BAZI ŞEYLER ANLATILMAZ

Yorgunlukla bıraktım kendimi yatağa, kemiklerim sızlıyor, boynumdan başıma doğru sinsi bir ağrı ilerliyordu. Yatağın üstündeki dağınıklığı ayağımla yere ittirip, üşüyen bedenimi battaniyeye sardım. Etrafı toplayacak gücüm kalmamıştı. Yapmak istediğim tek şey sessizliğin koynuna sinip uyumaktı, mümkünse sonsuza kadar. Bedenim her ne kadar uykunun en kutsalını arzulasa dazihnim hala hayatın akışındaydı. Geçirdiğim günün sesleri birikmişti içime, gözlerimi her kapattığımda çok sesli bir koro karşılıyordu beni. Sokak satıcılarının bağırışı, sinir bozucu araba kornaları, sırnaşık kedilerin miyavlaması, gençlerin tiz kahkahaları, gardiyanların soğuk sesleri… Hepsi birbirine karışıp bir bütün oluyorlardı beynimde. Bıkkınlıkla komodine uzandım, el yordamıyla buldum telefonumu. Kafamı kaldırmaya bile halim yoktu. Parmaklarım düşüncelerimden bağımsız dolaşıyordu parlak ekranda, işaret parmağım birden onun adının üstüne duruverdi. Aramalı mıydım? Onunla konuşmaya ihtiyacım vardı ve belki de omuzunda ağlamaya.‘’İhtiyacın olduğu zaman sakın çekinme.’’ dememiş miydi giderken bana?Sıcak bir öfke duygusu aktı damarlarımdan, kendi acizliğime kızıyordum. Başıma gelen ilk zorlukta savaşmaktan kaçınmış, bir çocuk gibi beni elinin tersiyle iten bir adama sığınmayı seçmiştim. Yine.Adım gibi biliyordum titreyen telefonun ekranında adımı gördüğünde alayla gülecekti, hâlâ ona bağlı olmamın verdiği keyifle açacaktı telefonunu. Onun kalbindeki hiçliğim daha da derinleşecek, en sonunda tamamen kaybolacaktım. Geçmişin özlemi ile doldu içim, her şey ne kadar güzel ilerliyordu oysa. Hiç ummadığım bir anda yönünü değiştirmişti rüzgar, fırtınanın ortasında çırılçıplak kalmıştım ve benim gibi biri için tek başına rüzgara karşı yol almak çok zordu, o da farkındaydı bunun.

Aslında beni bekleyen sonu en başından biliyordum, biraz da bu yüzden affedemiyorum kendimi, bir gün beni tek başıma bırakacağını bile bile yola çıkmıştım onunla. Şimdi büyük büyük laflar ettiğim, onu korumak uğruna karşıma aldığım herkes gülüyor olmalı halime. Ne günlerdi! Parmak sallıyordu herkes bana, devam etmememe dair öğütler doluyordu kulağıma ama duymuyordum. Hakikatin ben de farkındaydım ama cehalet daha yaşanabilir kılıyordu hayatımı. İlk defa kendi pembe rüyamda bu kadar mutluydum. Güneş battı sonra, karanlık çöktü yine, uğursuz bir gece yarısı tıpkı şimdiki gibi “Bitti.” dedi birdenbire. Oysa hiç başlamamıştı ki… Sakince devam etti konuşmaya: “Önce üzüleceksin, acı hiç geçmeyecek gibi gelecek. Karanlık her çöktüğünde ağlarken bulacaksın kendini. Rahat vermeyecek iç sesin sana, hiç susmayacak. Anılar bir perde gibi inecek gözünün önüne, meğer ne çok yaşanmışlık birikmiş ceplerinde. Beraber arşınladığımız sokaklardan kaçacaksın köşe bucak, geri gidecek ayakların. Sonra bir sabah uyandığında göğsündeki sızı, karnındaki huzursuzluk, yerini derin bir boşluğa bırakacak. Sevgi, nefret, merak… Hiçbir duygu kalmayacak içinde bana karşı. Zaten tüm bu duygular, bizim onlara yüklediğimiz anlamlar yüzünden önem kazanmıyor mu?’’ O an içimde bir yer kırıldı, can damarım kopuverdi sanki, öyle bir acıydı ki hissettiğim, ağzımı açıp iki kelimeyi yan yana bile getiremedim. Sessizliğim onu da ürkütmüş olacak ki “İyi misin? Bir şey söyle.’’ dedi omuzlarımdan tutarken. Tasalı, acı bir gülüş yapıştı kaldı suratıma. “Hem ben sana söylemiştim böyle olacağını. Uyarmıştım seni!’’ dedi sert bir sesle. Tepkisiz kalmam öfkelendirmişti onu. Yenilmesi yutulması uzun çiğneyişler gereken sözlerdi işittiklerim, ondandır ki o geceden beri bir yumru var boğazımda. Kış boyu giydiği ceketini aldı sonra, dışarıda sinsi sinsi yağmur çiseliyordu. Kapıya doğru ilerken “Tüm bu söylediklerimin yanında ihtiyacın olduğu zaman aramaktan çekinme, zor bir süreçtesin biliyorum.’’ dedi zoraki bir sesle, bana yüzünü bile dönme gereği duymamıştı.


Ensemden sırtıma doğru ilerleyen karıncalanma hissi ile ayaklandım, bu duygularımı daha fazla bastıramayacağımın habercisiydi. Ne ruhum ne de bedenim bunu artık taşıyamıyordu. Zaten ben de artık yüreğimde bir çürükle yaşamak istemiyordum. Öfkemi, kederimi ve belki de nefretimi kusmalı, geçmişin izlerini kopartıp atmalıydım derimden. Bağırmak rahatlatır mıydı beni? Veya etrafı yakıp yıkmak? Her ikisine de gücüm yok esasında, soluklarım bile sayılı adeta. Odanın içinde dolanırken bir kağıt parçası çarptı gözüme, içimde bastırdığım tümbu duyguları atabilmemin tek yolu yazmaktı. Derin bir nefes çektim ciğerlerime, dağınıklığın içinde zar zor bir kalem buldum.


“Hayatımda yeni birine en çok ihtiyacım olduğu zaman çıktın karşıma” demiştim bir keresinde. Sen de her zamanki umursamazlığınla beni geçiştirmiş: “Tesadüf işte, kulak misafiri olmuştum sadece konuşmalarınıza.’’ demiştin. Aslında kast ettiğim hiç o kadar basit değildi, en azından benim için. Anlamanı beklemiyorum, bana hep hayatı ciddiye almayan yanını gösterdiğinden olsa gerek empati yapamayacağını varsayıyorum. Belki alay bile edersin benimle! Ard arda yaşanan ve sonucunda hem fiziksel hem de ruhsal olarak darbe aldığım ilişkilerim oldu, bunun dışında babamın intihar girişimini bir türlü sindiremedim kendime. Oysa en yakınlarıma anlatırken bile çok kolay bir şeymiş gibi geliyordu kendi sesim kulağıma, sanki o kadar da önemsemiyormuşum gibi. Ama içten içe öyle değil işte, köpek gibi korkuyordum, ama anlatmak istediğim olay bu değil. Sonunda ben de kapadım kendimi. Kimse ile tanışmak istemedim, buluşmalara gitmedim, kimseye güvenmedim kendime bile. Her şeyden soğudum ve hatta iğrendim. Ne gerek vardı tüm o çabaya ve efora? Sonu aynı bitecekti nasılsa, süreci benden iyi kimse bilemezdi. Mantık çerçevesinde bakmaya çalıştım her şeye ama insan olduğum için bu imkansızdı. Ben de duygu kaynaklı hislerimi yazı aracılığıyla boşaltmaya karar verdim. Zaten kimse ilk cümleden sonrasını okumuyordu yazdıklarımın, hiçbirinin ruhu duymadı. Bu durum baya böyle devam etti, hatta o süre zarfında çevremdeki arkadaşlarımın hepsi benim sözlerim yüzünden sevgililerinden ayrıldılar. Sonra ne değişti bilmiyorum. Ya ben sürekli kendimi kontrol etmekten yoruldum ya da haksız olduğumun farkına vardım. Denemekten ne çıkardı? Ne kaybederdim en fazla? Hem her insan farklı bir dünya değil miydi? Aynı şeyler yaşanmazdı. Zaten kendi içimde göreceğimin en kötüsünü görmüşüm! Daha kötüsü ile karşılaşsam ne olurdu ki? O noktada seninle tanıştık işte. Açıkçası başlarda o kadar da önemli biri değildin benim için, seninle sohbet etmek zevk veriyordu bana. Daha fazlasını istemiyordum zaten, sen de pek benim tipim sayılmazdın. Ama garip bir enerji olduğunu hissettim aramızda, yalan yok. Seninle sohbet etmeyi, vakit geçirmeyi sevdim, hatta bazen keşke ilişkimiz sadece arkadaş boyutunda kalsaydı diyorum; bence daha güzel biriktirirdik. Senin düşüncenin aksine ben ortak noktalarımız olduğunu düşünüyorum, bunları keşfettikçe yakınlaşmaya başladım sana. Sonra sen “Benden bir beklentin olmasın, duyguların insanı değilim ben.’’ dedin, benim için hava hoştu, üzülmeyeceğimi biliyordum. Senin de kafan karışıktı zaten, kendin de itiraf etmiştin zaten ne istediğini bilmediğini. Benim için bir isim koymak önemli değildi, akışa bırakmak o süreçte en mantıklısıydı. Korkun ve çekingen neydi asla anlayamadım. Bir de seninle iletişimi kesme cesaretini bulamadım kendimde. Oysamantıken benim açımdan kaybedeceğim hiçbir şey yoktu, karşındaki insan sana net bir şekilde seni üzeceğini söylüyorsa zaten yerin bellidir ve bu durumda kaybedecek neyin vardır ki?

Sonrasında o eğlenceli sohbetlerimiz daha da ilerledi, hiç düşünmediğim noktalara kadar uzandı.

İşte o zaman bitirmeliydim belki her şeyi ama düşündüğüm kadar cesur değildim. Bitiremedim. Öyle kök salmıştın ki hayatımda, söküp atmak gün geçtikçe daha zor bir hal almıştı. Gün geçtikçe bana gösterdiğin adamın ardındaki gerçek insanı merak etmeye başladım ama sen bana bunu göstermekten hep kaçındın, bu arzumu sana söylediğimde ise “Gerek yok.’’ diyip, konuyu kapadın.

Ne zaman yakınlaşsak sonraki günler hep benden kaçtın, duvar ördün aramıza. Oysa benim senden hiçbir isteğim yoktu. Düşüncelerini değiştirmeye de çalışmıyordum, yanımda kalman bana yeterdi. Başka hiçbir isteğim yoktu. Belki isteklerinde yeterince dürüst değildin, söylediklerinin de fazlasıydı arzuların. Bu da şartlardan ötürü zor gözüktü gözüne, sen de uğraşmamayı seçtin. Yine de yüzüme bile bakmadan öylece gitmen, beni derinden yaraladı.

Her gece kendimce nedenler bulmaya çalıştım ama olmadı, bir cevap bulamadım. Cevap bulamadıkça daha çok üzüldüm. Vicdanen kendini rahat, egosal anlamda zevkin en uç seviyesinde hissedebilirsin.

Sen haklı çıktın.’’



  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember