve herkes onları izliyordu. Şimdiki gibi etrafımız diziler ile dolu değildi. Üvey Baba’da insanlar kendinden bir şeyler buldular, izlendikçe popülerliği arttı. Hala beni o dizi ile tanıyorlar.

Uzun yıllardır dediğin gibi Kültür Daire Başkanlığında görev aldım. Cemal Reşit Rey Konser Salonun’da program koordinatörlüğü yaptım. Hiç kopmadım aslında sanattan sadece ekranlarda değildim. Artık zamanı geldi diye düşünüyorum… S.T.: Hem oyunculuk eğitimi hem de dramaturji eğitimi derken oldukça donanımlısınız. Akademisyenlik alanında ilerlemeyi ya da sanat okulu açma konusunda ilerlemeyi düşünüyor musunuz? S.Ç.: İnsan biriktirdiklerini elbette gelecek kuşaklara aktarmak ister. Fakat Türkiye’de sanat yapmanın koşullarının ağır olduğunu hepimiz biliyoruz. Tabi ki eğitim veren kurumlar daha da fazla olmalı, sanat her yerde her kurumda yer almalı. S.T.: Sizce 90’lardan bu yana dizi sektöründe neler değişti? Olumlu ya da olumsuz değişimler nelerdir? S.Ç.: Dizilerin hepsi birbirine benzemeye başladı. Eleştirel bir bakış sunacak olursam maalesef seyirciyi tatmin edecek projeler artık üretilemiyor. Aşk ve nefrete dayalı benzer konular işleniyor sürekli….

Bizim zamanımızda her şey daha başkaydı. Olumlu olarak değişim belki şartların biraz daha iyi olması ( dış mekan çekimlerinde sabahın ilk ışıklarına kadar kar kış yağmur çamur demeden çalışırdık ) diyebiliriz. Şimdi karavanlar var. Belki çalışma saatleri değişmedi ama illaki sunulan imkanlar bizim zamanımıza göre bir nebze daha iyi olduğunu düşünüyorum. Çekimden eve geldiğimde ayaklarım soğuktan mosmor olurdu. Anneannem sıcak su torbası ısıtıp ayaklarıma koyardı. Çocuk yaşta -diğer oyuncu arkadaşım Burçin Abdullah ile- büyük sıkıntılar yaşadık... Şimdi çocuk oyuncular için setlerde pedagoglar bile var. Bunlar güzel gelişmeler fakat içerik olarak baktığımızda dijital platforma daha içi dolu işler yapılıyor şu sıralar. Kısa bölümler ve net mesajlar veriliyor. Tv dizileri gereğinden uzun bölümler yayınlamaya devam ediyor maalesef...

S.T.: Televizyon kanallarında mı yoksa dijital platformlarda mı ağırlıklı olarak yer almayı tercih edersiniz? Neden? S.Ç.: Ben, her rolün üstesinden gelebilecek bilgi, beceri ve yeteneğim olduğunu biliyorum o yüzden kendimi ifade edebileceğim (dijital veya tv kanalları) iyi projelerde yer almak isterim. Ara verdiğim dönemlerde gelen teklifler oldu fakat onları değerlendirmek yerine Mina Şiir’in yanında olmak istedim. Şimdi 8 yaşında ve anne bende seninle oynamak istiyorum diyor. S.T.: Size gelen projeleri hangi kriterler doğrultusunda değerlendirip içinde yer alamaya karar veriyorsunuz? S.Ç.: Öncelikle kendimi sorgularım rol ile ilgili. Üstesinden gelebileceğim bir roldür evet ama projeye katabileceğim neler olabilir diye düşünürüm. Senaryo, verilmek istenen mesaj, hedef kitlesi… Bu kriterlerin hepsi bir bütün şeklinde bir süzgeçten geçmeli bence… Sonrasında ben o rolü hakkıyla giyebileceksem değerlendiririm. S.T.: Sinema ya dizi projesinde sizce senaryo mu yoksa kadroda yer alan isimler mi önemli? Başarılı proje kavramının size göre kriterleri nelerdir?


S.Ç.: Benim için senaryo önemli. Fakat tabi ki sadece senaryo değil bu bir bütün. Ekip işi, oyuncular da önemli bir kriter. Başarılı bir proje için izlenebilir olması yeterli mi diye konuşacak olursak, bana kalırsa başarılı projelerin (hem senaryo hem de oyunculuk bağlamında) izleyici açısından önemli olmadığı… İzleyici, evet senaryo süper oyunculuklar harika diye bakmıyor işe ve maalesef projeyi hak ettiği yere koyamıyor. Bu dizi tutmaz dediğiniz çok işin reyting rekorları kırdığına şahit oldum. Kısacası bu konuda başarının kıstası olamaz. S.T.: Şu anda çalıştığınız bir tiyatro oyunu olduğunu biliyorum. Okurlarımız için anlatabilir misiniz?


S.Ç.: Şu an da üzerinde çalıştığımız iki oyun var. Bir tanesi tek kişilik dönem oyunu 1980 darbesini konu alan. Diğeri ise toplumcu şiirin önemli isimlerinden Hasan Hüseyin Korkmazgil’in hayatını anlatan bir oyun. Tek kişilik oyunun üzerinde çalışmalarım sürüyor. Bir aksilik olmaz ise yeni sezonda çıkarmayı düşünüyoruz.

S.T.: Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Keyifli sohbetimiz için çok teşekkür ederim. S.Ç.: Ben teşekkür ederim Sedacığım. Başta sana ve Hınç Dergisi ekibine… Keyifli güzel bir sohbetti. Uzun zaman sonra röportaj vermek, izleyicilere ulaşmak güzeldi.

Covid ile başlayan, yangın ve seller ile devam eden olağanüstü dönemlerden geçiyoruz. Büyük acılar yaşadık, yaşıyoruz. Bu felaketlerin insanlığa yansıması, bıraktığı derin yaralar, Türkiye’de bizim gibi sanat ile uğraşan insanların acılarını daha da katmerlemiştir. Bütün dünya üzerindeki kara bulutların kalkması aydınlık ve güzel günlerde yeniden umutlarımızın yeşerdiği sanat dolu günlerde buluşmak üzere.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember