Gregor'a Uyanış

Bir şeyler anlatacağım.


İnsanlar yürüyorlar fakat ben gidemem onlarla. Sen beni sevme. Sevme çünkü ben alışamadım dünyaya.Zıtlıkların ortasına doğdum. Buradan bakıldığında hayat hiç de oradaki gibi değil. Oradaki dünya nasıl? Dünyalarımızı masaya koyalım. ‘’Kabul’’ diyorum, ‘’sizin dünyamız benimkinden üstün.’’



Kelimelerimi alacaklar diye korktum sana yazarken. Hiçbir şeyi sevmedim Türkçeyi sevdiğim kadar. Türkçenin karmaşık dünyasına girdim. Birbiri ardına dizilen, hepsi birbirini tamamlayan, domino taşları gibi devrilip yeniden ayağa kalkan cümleler gördüm.


Bekle biraz.


Sevdiği şeyler uğruna fedakarlıklar yapabilen, istediği şeylerin peşinden hiç durmadan giden o hırçın kız... Kendimi anlatıyorum. Bir yanım egoist biraz hala. Hala seviyorum kendimi bencilce. Durup dururken ölüyorum satır başlarında. Ertesi güne yeniden doğuyorum ölümün ardından. Ben doğdukça annemin karnını kesiyorlar her gün yeniden. Dikiş atıyorlar anneme. Annemin karnındaki dikişler benim izlerim. Kendimi değiştirmeye çalışıyorum. Halbuki insan nasıl değiştirebilir kendini? Pratikte mümkün değil, teoride zihnimle oynuyorum.


Kapıdan biri girdi. Biri değil, birileri onlar. Ellerinde silahlar var. Birazdan öleceğim bu evde. Ölmek güzel ama burada ölmek ne kadar da acizce. ‘’Siz beni yine vurun ama önce başka bir yere gidelim.’’ Diyorum. Tutuyorum katilimin ellerinden. Katilimin yüzündeki ince çizgiler benim izlerim. Önünden geçip de bakmaya korktuğum sokağa gidiyoruz. Hani bir sahaf vardı orada. Sokağın atmosferi o sahafla yıkanmıştı. Çıkmaz bir sokak burası. Geçiyorum karşılarına; bir silah sesi. ‘’Ne tuhaf’’ diyorum; ‘’ölüm

çıkmaz sokaklarda bile bir çıkış noktası verebiliyor insana.’’


Durup dururken doğuyorum satır başlarında. Ben doğdukça annem beni kucağına alıyor. Ben doğdukça seviniyor annem. Annemin yüzündeki gülümsemeler benim izlerim. Ana rahminin güvenli, nemli ormanlarından dünyaya ilk bakış; burada olmanın bir nedeni var.


Gittikçe soğuyan bedenimin yanına biri geldi. Biri değil, birileri onlar. Bir şey söylemeye çalışıyorum son kez. Son kez dahi olsa bir şey söylememe izin vermiyor kendime ördüğüm duvarlar. Ölürken bile ‘’kurtarın beni’’ diyemiyorum.


Gregor gibi uyanıyorum ölümün ardından; değişmişim. Beş dakika geçmiş, ben yeni bir yere gelmişim. Küllerimden doğmuşum desem yeridir. Okyanusun üzerinden esen rüzgarlar gibi; bir o yana bir bu yana salınan, hiçbir yere varamayan küllerimden doğmuşum. Beni ben yapan bu küller. Bu küllerin acımasız, derin, kekremsi tatları beni ben yapan. Sevdikçe özgürleşen, özgürleştikçe yaşadığını hisseden biri gibi gelmişim buraya.


Bu küllerin üzerinde yaşanmış bir hayatın izleri var. Tarih beni yazmayacak mı?




Resim: Stefan Żechowski

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember