BEYAZ YA DA YAS

Geçmiş, dilin bıraktığı en hasarlı kelime. Eğer oraya, geçmişe dönebilseydim her şeyin başlangıç noktasını değiştirebilir miydim? Bilmiyorum. Kırk bir kere dolup boşalan, kırk birinde de hıncını atamayan bir bıçağın başrolüyüm. Güngör benim adım. Güngördü. O kadar varım. Buz gibi ellerimi, kemikli, iri, sarı ellerimi biliyorum bir de dilimi, yalnızca kendi dilimi. Hepsi önceden kalma. Çünkü artık yalnızca ona inanıyorum.


Dört katlı bir pasajın ilk katındaki çay ocağında çalışıyorum. Çalışıyordum. Olayların çıkış noktasını bulmadan önce. Bu bedende, bu siyah, simsiyah, keskin bedende yeniden can bulmadan önce.


Bir arabanın içinde evler saate, saatler sekize, sekizler aklıma karışırken ya bu zaman yoksa diye düşünüyordum. Ya beni dürtüp duran bir el durmadan adımı sayıklıyorken ben aslında alemlerin en derin hücresinde bir kan kırmızısıysam? Yüzüme inen derin bir imlemeyle başka bir yaşama uyandım. Eğer kader diye bir şey vardıysa o da evren tarafından yazılan bir gen aktarımıdır. Genlerimde beni çoktandır bekleyen bir kabusa uyandım ben de.


O kış akşamı çay ocağından çıkıp eve vardığımda birini öldürdüm. Aklım kadar karışık, karışık, karışık, daha da karışık bir akşamda. Eve girmiş, sobaya birkaç odun atmış, radyoyu açmış ve koltuğuma oturmuş üç sene önce başladığım öykümü bitirme kararı almıştım. Radyoyu belki de açmadım, hatırlamıyorum. Önemi de yok.


Midem bulanıyor, tüylerim kaşınıyor. Buz gibi bir ocak sabahı. O gün de buz gibiydi.


Karşı binada bir kadın yaşıyor, beyaz kedisi var, ocağı, çay bardağı, kül tablası ve dolup boşalan öfkesi var. Çok yaşlı birisi. Kurtulmak istiyor yaşamdan, evden, kediden ve beyazdan. Çok beyaz olmuş biraz da karaya çalınmak istiyor. Etine tırnaklarını batırıyor her gün, hücrelerini yokluyor. O akşam ona gittim, iki hafta önce davet etmişti beni. Bir ses arıyordu kendine, olay ben değildim. Zaten hayatımdaki hiçbir hikayede olay ben değilimdir. Yazamadığım, çoktan vazgeçtiğim öykümü yarıda bırakıp uzun zamandır ertelediğim buluşmaya gitmeye karar verdim. Köşedeki çiçekçiden beyaz nergisler aldım ve iki adımda çıktım evinin merdivenlerini. Kapıyı açtığında beklenmedik hiçbir şey olmadı. O gün beklenmedik hiçbir şey olmadı. Her şey yazılmıştı ve her şey aritmetikle hesaplanmıştı.


Yeşil ve tekil koltuğa oturup artık kar yağmadığından bahsettik. Dünya'nın gittikçe kabuğuna çekildiğinden ve küresel ısınmadan falan. Ona göre küresel ısınma çürüyen geçmişten çıkan iğrenç dumanlardan kaynaklıymış bana göre kocaman bir hiçlikten. Hiç yani, o kadar. Hiç. Hayattaki her şey hiçtir çünkü yaşam dümdüzdür.


Duvarları izledim biraz, resimler asılıydı. Hiçbir anlam ifade etmeyen resimler... Zaten bir şeylerin fanatiği olsaydı, mesela bağlarının ve duygularının, yaşamdan bu kadar uzak olabilir miydi? Turuncu bir köşe ışığı yanıyor, kedi uyukluyor, bardak boşalıyor, artık dolmayacak. Birazdan bana ölmek istediğini söyleyecek. Onu öldürmemi isteyecek. Güven ve sevgi duygusuyla gözlerimin içine bakacak, aradığını bulamayacak, onun da midesi bulanacak çünkü kendini daha çok uzak hissedecek, içindeki maraz gün gibi ortada kalacak.


"Bir şey arıyorum, bir şey. Bir yalan belki ya da kırmızı bir saçmalık, çok acele bi' sevişme, duygulu bir bakışma, bir yalancı? Ne arıyorum ben?"


Diyaloglarda hiçbir zaman iyi olamadım.


"Eğer hayatta tek bir gerçek varsa ve o gerçek beni hiçbir zaman bulmadıysa aranılan tüm o yavan isteklerde hiçbir anlam bulamıyorum. Hayatta sağlam şey bir kere yaşanır. Değil mi?"


Cevap veremiyorum, sahiden bir kere mi yaşanır?


Sonrası malum, sonrası benim sıfatıma atılmış yeni isim, katil. Herkes daha fazla yaşayabilmek için bir kurban seçer kendine, o daha cesaretli ölebilmek için kurban seçti. Ben onun ölümünün yancısından başka bir şey değilim.


Bardağına attığım zehir, kanına karışan heyecan ve kedinin uykusu, hepsi beş dakika kadar sürdü. Zehri içine aldı, bana teşekkür etti, zehri içine daha çok aldı. Zehir önce ağzına sonra göğüs kafesine sonra içindeki hücrelerine dağıldı. O öldüğünde ben de bayılmıştım. Uyandığımda simsiyah ve tüylü biriydim. Ağzımdan çıkan ses, içinde yaşadığım dil bir kuğurtudan başka bir şey değildi. Kanatlarımı açıp kapadım, kuğurtularımı yükselttim, önce kediyi sonra da kadını yedim. O gün beklenmedik hiçbir şey olmadı.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember