top of page

AYNA EVRESİ


19.10.2019

Saçlarım dağılsın

Ama karışmasın

Başım dönmesin mesela

İplerim hep elimde,

Ayaklarım yere yakın olsun

Bir de sallanmama yardım eden sevdiklerim arkamda

19.10.2020

Geçen yıl kendime yazdığım yazının ne kadarını yaşayabildim diye düşündüm. Ağırlıkları değişti çoğu şeyin; saçlarım fena dağıldı, karıştı da ama nihayetinde o kısım sadece bir duaydı. İplerim elimde olsun istedim evet, ama sonradan fark ettim ki onlar bir illüzyondan ibaretmiş. Ayağım yere yakın olsun istedim, göklere çıkıp yere çakılmayı yaşayan bilir ancak, sanırım onu hakkıyla yapabildim. En sonuncusunu da bağcıklarını kendi bağlayamayan çocuğun yardım istemesine rağmen kendisinin keşfetmesini isteyen bir annenin edasıyla, Tanrı bana zor yoldan öğretmeyi seçti. Ağırlıkları değişti çoğu şeyin ve değişecekte. Saçlarım yine fena dağılacak çünkü tersi mümkün değil, optimizm kişisel gelişim kadar zorlama bazen. Ama ben yine de isteyeceğim. En nihayetinde vermeyi istemese, istemeyi vermezmiş.

19.10.2021

Yine geçen seneki yazımdan bu zamana bakıyorum, acaba iddialarımın ne kadarını yapabilmişim ve hayatımda neler olmuş diye. Kendiliğimin yıl sonu raporu başlıyor;

kendime inat yaşadım ben bu yılı, hem sevip hem de kendini tutamayıp çocuğunu dize getirmek için tokat atan bir anne gibi yaşadım. Nasıl bir sevgiyse diyeceksiniz, bende diyorum merak etmeyin. O kadar farklı sevme tonu gördüm ki, hem kendimde hem de başkalarında; hangisi var, hangisi yok, kim nereye ait ya da değil hepsi bir bir karıştı. Gökkuşağı yedi renk değilmiş onu öğrendim bir kere. Sarıyla yeşil karışınca da bok gibi bir renk olurmuş, karışmaması gerekiyormuş, onu öğrendim. İllaki denemem mi gerekiyordu acaba? Geri döndüremeyince öğrendim. Denemek bir yerde bitirmek demekmiş, bazı şeylere “ay yok olmadı, eskisi gibi olsun” diyememekmiş. Tuvalim elimdeydi, her zaman ki gibi, ama o elimdeki bok gibi renkle baş başa kalınca “ben istediğim gibi güzelce ve usulünce boyarım” iddiamdan vurulunca öğrendim. Öğrendiğimi zannettiklerim bu sefer benim bile bilmediğim bir yerden vurdular beni. “Tamam” dedim “ne var sanki, hani hayat öğrenmekti?” Bazen de öğrenmek istemediğimi fark ettim. Uzun bir süredir artık bazı şeyleri bilmenin o kadar da güzel olmadığı kanısındayım. Bilmemenin sınavını vermiştim; çocuk gibi, kendimi teslim edercesine verdiğimi ayıldığım çukurda anlamıştım ama bu seferde bilmenin sınavını verdim. Bildiklerimden inşa ettiklerim dalga geçtiler benimle, hodri meydan, “öznesi olmadığın günahın masumu değilsin” derler. Uygulayıp, içselleştiremediğim bilginin sahibi olamadığımı anladım. Reçete verir gibi çözüme ulaştırdığım başkalarının gerçeklerine inat, benim dünyamdakiler bende kanser olarak vücut buldular, çok uzun süre büyümelerine ve her zerremi etkilemelerine engel olamadım. Ağırlıkları değişti çoğu şeyin, bu sefer bazılarının altında enkaz gibi kaldım. Saçlarımın dağılacağına emindim, hâlâ da emin bir yerden yazıyorum. Güzellemeye gerek yok bazı şeyleri, ya var ya da yok işte, gerçekçi olmak yeter.

Bazıları varlar, artık hayatımda yoklar. Dolmayan boşluk diye bir şey varmış, onu öğrendim. Kızardım insanlara, “nasıl takılı kalırsın ki bu kadar?” diye. Tanrı’nın şu kısa ömrümde bana gösterdiği önemli birkaç şey varsa, onlardan biri de değişik bir espri anlayışına sahip olduğu, kızıp iddia ettiğim ne varsa yaşatmadan devam ettirmiyor hayatımı, şu kısır döngüden bir çıkamadım.

Yorgun ama kısmen dingin bir yerden yazıyorum. Bazı taşları yerine oturtunca, geçer demişlerdi. Yeter ki bazı taşlar otursun… Kimse onların yerleşme süreçlerini anlatmıyor ama, her zaman ki gibi. Ortalık toz duman oldu, suyumu berraklaştırmaya çalışsamda defalarca bulamaca döndü. Hâlâ da devam ediyor. Olmak istediklerim, yapmak istediklerim ve alanlarını belirlemeye uğraştığım sevdiklerimle, ben o suyu temizlemeye ve o taşları yerine oturtmaya çabalayacağım. Yağmur sonrası gökkuşağının delisi değilim artık güneş açsa yeter.



19.10.2022

Kafamın içinde dolaşamadığımı hissediyorum. Adım atacak yerin kalmadığı kısımları düzenleyip güzelce temizlemem için iyice emek vermem gerekiyor. Ama ne yazık ki bugünden yarına olamayacak kadar birikmiş bir yığın olduğu için şu an kendime izin veriyorum. Kelimelerim; içimde yeni yüzmeye çalışan, bolca su yutan ama yine de yüzmekte kararlı bir çocuk gibi. Duygularımda onları suya iten pek de eğitimli olmayan ebeveynler. Bir keresinde çok sevdiğim bir arkadaşım bana “Başkalarının sana yaşattığı hayal kırıklıklarına üzülmeyi bırak, bize kendi gerçekliğini sun” demişti. Etkilenmiştim, insan kendini dışarıdan göremediği gibi sistemini bozunca gerçekliklerini de unutuyormuş. Yine de yaşadıklarıma hayal kırıklığı nitelemesi yerine bir başka kelimeyi daha uygun buluyorum. Bazen olayları ve durumları daha ‘anlaşılır’ kılmak için onlara özetleyici kelimeler bulurum, bu senenin Z raporunu ‘sınanmak’ kelimesiyle başlatıyorum. Hasta yatağımdaki bilmem kaçıncı günümde bütün bir yılı düşününce aklıma gelen ilk kelime bu oldu. Bir farklısını ya da ötesini düşünemeyeceğim kadar içselleştirdiğim ve gayri ihtiyarı çıkan bu kelime üzerinde iyice düşünmeye