3063*

Delirmeseydik.

Doğurmasaydık.

Yapmasaydık.

İstemeseydik.

Vicdan intihar ederdi tanrım kendi azabından.


(s30)


biliyorsun,

öylesine korkunç bir güzelliği vardı ki art arda geçen yetmiş yedi saatin.

üstelik,

birkaç ömre çok benziyorsa art arda

ve

birlikte geçen yetmiş yedi tane saat.

buna tanıklık etti miydi bir çift göz.

sadece ben değil,

sadece o değil.

sahibi kim olsa eğdirirdi kalbini rükuya.

bunları gördüğünden sonra,

bunları gördükten sebep.


bildiğini biliyoruz tanrım.

bildiğini biliyoruz.


bak,

ben;


coğrafyayı inkar edip,

öksüz adımlarla ilerlerken bir barbar gibi;

yarattığın bu garip dünya bizi yan yana getirdi tanrım.


-minnettarım sana-


ölüme çok benziyordu orada zaman.

bu yüzden,

birkaç defa ölüp,

tekrar doğmuş gibi

ve

birkaç defa doğup,

tekrar ölmüş gibi oldum ona yaklaştıkça.


ellerimin titremesine engel olmak bir yana dursun,

kalbim,

göğsümden fırlayıp yere düşecek diye korktum.

acıdan kıvranan bir fil gibi ağırlaşmıştı göğsüm.

göğsümü,

birkaç adım daha taşıyamayacağımı biliyordum.

göğsümü,

birkaç adım daha taşıyamayacağımı,

doğmadan öğretmiş olmalıydı bana birkaç meleğin.


tanrım,

şükür ki gücümün sağladığı son adım,

göğsümü,

onun,

beni beklediği bir kapı eşiğine getirdi.


beni bekliyordu tanrım.

beni bekliyordu.

izliyordun, biliyorum.


kıvranışımı fark etti.

kıvranışımı fark edince,

bir kapı eşiğinde,

sarıldı bana annesini doksan dokuz yaşında ilk defa görmüş gibi.


tanrım,

o bana öyle sarılmış olmalı ki;

sancısı durdu bir ömrün.

o bana öyle sarılmış olmalı ki,

ben, aylarca ağlamış, yıllarca uyumamış ve asırlardır sevilmemiş gibi girdiğim kapıdan,

en fazla iki adım sonra,

doksan dokuz denemeden sonra hamile kalabilmiş kısır bir kadın mutluluğuna büründüm.

kıvrım kıvrım kıvranan bir kalbin arlanışıydı bu.

uğultunun kesilmesi,

çınlamanın durması.

başkaydı tanrım,

çok başkaydı.

güçlendim o beni kollarıyla içindeki yangına çekince.

ve

santigratlar öptü yorgun göğsümü.


tanrım, o bana öyle sarılmış olmalı ki;

dünyanın,

ekseni,

kaydı,

birkapıeşiğinde.


-doksandokuzderece-


ardından aylara çok benzeyen dakikalar çıktı karşıma.

ki evinin yolunu unutmuş bir çocuk telaşına itti bu beni.

telaşımı görmüş olmalı ki,

yanıma oturup,

ilk yangınımızı çıkardı sakince.

aylara çok benzeyen dakikalar usul usul geçiyorken,

biz,

bir yangının ciğerlerimize zarar verişini gururla kutladık tanrım..

sonra sarı bir küllükte söndürdük onu.

mucizeleşen bir monotonluktu bu da.

bildiğini biliyoruz.

bildiğini biliyoruz.


ben öyle güçlüydüm ki artık,

bu kadar güçle ne yapılır bilemedim tanrım.

oturdum, düşündüm.

sonra dedim,

bu kadar güçle ancak şair olunsa gerek,

ancak şiir yazılsa gerek.

alelacele şiirler yazdım tanrım ona.

bir ömrün eliminden kayıp gidişi sırasında,

ipin ucunu yakalamama yardım etmiş gibi cümleler kurdum.

kendini bile sevmeyen birisine,

dünyayı güzelleştirme hayalleri kurdurtabilecek hislerden bahseden

kelimeleri seçtim inatla.

bir hayal gibi şiirler kurdum tanrım ona.

harflerden sokaklar yaptım,

kelimelerden caddeler,

cümlelerden kentler yaptım.

duvarlarına yaşlanma istekleri kazıdım.

yazdım tanrım ben hep bunları yazdım

ama

ne kadar uğraşırsam uğraşayım,

kelimeleri ilk defa yetirememiştim gözümün gördüğü güzelliği anlatmaya.


tanrım,

birkaç sancılı mısra doğurdum onun sağ gözü beni kapana kıstırdığında.

ne zaman onun sağ gözü beni kapana kıstırsa,

birkaç sancılı mısra daha.


bunlar ki büyütüyordu beni santim santim,

sıkışıp duran bir kalbin,

krizlerini öldürmesi olmalı bu, dedim.

fakat bunlar beni,

bir sabah gözünü açtığında,

kendisini hiç bilmediği bir coğrafyada bulan aslan gibi ürkütüyordu da.

ben kendimi güçlü sanırdım zira.


farklı coğrafyaların cümlelerini doğurmaya başladık sonra tanrım.

onun,

bazı şiirleri şefkat kokuyordu,

bazı şiirleri yanık.

bazı şiirleri annem gibi kokuyordu,

bazı şiirleri ceset.

bazı şiirleri kuyuda kırk yıl kalmış peygamber gibi kokuyordu tanrım,

bazı şiirleri boğulmuş firavun.


ben.

ben yıllar sonra tekrardan karşılaştığım yaşam hevesini anlattım tanrım.

güzel olma isteğini.

güzelleşme isteğini.

güzelleştirme isteğini.


yüzyıllık iki ayrı yolun,

iki farklı yolun,

sonu birden aynı şehre çıkmış gibi bir şeydi o şiirler.

noktasını bulmuş bir cümle gibiydim yanında.

başkaydı tanrım bunlar.

çok başkaydı.


durup düşündüğümü hatırlıyorum bunlar olurken.

bunlar mübalağaya bulanmış şiirlerde gördüklerimin beden bulması mı diye.

çünkü bir büyünün ortasına doğmak gibi geliyordu bana olan biten.


insanların çift yaratıldığı bu hayatta,

onun tek olduğuna adım gibi emindim ben.

annesinden doğmuş gibi değil de,

çiçek bahçesinin yeşermesi gibi.

annesinden doğmuş gibi değil de,

güzelliğine ortak olmuş gibi.

annesinden doğmuş gibi değil de,

güzel kalbinden kopmuş sanki, diyordum onun sağ gözünü gördüğümde.

bağımsızlığını ilan etmiş bir ülke gibi bakıyordu o bana tanrım.

başkayı bu.

çok başkaydı.


tanrım!

o bazen

cümleleri,

kelimeleri

ve

harfleri kullanmayı reddediyordu şiir yazarken.

elime bir kelebek çizdiğinde,

anlamamıştım henüz bunu.

öptü beni birkaç yıla çok benzeyen birkaç dakika boyunca,

büyüdüm, öğrendim.


elime çizdiği kelebeği,

dördüncü kez çizgilerinin üzerinden geçmek suretiyle güçlendirirken,

kelebeğin bir kanadının,

diğerinden farklı olduğunu gördüm.

beni içindeki yangına çekmesinden sebep,

santigratların yorgun göğsümü öpmesinden sebep,

kalbimin arlanışından sebep,

tüm bu olanlardan sebep,

gözlerim ay kadar büyümüştü zaten.

gözlerim ay kadar büyükken,

gördüm.

gördüm ve dedim;

elime harflere ihtiyaç bile duymadan somut bir şiir mısrası yazdı.


çünkü,

dikkatli bakıldığında,

çizgilerin hepsi,

hep bir ağızdan;

‘ben çekildiğim her fotoğrafta, defolu bir kelebek gibi çıkarım’ diye haykırıyordu.


ay kadar büyük gözleri olmadan,

kimse göremezdi bunu tanrım.

bildiğini biliyorum.

bildiğini biliyoruz.


farklıydı bu.

çok farklıydı.


bir kalp kırıklığı gibi bakıyordu bazen bana.

bazen de bir inilti gibi.

kim kime öyle baksa,

kafasını çıkartırdı elbet bir yerlerden istemek telaşı,

ben de

istedim tanrım.

istedim,

elleri olayım.

istedim,

mezarında bir çiçek olayım.

istedim,

mutluluk olayım ona.

ev olayım.

yuva olayım.

çocuğu olayım.


zaman hep böyle istemek telaşıyla geçti onunlayken.

yıllar gibi.

uzun.

yollar gibi.

upuzun.


sonra bir kıyasın içine düştüm tanrım.

böyle

dakikaları,