top of page

ALTI ÇEYREK

bir fotoğrafın üzerinden yıllar geçecek. kendi kalemini kıranlar, kalenin muhafızları ve evimin duvarları çürüyecek. aklım bir dağ gelinciğinin bağrında tutuşarak kendini yem edecek. yanardönerli bir portmantoda, kendi ecelini ezbere bilenler askıya dizilecek. askıya dizilecek. dizleri çürüyecek- bir fotoğrafın üzerinden yıllar geçecek.

* tek solukta kesilen yönümü yüzüne, çevirmemi isterdin. nabız yoklayan kesik uykular gibi. çok denedim kalbimi bölük pörçük etmeden bahçedeki hepçilleri beslemeyi. loş ışıklar, sert içkiler ve şehvetle, bir katmanla yıkandım. sesimi kestim. saçımı kestim. büyük resmi görmem gerekiyordu, -hah- onu da kestim. güleryüzlü eski bir fotoğraftan birini sağ çıkarmak gibi. köklerinde nifak ekili tüm memleketler gibi. çok yürüdüm. çok durdum. çok koştum. çoklaşan kalbimi ellerimle bir müzik kutusunun bozuk sesine koydum, yerini unutmam gerekti, unuttum.

*

ve nasıl oluyor onu ellerimde buldum. kendi etimi yoldum. yoruldum. ve doğdum, annemin doğurduğu militandan, hiç olmadığım kadar sakin, bir kadar kâfir bir o kadar kâfi,

hiç senin değil-dim.

didindiklerimle delirdim

sabahın ilk ışığını kutsal bildim,

perdeyi açtım,

ayaklarıma eriştim,

ihanetimi erteledim

değiş

tim.

zamanın işleyişine engel olamadım,

ama yumruklarını dişleyen kadınlar gördüm, kalemini dişleyen, kalbini dişleyen.

hepsi