Şu Anın Sonsuzluğu

Birbirimize hiç korkmadan bakabileceğimiz bir alan yaratıyor bize Tanrı. Yaptığım bazı şeyleri son kez yaptığımı bilseydim, her şey çok farklı olurdu. Fakat haberim yoktu.


Dünyanın herhangi bir şehrindeki herhangi bir sokakta, herhangi bir sokaktaki herhangi bir evde ve bu odada, işte tam da bu koltukta, tam da bu ışığın altında yazarken şundan eminim: Tüm yazılanlar anlam kazanacak bir gün. Verimli olmadığın ve yazmak için nefesinin her aşamasını farklı farklı kullandığın, defalarca kendini sınadığın, neyi nasıl anlatacağını bilemezken konudan konuya atlarken kurduğun cümleler bile anlam kazanacak. Sen hiç korkma çünkü korkacak bir şey kalmayacak.


Bembeyaz perdelerin altında salınan bir ölüm karşıladı beni sabahları. İyi yetiştirilmiş, iyi kavrulmuş ve iyi demlenmiş bir kahve. Kıyı boyu sıralanan ahşap masalar ve masaları saran loş sohbetler... Her şey bu an içindi. Haritadaki çok başka bir kıtadasın ve hep tanıyordun burayı sanki. Yazman için kalemler verdiler, silahları bırakıp da geldin. Yeşil, mavi, mor kalemlerle donattın bembeyaz kağıtları. Küçük günlüklerini ve titrek el yazını bırakıp da geldin buraya. Yüzüne vuran her esintide hatırladığın nedir? Duymak istediğin, hangi sesti? Burada oturmuş bir şeyi bekliyorsun. Kurduğun hayallerin bir bir

gerçekleşeceği bir dünyayı mesela. Oysa beklemek kinetik değil, potansiyel bir enerjidir. Hareketsiz. Kelimesiz.



Evet, geçmişin yapı taşları oluşturuyor beni. Evet, Sheakspare’den, Pavese’den, romantizmden, rasyonalizmden, 16. yy’dan, Freud’dan, yağmurlu günlerden, sevgisiz geçen bir yıldan, bir türlü hiçbir yere konduramadığım edebiyattan besleniyordum. Yine de hiçbir akıma ayak uyduramayan ve paragraflardan dolup taşan kelimelerimle mi yargılayacaksın beni? Gözlerimdeki korkuya mı siper alacaksın? Etkisinden kaçamayacağın bu evrenin sana söylemek istediğini hisset. Odanda yanıp duran cılız mumun ışığında kavra kendini. Bilincini denizlerde yüzdür ki hep tetikte kalsın.


Eskiden korkuyordum. Artık korkmuyorum. Hayat bütün zırhlarımı üzerimden attığımda gelsin, bulsun beni. Hazırım. Pişmanlığım, öfkem, hüznüm kalmadı. Her şeyi unuttum da geldim. Kadın olmanın zorlu, ilham verici, özendirici gücünü kuşandım üstüme. Şu anın sonsuzluğuna ve şu anın susamışlığına adadım kendimi. Zamana karşı açtığım davalar kapandı; hepsinden yenilgiyle çıktım da güçlendim. Hep sustum evet ama neye yaradı bu suskunluğum? Artık korku yok. Farkındalık, korkuyu yendi. Geride sadece şu anın sonsuz berraklığı kaldı. Zafer ya da yenilgi mühim değil; her halükarda kutsanmış bir ruh. Hem artık yarış da yok. Gün ışıkları döndü gecelere. Doğa dahi ayak uydurdu.


Kelimelerime mi siper alacaksın? Bu kelimelerde rengarenk çiçekler yeşerecek. Bu kelimelerden taç yapacağım kendime. Ve dingin bir deniz gibi yavaşça salınacağım cümlelerin etrafında. Tüm yazılanlar anlam kazanacak bir gün.



Resim:Miles Johnston

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember