BAŞSIZ

Merhaba ben. İçimde nelerin öldüğünü bilmeden selamlıyorum.


Gerçekliğin kendini yitirdiği korkunç bir anda gözyaşlarımın ruh emiciye düşmesi sonucu acı bir şekilde çarpılmıştım. Ruh emici kendinden bi’haber, gerçeklik çizgisinin müptelası olmuş faniliğini sorgularken belki de en korkunç pişmanlıkların altına imzasını atarak bile bile, hıçkıra hıçkıra o kutsal aldatılmışlığa parmaklarını uzatmış ve sonucunda kendi saydam ruhunu, onu yaşanılan ve şimdiye bağlayan aidiyetin tesellisinde simsiyah kanların süzüldüğü, mavi teninin mavi gözleri olan Sami’ye bırakmış.

Sami! Kadim dost. Vadi çığlıklarının ve en deli ruhsuzların ruhu.

Ruh emici, kör yaşında türlü mozaiklerin kanını içmiş ancak günün birinde hiç tahmin edemeyeceği bir şekilde bu başsız Sami’nin çizgisinde buluşmuş. Onu görmüş ve ‘’Seni neden mozaikler içinde göremiyorum?’’, demiş. Sami bu Akdeniz incisi ruh emiciye, gözlerinin mavi derinliğindeki dalgaların adeta hırçınca karaya vurmasındaki haykırışla, ‘’Başsız olabilirim ama kalpsiz değilim!’’ yanıtını vermiş. O zamana kadar türlü ruhları emen ancak bir türlü susuzluğunu gideremeyen, saçları altın sarısı beline kadar uzanan ruh emici, adeta gerçekliğin verdi muhteşem ana kapılarak sadece ‘’Seni hissedebiliyorum.’’ demiş. Ruh emicinin şiddetli korkularını gören Sami,‘’Eğer vazgeçmezsen senin tüm korkularınla sevişebilirim.’’ demiş tüm çıplaklığıyla.

O zamana kadar kâbuslarından yataklarında terler içinde kalan ruh emici, tekrardan gerçek bir uykuya dalmanın hasretiyle kendini bu değişik bedenimsiye bırakmış. Ancak ortada büyük bir suçun yükünü taşıyan bu bedenimsi, ölmeyi değil de yaşamayı hiç mi hiç istemiyormuş. Her dolunay olduğunda türlü fanilerin korkularını özümseyen bu şanssızlık abidesinin en büyük suçu pişmanlık nehrinde su olmasıymış. Su, ruh emicinin beyninin içindeki acılarını dindirirken Sami, daha fazla maviliği kalmadığı için kuraklığa doğru sürüklenmekteymiş. Ruh emici beslendiği bu maviliğin bitişini fark etmeden artık seraplar görmeye başlamış ve algıladığı çevre yeniden mozaikleşmiş.

Yaşamsal buhranın gelgitlerinde parçalanan ve şüphe rüzgarlarının mateminde amok hissiyatına saplanıp kalan ruh emici, günün birinde Sami’ye onu artık hissedemediğini söylemiş ve yeni saydam ruhlar aramaya koyulmuş. Bir başkasında aramış nefes tohumlarının tomurcuklarını ve bencillik kutuplarında.. Aldatanın ilk önce kendini aldattığı kısır döngünün içinde, belki de çaresiz ve perişan kalakalmış.

Zavallı Sami’nin son sözleri: ‘’Bekleseydin sana sinekkuşunun sırrını söyleyecektim, tıpkı dolunayın sırrını anlattığım gibi’’ olmuş.

Şimdilerde bilinmezler diyarının kaotik suçluları arasında dolanan bu iki ruh parçacığı, tan vaktinin altında birbirinden habersiz boşluğa süzülürken dillerini yutmuş, kulakları delinmiş ve gözleri kör olmuş; umut kapısına doğru kanatlarını çırparak bitmeyen yolların yozlaşmasına doğru, dev bir hapishanenin kara deliğine çekilmişler. Bu uzun yolun yoruculuğunda hâlâ daha bir türlü kendini ifade edemeyen ruh emicinin mantar ormanında kafasını yaptığı söylentileri kulaktan kulağa asit tokmağına dönüşmüş.

Şimdilerde ne olduğu, ne olacağı bilinmez mücbir bir sebebin rol modelleri olan bu iki kaybolmuş, ruhlar aleminde; belki de bir başka yaşamda buluşmak üzere başlardan ve kalplerden yükselen koku ve his bulutunun içinde yok olmuşlar.


 

Resim: Christo Coetzee 

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember