EGON SCHIELE


Egon Schiele, dışavurumculuğun en güçlü ve aykırı temsilcilerinden biridir. Narsisist, cüretkâr ve apaçık. Eserlerinde var olan kişiler, içinde bulundukları bağlamla öyle dramatik bir ilişki içindedir ki bu dramatiklik çıplak bedenlerini kırıp büker, zayıflatır. Buna rağmen duruşları ve bakışlarıyla bu çelimsiz bedenler dramatizme meydan okuyor gibidir.

Schiele’ye göre hayatta var olan çirkinlikleri güzelmiş gibi gösteren sanat anlayışı insanları kandırmaktır. Sanıyorum bu yüzdendir ki eserlerinde insan psikolojisinin karanlık ve umutsuz izleriyle seyircisini adeta huzursuz eder. Sanatçı çoğunlukla çizdiği otoportre ve figürler ile tanınıyor olsa da, mekan betimlemeleri de yapar ve bu çizimlerde de kullandığı perspektifsiz ve alışık olduğumuz atmosfer kurallarına aykırı tekniğiyle aynı derinlik ve karamsarlık hissini yakalar. Yaşadığı dönemde, çizdiği insan bedenlerinin apaçık ve ham hali, insanları şaşırtmış hatta rahatsız etmiştir. Sanatının pornografi mi yoksa erotizm mi olduğu konusunda çokça tartışmalar yapılmış ve hala yapılıyor olsa da bir sanat akımına yön veren ve ölümünden yüz yıl sonra hala kendinden bahsettiren bu yetenekli ressam, kendi hayatını da eserlerindeki figürler gibi bedeniyle yaşamıştır.


İSTASYON ŞEFİ OLARAK DOĞUP RESSAM BÜYÜMEK

Schiele 1980 yılındaki bir istasyon şefinin oğlu ve baba mesleğini yapacağı düşünülen bir erkek çocuğu olarak Avusturya’nın Tulln kasabasında doğmuştur. Çocukluğu tren istasyonunda geçerken o, içindeki çizme dürtüsünün farkındadır ve günlerini lokomotifleri çizerek geçirir. Onun için farklı bir yaşam tarzı kurgulamış olan babası bunu fark eder ve küçük Egon’un eskiz defterini yakarak yok eder. Egon on dört yaşındayken babası vefat ettiğinde annesinin ve dayısının desteğiyle bu dürtünün peşinden giderek, 16 yaşında Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydolan en genç öğrenci olur. Akademi tecrübesinin onun için en büyük avantajı Gustav Klimt ile tanışmaktır. Klimt, onun eserlerini inceledikten sonra yeteneğinden etkilenir ve onu kanatları altına alır. Üçüncü sınıfa geçtiğinde akademinin ekolünün kendine uymadığını düşünen Schiele okuldan ayrılır ve kendi stüdyosunu açar. Yaşadığı yerdeki kadınları nü modeller olarak kullandığı için, toplum ahlakını bozduğu ve küçük bir çocuğu baştan çıkardığı iddiasıyla 24 gün hapis yattıktan sonra hakkındaki suçlamalar düştüğünde “erotik resimleri uygun ve güvenli yerde bulundurmamak”tan dolayı ceza alır ve resimlerinden biri mahkemede gözlerinin önünde yakılır. Yine de tüm bunlar onun çizme arzusunun önüne geçmez. Schiele için insan vücudu bir saplantıdır denilebilir.

Sanat eleştirmeni ve küratör Jane Kallir, Schiele’nin erkeklerin arzularına yönelik kadın bedenleri yerine bütün kadınlığı ve çıplaklığıyla, artistik endişeden bağımsız, ham ve etkileyici vücutlar çizerek dönemin popüler güzellik algılarına meydan okuduğuna dikkat çeker. Tarihi sürece bakıldığında bu düşünce tutarlıdır çünkü Schiele hapiste yatıyorken varlığından haberimiz olmayan onlarca kadın Viyana’da cinsiyet eşitliği için mücadele veriyordu. Bu anlamda bazı kaynaklar Schiele’nin eserlerini bir tür erken feminizm gibi görür.


Çünkü o, kadın cinselliğinden korkmuyordu ve yersizlik onun sanatında değil, gerçek dünyadaydı.


1915 yılında Edith Harms ile evlendiğinde dünya savaşı sürmekteydi ve Schiele Prag’da görevlendirildi. Savaşta bulunduğu bu dönem onun için zor değildi, aksine sanatını gerçekleştirmeye Rus askerlerini çizerek devam etti. Üç yıl sonra Viyana Secession’un kırk dokuzuncu yıllık sergisinde yer aldı ve sergi onun için başarılı geçti. Fakat o sonbaharda adeta orman yangını gibi hızla yayılan İspanyol gribi önce eşini ve karnındaki çocuğu, daha sonra da Egon Schiele’yi yakaladı. Egon Schiele yirmi sekiz yıllık yaşantısına neredeyse üç bin resim sığdırdı.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember