ŞUKUFE NİHAL BAŞAR

Vatanseverliği, kadın mücadelesindeki öncü rolü ve şiirleriyle Türk edebiyatında önemli bir yere sahip öğretmen, şair ve yazar.

Şukufe Nihal Başar, 1896 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Asker kökenli bir ailenin kızıydı. Bu edebi dilini ve ideolojik arka planını etkilemişti. Babası Miralay Ahmet Bey’in evlerinde düzenlediği toplantılarda misafir edilen aydın zümrenin etkisiyle Nihal, memleket meseleleri ve edebiyatla daha çocukken tanışmıştı. İlk şiirini henüz on üç yaşındayken kaleme aldı. Toplumsal meselelere duyarlı bir edebiyatçıydı. Cumhuriyet, Varlık, Kadınlar Dünyası gibi döneminin yüksek tirajlı birçok mecrasında yazı ve şiirleri yayınlanmıştır Nihal’in. Yazdıklarında genellikle toplumsal meseleleri, kadın mücadelesini ve aşkı tema edinirdi.

Darülfünun

Şukufe Nihal, babasının görevi sebebiyle Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde bulunmuştu. Bunun neticesinde ilköğrenimini Şam’da, ortaöğrenimini Selanik, Beyrut ve İstanbul’da tamamlamıştır. Cenap Şahabettin ve kardeşi Osman Fahri Bey’den Edebiyat, Arapça ve Farsça dersleri almıştır. Ayrıca Fransızca bilmekte ve bu dilde çeviriler yapmaktadır. Babasının eğitime önem veren kişiliğinin de etkisiyle fazlasıyla donanımlı bir eğitim almış olan Şukufe, yükseköğrenim görmeyi istemiştir. 1914 yılında kadınların da üniversite eğitimi alabilmesi amacıyla kurulan İnasDarülfünun’da (Kadınlar Üniversitesi) okumaya başladı. Nihal, üç yıllık eğitim veren darülfünuna 4 Kasım 1916’da kayıt yaptırdı. 1919 yılında son sınıfa geldiğinde İnasDarülfünun kapatıldı ve öğrencilere sınavlarını verip İnasDarülfünun’dan ya da ek dersler alıp Zükur Darülfünun’dan (Erkekler Üniversitesi) mezun olma olanağı sunuldu. Yalnızca Şukufe Zükur Darülfünun’dan mezun olmayı seçmiş ve edebiyattan coğrafya bölümüne geçiş yaptığı halde başarıyla sınavlarını verip ‘’darülfünundan mezun olan ilk kadın coğrafyacı’’ unvanını almıştır.

“Gösteriş Değil, Vazife Vardır”

Nihal, toplumsal meselelere duyarlılığının da etkisiyle derneklerde ve mitinglerde en ön safta yer tuttu. Millimücadele ruhunu Asri Kadınlar Cemiyetiyle mitinglerde yaşatırken, kadın hakları ve eşitliğin gerekliliğini Türk Kadınlar Birliğinin çatısı altında kadınların sesi olarak göstermiştir. Derneklere verdiği önemi Kadın Gazetesi’ndeki “Gösteriş Değil, Vazife Vardır” başlıklı yazısında şu sözlerle ifade etmiştir: “Bakımsız yavru, kimsesiz, fakir ihtiyar, hasta genç ekmeğini taştan çıkaramaz. Rahat yaşama vasıtalarına malik olan herkes gibi, hiç şüphe yok, onların da bir dereceye kadar olsun, bu imkânlara sahip olması gerektir. Tabiatın, kaderin ve daha birçok şeylerin gadrine uğrayan bu zavallılar ne yaşamak hakkından ne de insanlık hakkından mahrum kalırlar. Onlara bakmak, rahatlarını sağlamak, cemiyetin vazifesidir.”

İzdivaç

Şukufe, ilk evliliğini ailesinin isteği üzerine 1912 yılında Mithat Sadullah Sander’le yaptı. Bu evlilik neticesinde Yayıncı Necdet Sander dünyaya geldi. Üç yıllık evliliğini, üniversite öğrenimine başlayabilmek için bekar olması şartından dolayı noktaladı. Sonraki evliliğini Kurtuluş Savaşı döneminde kendi gibi memleket meselesine gönül vermiş Ahmet Hamdi Başar ile yaptı. Yine aşkın bulunmadığı bir evlilikti. 1950 yılına kadar süren bu evliliğinden kızı Günay doğdu.


Aşk

Nihal’in yaşamında iki evlilik ve iki aşk yer almıştı. Fakat evliliğinin ikisine de aşk uğramamıştır. Sander’le evliyken Osman Fahri ile aşka düşen yazar, Başar ile evliliği sırasındaysa Faruk Nafiz Çamlıbel’le yasak bir aşk yaşadı. Kızını gerekçe ederek Ahmet Hamdi’den boşanmak istemedi. Bunun üzerine Çamlıbel başkasıyla evlendi ve Nihal’in aşkının nefrete dönüşmesine sebep oldu. Şukufe Nihal ömrünün geri kalanındaysa Osman Fahri’ye karşı duyumsadığı hislerin tek gerçeği olduğunu kavradı. Ki en acıklı biteni de odur. Yaşanamayan bu aşk, Fahri’nin kendini başka şehre sürgün edişi, intihar teşebbüsü ve ölümden dönüşün neticesinde aklını kaybetmesiyle sonuçlanır. Bu ölüm Şukufe’yi derinden sarsar ve şu dizeleri yazdırır ona:

"Sana mecnun dediler,

Mukaddestir gözümde

Cinnet, o günden beri...

Gel, bağlan saçlarıma

Mağrur akıllılara.

Terk edelim bu yeri...

Yetişiriz biz bize.

Bir lokma ve bir hırka,

İki mecnun serseri... "

(Mermer Kapı şiirinden)

Son Yılları

Ömrünün son yılları yaklaştıkça, Şukufe’nin sağlık sorunları artmaya başladı. 15 Kasım 1949 tarihli mektubunda Halide Nusret’e şu satırları yazar: “Artık hiçbir şey yapamayacak haldeyim. Öyle yorgunum, öyle bezginim ki! Başımı sert kayalara çarpa çarpa sağlam yerim kalmadı.” Eğitim sistemini de eleştirdiği bu mektubundan birkaç yıl sonra, 1953 yılında öğretmenlik mesleğini bırakır. Geçirdiği bir trafik kazası sonucu 1962 yılında yatağa bağlı kalışına dek dernek faaliyetlerini sürdürür. Yatalak kaldığında, bir süre kızı Günay’da kalır fakat girdiği depresyon sonucunda huzurevine yerleştirilir. Sağlık sorunları devam ederken kızı Günay’ı kaybeder ve sağlığı iyice kötüleşir. 24 Eylül 1973 yılında İstanbul’da hayata gözlerini yumar.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember