BAHAR

Ben feleğe neylemişim Beni her bahar ağlatır


Babam, bana yıllar önce saatini verirken zamanı unutmam için vermişti. Ben küçüktüm anlamadım. Saat sadece çok hoşuma gitmiş, üzerinde bir de tramvay resmi vardı.

O saat koluma takıldığında oldukça büyük oluyordu iyi hatırlıyorum. Dışarı da rüzgarlar sertti. Yapraklar ağaçtan ayrılmak istemiyor. Bahar, menteşesi gevşemiş kapımızı gıcırdatıyordu. Soba da ateş gürlüyor. Evimiz hiç olmadığı kadar kalabalık ama kimse gülmüyor. Herkesin boynu bükülmüş. Bu hüzünlü kalabalığı aylar önce köy kahvesinde görmüştüm. Daha sonra konuşurlarken öğrendim ki zeytinlikleri imara açılmış ve ağaçları yerlerinden sökülmüş bütün çiftçinin. Kendini ağacına bağlayan bile olmuştu. Ama o zaman çaylarını içiyorlar, yemeklerini yiyorlardı. Şimdi kimse çay içmiyor önlerine konulan yemeğe dahi dokunmuyorlardı.


Kapısı açık, gıcırdayan ve kalabalık olan evimizin için de babam bir ara odadan çıkıp kalabalığın sessizliğini yararak odasına gitti. Bende arkasından koşarak gittim. Kapı önümde koskocaman olmuştu. Cesaret edip açamadım. Kapı deliğinden baktım bir şey görülmüyordu. Kulağımı dayadım. O kadar sessizdi ki kendi soluğum, yüksek sesle kulağıma çarpıyordu. İçeriye dinlediğimde de hiç bir ses duyamıyordum. Sanki içeride kimse yoktu. Biliyorum gördüm babam içeriye girdi. Ama şimdi, sanki kimse yoktu. İçeri girsem babamı görsem, korkardım. Cesaret edip giremedim odadan içeri. Kendi soluğumla birlikte babamın sessizliğini dinledim.


Teyzem de bu sessizliğe ortak olmak için İtalya'dan gelmişti. Ama bu sefer bir başka gelmişti. Bana kıyafetler, oyuncaklar, çikolatalar ve şekerler getiren teyzem, bir küçük çantası, elinde mendili, başında siyah yarı açık örtüsü ile evimizin içinde bir oraya bir buraya gidiyordu.


Evin içinde sayamadığım kadar çok kişi ve başımı okşayan onlarca insan var ama kimse çıt çıkarmıyor. Anlamıyordum. Küçüktüm.


Babam sessizliği o kadar çok kaybetmek istiyordu ki, beni karşısına aldığında konuşmak için çenesi titriyordu. Bu arada babamı ilk defa iki günlük sakalı ile görüyordum. Anlatmak istiyor sırtından bu ağırlığın düşmesini istiyordu. Zeytin toplarken ki semerinden daha ağır bir yüktü. Ağırlaşıyordu.


Babamın titreyen çenesinden boğuk bir ses çıktı. Koluma taktığım büyük saate bakarak "Saat kaç?" diye sordu. Anlamamıştım. Titreyen çenesiyle yine sordu, "Saat kaç?"

"Bilmem" dedim. İki dizinin arasına sokulup aynı yönde kolumu kaldırıp gösterdim.

"Hikmet, annen bir daha gelmeyecek oğlum" dedi. Ben babamın suratına dönemedim. Ama anlamadım da. Saçlarım ıslanmaya başladı. Babamın sessizliğe eşlik eden gözyaşları saçlarıma sicim gibi yağıyordu.


Ben o zaman, koluma takılan saatte zamanı unutmak yerine, babamın gözyaşlarıyla beslediği saçlarım da ağırlık bildim. Çok değil, yirmi sene sonra ağardı.


Zamanın gitmeyen, aslında düşlediğin yerde seni büyüten bir dilim olduğunu anladım.


Hayat, benim saymadığım kadar hızlı geçti, Bahar adında bir kadınla evlendim.


Beni her bahar dizlerine yatırıp, saçlarıma yağmur yağdırdı. Annemin toprağı dizleri gibi sıcacıktı.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember