Aynadaki Kadına

Bir kadınım ben. Yirminci yüzyılda doğdum. Doğduğum devre ait değildim, bu zaman dilimiyle barışamadım. Zaman aldatıcı ve yıkıcıdır. Somut hiçbir tanımlaması yoktur.


Aynanın karşısındayım. İçimdeki kadınla hesaplaşmamız gereken bazı noktalar var.


Kabul et kızım, iyi iş çıkardın. Şu anda olabileceğin en iyi konumlardan birinde-sin. Dışarıdaki aylak insanlardan, sarhoşlardan, serserilerden, ölümlerden sıyrılarak geçtin. Bu gece yalnızca sen varsın. Kendinle baş başasın. Sabahlara kadar çalışıyorsun. Sürekli okuyorsun ve yazarak bir şeyler üretmeye çalışıyorsun. Somut ve dünyaya iyi gelebilecek bir şeyler. Sana yaratıcı bir zihin bahşedilmiş. Ve sen bunu çok erken yaşlarda fark ettin. Biliyorum, çok acı çektin. Devam edemeyeceğini sandığın zamanlar oldu. Fakat şu anda her şeye rağmen iyisin. Aynanın karşısına geçtiğinde güçlü bir kadın görüyorsun artık. Kültürlü, ufku açık, ten rengi çekici bir kadın. Artık bana şunu söyle kızım: Her şeye

rağmen, bulunduğun durumdan bir adım ötesi yok mu? Kalabalığa karışmaya cesaretin yok mu? Üzerinden atıp kadınlığını, sadece bir ‘’insan’’ olabilmeye, cinsiyetsiz yaşayabilme cesaretin yok mu? At bütün bu cinsiyetleri üzerinden. Kurtul kadınlığından. Kurtul elbiselerinden, topuklu ayakkabılarından. Bir rica değil, uçsuz bucaksız bir haykırış bu; arın artık.


***


Üzerime aldığım bütün rolleri düşündüm birden. Ve Tanrım, nasıl da istiyor onunla olmamı. Şık giysiler içerisinde hayal ediyor beni. Rimel sürmüş ve kırmızı rujunu eksik etmemiş, gelecekten bahseden ve heyecanlı ve sabırsız bir ben hayal ediyor. Topuklu ayakkabılarla hayal ediyor beni. Beraber girdiğimiz restoranları ve gittiğimiz tatilleri düşlüyor. Beni bunların hepsine yakıştırıyor. Taze ve tarifi mümkün olmayan bir gençlikle duruyor karşımda. Bütün kötülüklere karşı dirençli olduğunu iddia ediyor ve inanıyor da buna. Her şeye sımsıkı bağlı. İnandığı şeyleri bırakmak niyetinde değil.

Kafasından geçirdiği yüzlerce ben var ve kötü haber; hiçbirine uymuyorum ben bu hayallerin. Bu hayaller bana öylesine uzak ki, tek biri olsam gerçek yanımı kaybedecekmişim gibi.



Serin bir yer. Akşama kadar gelecek hayalleri kurduk ve biz bu hayalleri kurarken deniz neredeyse tamamen durgundu. Bu durgunluğa zıt bir şekilde sürekli olarak değişen ve gelişen fikirler geçiyordu aklımızdan. Düzenli ve rutine bağlanmış bir hayatın planlarını yaptık saatlerce. Gerçekten istediği rollerden biri olabilirdim belki. Yani tek istediğim çalışmak ve iyi bir kariyer sahibi olmak, ütülü çamaşırlara sahip olmak için saatler harcamak, bir erkeği mutlu etmek olabilirdi. Fakat sonrasında, yapabileceğin en iyi şey yazmak ise düşünürsün; kelimeler ne olacaktı? Ben sadece yazmak, yazmak ve yazmak istiyordum. Bunun için pek bir şeye ihtiyacım yoktu. Yazabileceğim güçte bir zihin yeterliydi benim için. Ayrıca özgürlüğe gereksinim duyuyordum. Kelimeleri onun taze gençliği, heyecanları ve istekleri yerine seçiyordum. Ve Tanrım, tüm bunlar ne kadar da rahatlatıcı. Kelimelerimin kahramanı gibi hissediyordum bunu yaptıkça. Kelimeleri diğer pek çok şeyin yerine seçmek. Ve yazmak; İnsanlar uyurken, insanlar uyanıkken, insanlar işe/okula giderken, insanlar savaş ve barış halindeyken sürekli olarak yazmak. Sonsuz bir özgürlük hissi.


***


Bakımlı saçlarla, kırmızı rujlarla veyahut bir çift göğüsle değil de, zihnim-le görüneceğim bir evrenin arayışı içindeyim.


Aynanın karşısındayım. Aynadaki kadın bir şey söylüyor bana. Söylüyor ama kelimeleri öyle bulanık, öyle anlamsız geliyor ki, kabullenemiyorum söylediği hiçbir şeyi. ‘’Hayır,’’ diyorum, ‘’ben bu değilim.’’ Siyahla beyazın buluştuğu noktadayım. Ufuk çizgisi gibi; her şeyin başlayıp her şeyin bittiği yerde. Beni beyaza da götüremezsin, siyaha da. ‘’Yalvarıyorum,’’ diyorum, ‘’bir kalıba sokma beni.’’


Düşlerimde sonsuz kere seni öptüğüm için göğüs uçlarımdan asacaklar beni. Yükseliyor cehennem ateşleri. Tanrıyla konuştuğum şeyler oldu; hiçbir sessizlik bu kadar yakıcı değildi. Bunaltıcı, sıcak bir havadan yağmurlu bir güne uyandık. Tepede güneş yok ve denizin rengini veren gökyüzü gri.


Yükseliyor cehennem ateşleri. Hiçbir yağmur engel olamaz bu ateşlere. Öylesine öfkeliler, öylesine kararlılar ki, bu ateşlerin arasında yanıp gideceğiz. Gökyüzünü seyreder gibi kafasını yukarı dikmiş, ilk ve son kez hayal etmeye çalışan, son dileğini çırpınır gibi bağıran, ağlamanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini tam da o anda anlayan, suçluluk duygusuyla tahmini yumruklayan, tüm kıyafetlerinden kurtulup başkaldıran, korkan, umutsuz, güçsüz ve güçlü kadınlar görüyorum sonra. Hepsinin ellerinden tutup kafa tutmak istiyorum bu ateşlere. Dünyanın dört bir yanından, dinleri ve dilleri bambaşka bu kadınlarla aynı gücü paylaşmak, aynı gücü büyütmek istiyorum. Hepimizde olan bu öfkenin bizi kurtarmasını istiyorum. Bir bebeği büyütür gibi büyütüp, doğuruyoruz gözlerimizden bu öfkeyi.


Aynadaki kadını bırakıp holdeki gölgenin peşine düştüm gecenin bir yarısı. Ve çarmıha gerdim bütün kadınlığımı. Gökyüzüne yükselen bu tarafım, daha da güçlenerek dönecek. Bi’ düşün! O gün geldiğinde artık arınmaya gerek kalmayacak. Hiçbir şeyden çekinmeden ‘’insanca’’ güleceğim sokaklarda. Güneşin her tonuyla tanışacak tenim. Kendi zaferini kendi kazanmış bir kadın göreceğim aynada. Bütün rollerimden kurtulacağım.


Korkma. Ben korkmuyorum.





Resim: Joao Paulo Alvares Ruas

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember