Duvarlar Üzerine

Yeryüzünden bir ışık huzmesi saçılıyor gökyüzüne doğru. Bu defa yanlışlarımız hesaplanmamış, hep doğrularımız katılmış hesaba. Bu defa üzgün değilim. Üstelik bu kuvvetli ihtişam da artık korkutmuyor beni. Korkutamıyor beni. Her şeyden soyutlanmış, kendini her şeyden mahrum bırakmış, yıllar boyunca yalnızlığın sınırlarında dolaşıp kendini sınamış, kendini ait hissedemediği her yerde bir şey daha kavramış, göçüp gitmektense kalıp yaşamayı tercih etmiş biri gibi; sessiz, durgun, kuvvetli. Anlamak için çok didindiğim fakat bir türlü anlayamadığım bir olguydu bu; insanların arasına girme, kalabalıklara karışma düşüncesi. Gün içinde oradan oraya savrulan, bir yerlere yetişmeye çalışıp çoğu zaman geç kalan, öfkelenen, gülen, aşık olan kalabalığa karışmak. Fakat sanırım insan bi' durup düşünmeli. Kalabalıklar göz alıcı geliyor muydu ki? Anlatamamak veyahut anlaşılmamak meselesi sandığın şey, zaman geçtikçe çok farklı başka şeylere dönüşür gözünde. Anlarsın ki sorun senin anlatışında ya da onların anlayışında değilmiş. Sorun başka, çok başka bir yerlerde, gizemini sürekli koruyan, ara sıra ses veren, tüm gizemine rağmen dizginlenemeyen bir şeymiş; bir histir bu, bazense bir olgu. Derin bir yerdedir ve kendini kanıtlamaya ihtiyaç duymaz. Zorla karşına çıkmayan bir şeydir, zaten hep duyarsın onu. Emir vermez, yönlendirmez, fikirlerini dile getirmez. Çünkü bunlara artık ihtiyacı yoktur. O his çoktan sana dönüşmüştür, sense ona. Hep yabancı sandığın, gerçek tarafındır o senin. Bunu fark ettiğinde kızmayı bırakıyorsun. Tartışmalardaki yüksek sesler, söylenen sözler, birilerinin gitmesi, yalnızlık, sessizlik... Hiçbiri sinirlendiremiyor seni. *** İnsan bütün kötülüklerin, bütün kavgaların içinde, o aniden gördüğü mavi gökyüzüne, arada kaybolup giden güzel bir cümleye, tek bir anlık yakalayabildiği bir bakışa inanmak istiyordu; sanırım umut buydu.  *** ''Aslında'' dedim, ''sorun şu: yaşadığım hayat bana ait değil gibi.'' Ait olamadığım her yerin köşe başlarında bedenim eriyor. Halbuki her şey ne kadar güzel, ne kadar gerçekti eskiden. Şimdi ise gerçekliği ayırt edemiyor gözlerim. Hala buradayım, hala tetikte. Hala zihnimin bütün algı duvarları açık. Peki bu bulanıklık neden? Ne zaman bu kadar bulanık oldu her şey? İçildiği anda yakıcı gelen ve kanda yavaşça dolanan bir alkol; yanıltıcı. Bütün yanılgılar dört bir yanda. Sanki bir şey anlatmalı hiç durmadan. Sanki konuşmalı vakit daha çok geçmeden. Sanki kanıtlamalı bir şeyleri. Sanki seni kaybetmemeli. Sanki kelimeler geri vermeli bir şeyleri. Neredeyse kelimelerden nefret edecektim. Beni yaratan kelimelere sırtımı dönecektim. Çünkü seni bana vermediler. Uzun ve karanlık bir sessizliğe gömüldü her şey. Kelimeler bütün meydanlardan çekildi gecenin bir yarısı. Artık susmak gerekiyordu, anlıyordum. Halbuki anlatacak ne çok şey vardı. Ama artık susmak gerekiyordu, anlıyordum. ''Lütfen'' diyorum yazarken. Neredeyse yalvaracağım. Neredeyse yıllardır kurduğum duvarları yıkacağım bir anda. ''Şu cephanelerden bi' kurtulsam, savunmasız, naif ve uysal kalsam, sever miydin beni?'' dedim. ''Alır mıydın beni yanına?'' Sonra yeniden baş kaldırıyor içimdeki kadın, ondan kurtaramıyorum kendimi. ''Ama'' diyorum, ''o beni gerçekten sevecek'' ''Edemez.'' diyor. ''Alabilir beni buradan'' diyorum. ''Hayır, alamaz'' diyor, ''Çünkü öyle bir yerdesin ki...'' Yeniden yükseliyor duvarlar. Bu duvarlara bir şey diyemiyorsun. Aklıma senin duvarların geliyor sonra. Senin duvarların bile ne güzel. Öfken bile mutluluğu andırıyor senin. Ben bu duvarları yenemiyorum. Bir adım daha atsam üzerime yıkılacaklar sanki. Ben bu duvarları aşamıyorum. Ben burada yapamıyorum. Beni benimle mi bırakacaksın? Sahiden, beni benimle mi bırakacaksın? *** Kadın yüzünü ateşe döndü her yer kırmızı Kadın yüzünü aynaya döndü her yer bulanık Geçmişine döndü yüzünü her taraf silinmiş Akreple yelkovanı dahi bilmediğim bir zaman diliminden geçiyorum şimdi. Yanımda insanların görmediği, yalnızca benim görebildiğim bir sen varsın. Odamda durmadan yanıp duran bir mumun kırmızı, turuncu, güçlü ışığındasın. Gittikçe gücü azalıyor ve cılız da olsa aydınlatıyor etrafı. Sen bir odayı, bir hayatı, bir geceyi, bir sabahı, bir geceyi, bir gökyüzünü böyle aydınlatırsın. Aklıma kazıdığım yüzünün çizgilerinde dolaşıyorum. Ve bilinmezliğin yüzü, gülümsüyor bana haince. *** Eskiden korkuyordum. Artık korkmuyorum. Hayat bütün zırhları üzerimden attığımda gelsin. Pişmanlığım, öfkem, hüznüm kalmadı. Her şeyi unuttum da geldim. Kadın olmanın zorlu, ilham verici, özendirici gücünü kuşandım üstüme. Şu anın sonsuzluğuna ve şu anın susamışlığına adadım kendimi. Zamana karşı açtığım davalar kapandı. Hepsinden yenilgiyle çıktım da güçlendim. Hep sustum evet ama neye yaradı bu suskunluğum? Hep koştum evet ama nereye? Artık korku yok. Geride sadece şu an kaldı; şu gece, şu saat. Zafer ya da yenilgi mühim değil. Her halükarda kutsanmış bir ruh. Hem artık yarış da yok. Gün ışıkları döndü gecelere. Doğa dahi ayak uydurdu.


Resim: Maurice Denis 

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember