“HEM COĞRAFYACI HEM DE GEZGİN”

Dr. Adem Yulu: “Hem Coğrafyacı Hem de Gezgin”

Sevgili Adem Yulu, İstanbul Üniversitesi’nden arkadaşım. Edebiyat Fakültesi’nde kendi bölümlerimizin temsilcileriyken tanışıp dostluğumuz bugünlere kadar geldi. Öğrencilik yıllarımızdan itibaren sosyal sorumluluk projeleri geliştirip topluma nasıl daha faydalı olabilirim diye çabalaması ise takdire şayan. İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümünden mezun olduktan sonra akademisyen olarak kariyerine devam ediyor. 6 yıl araştırma görevlisi olarak çalıştığı İstanbul Üniversitesi’nden 2018 yılından ayrılarak Iğdır Üniversitesi’ne geçti. TÜBİTAK tarafından onaylanan ve hayata geçirdiği Doğa Eğitimi projesi ve akademik danışmanlığını yaptığı TÜBİTAK lisans araştırma projelerinin yanı sıra Iğdır’da hem çeşitli sosyal sorumluluk projelerini yürütüyor hem de TEMA Vakfı’nın Iğdır İl Temsilciliğini yapıyor.


Seda Tansuker: “Coğrafyacı” denildiğinde; Küçük Prens’in ziyaret ettiği altıncı gezegende yaşayan ‘gezegen sakininin’ bir coğrafyacı olup kâşif olmadığını söylediği bölüm aklıma geliyor. Sevgili Adem Yulu, siz hem coğrafyacısınız hem de bir gezgin. Kamboçya, Tayland, Singapur, Kazakistan, Ermenistan, İran ve Filipinler başta olmak üzere pek çok ülkeye gittiniz, orada hem akademik çalışmalar yaptınız hem de sosyal sorumluluk projelerine dahil oldunuz. Ağrı Dağı’na üç kere tırmandınız. Genelde akademisyen olanlar teoriye ağırlık verirken siz hem yeni yerler keşfediyor hem de bilimsel alanda çalışmalarınıza devam ediyorsunuz. Keşfedip, bilimsel çalışmalarınızı yapacağınız yeni duraklarınız nereler olacak?

Adem Yulu: Türkiye’nin saygın coğrafyacılarından biri olan Prof. Dr. Erol Tümertekin, “İstanbul, İnsan-Mekan” kitabında coğrafyacıyı şöyle tanımlar: Aslında, ilk coğrafyacı diğer tarafta ne olduğunu görmek için bir ağaca tırmanan ya da bir akarsuyu geçen ilk insandı. Belki de, o kişi coğrafyacıların hâlâ sordukları soruları kendi kendine sormuştur: Orası neresi ve orada ne var? İnsanın kendi yapısında bulunan ve “yer”ler hakkındaki eski ve giderilmez merakı bizi sarmalamaya devam etmekte. Hiç kimsenin kolay kolay gidemediği ya da gitmek istemediği uzak bölgelere giderek yerel halkla iç içe yaşamanın bir cazibesi olduğunu düşünüyorum. Bu, belki de “ötekiler” diye gördüğümüz insanlar arasında koyduğumuz yapay engelleri kaldırmanın bir aracı olarak da görülebilir. Öte yandan, akademisyen kimliğimin sunduğu imkanların daha sık seyahat etmemi ve mesleğimi daha kolay bir şekilde icra etmemi sağladığını da belirtmek isliyorum. Örneğin, Erasmusgibi yerküre üzerinde hareketliği kolaylaştıran ve hızlandıran değişim programları sayesinde farklı ülkelere gitmek daha kolay. 2019 yılında Filipinler Devlet Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak kaldığım süre zarfında bu tür anlaşmaların faydasını görerek bu üniversite ile Erasmus+ KA107 anlaşması imzaladık. 2020 yılının başında Ulusal Ajans’a sunduğum proje ajans tarafından kabul edildi. Şimdi bu proje kapsamında Filipinler’e tekrar gideceğim. Aynı şekilde, Filipinler’deki öğretim üyeleri de bu programdan faydalanarak Iğdır’a gelecekler. Filipinler dışında başka ülkelerle anlaşma imzaladığımız Erasmus+ KA103 değişim programı söz konusu. Her ne kadar pandemi kısıtlamaları hareketlilikleri kesintiye uğratsa da önümüzdeki aylarda Filipinler’e ve Polonya’ya gitmeyi planlıyorum.

S.T.: 35 yaşındasınız ve bu genç yaşınızda hem TEMA Vakfı’nın Iğdır İl Temsilciliğini yürütüyorsunuz. Faaliyetlerinizden bahsedebilir misiniz?

A.Y.: Doğayı geçmişimizden bize kalan mirasın parçası olarak gördüğüm için doğal yaşamı korumanın hassasiyetini taşıyorum. TEMA Vakfı İl Temsilcisi olarak atanmadan önce de vakfın faaliyetleriyle örtüşen çeşitli faaliyetlerde aktif olarak yer alıyordum. Ancak, Iğdır’da doğal yaşamın korunması konusunda kurumsal bir yapının eksikliğini hep hissettik. Bu durum, TEMA Vakfı’nın bünyesinde yer almamı kolaylaştırdı. Yakın zamanda TEMA Vakfı’nın İl Temsilcisi olarak atandım. Iğdır’da yaşayan gönüllülerle birlikte hem okullarda doğa temeli eğitimler verdik hem doğal yaşam alanlarında bir dizi çalışma yürüttük. Pandemi sürecinin neden olduğu kısıtlamalar faaliyetlerimizi olumsuz yönde etkilediğini de vurgulamak istiyorum.


S.T.: Ülkemiz ve dünya genelinde çıkan orman yangıları, depremler ve sel felaketleri hepimizin yüreğini yaktı. Küresel ısınmanın coğrafyamızın üzerinde etkileri nelerdir? Eskiden dört mevsimin yaşandığı ülkemizde mevsimler arası geçişler yerini yaz ve kışa bırakmaya doğru ilerliyor. Bu yaşanan felaketler sadece bir başlangıç mı?

A.Y.: Tarihsel süreç içerisinde gerçekleşen küresel ve bölgesel iklim değişiklerinin neden olduğu felaketlerden yerküre üzerinde yaşayan her canlı payına düşeni almıştır. Ancak, artık dünya nüfusu 8 milyara dayandı ve tüketim miktarı inanılmaz rakamlara ulaştı. Eskiden sadece sınırlı alanlarda kurulan sanayi tesislerinin artık manzara ve doğal yaşam alanlarına kadar yayıldığını üzülerek belirtmek istiyorum. Küresel iklim değişiklerinin sonuçlarından uzun vadede hiçbir ülkenin kaçması pek mümkün görünmüyor. Bu yıl, Türkiye’nin kuzeyinde etkili olan sel felaketlerini ve yine güney kıyılarında uzun süre söndürülemeyen orman yangınlarını tehlikeli bir sürecin içinde olduğumuzun habercisi olarak yorumluyorum.

S.T.: Bu yıl TÜBİTAK’a kabul edilen ve hayata geçen bir projeniz oldu. Bu projeden bahsedebilir misiniz? A.Y.: Öğretim üyesi olarak çalıştığım Iğdır Üniversitesi Coğrafya Bölümü’deki öğrencilerin projeler yoluyla araştırma yapmaya teşvik etmeyi amaçlayan TÜBİTAK Lisans Araştırma Projeleri’nin akademik danışmanlığını yürütüyorum. Daha önce TÜBİTAK tarafından desteklenen bu projeler dışında 2021 yılında TÜBİTAK’a sunduğum “Doğa Benimle Çevre Okur Yazarıyım Her Yerde” projesi Türkiye’de TÜBİTAK 4004 Doğa Eğitimi ve Bilim Okulları Destekleme Programı kapsamında Türkiye genelinde desteklenen 100 projeden biri oldu.

S.T.: Proje yürütücüsü olduğunuz ‘Doğa Benimle Çevre Okur Yazarıyım Her Yerde’ projesinden detaylı bahsedebilir misiniz? A.Y.: Bu projeye Türkiye’nin farklı üniversitelerinde öğrenim gören lisans öğrencileri katıldı. Proje ile farklı alanlarda öğrenim gören katılımcı öğrencilere “yaparak ve yaşayarak öğrenme”, “bilimsel olguları fark etme” ve “ekolojik farkındalık” kazandırmayı amaçladık. 6 Eylül 2021 ile 12 Eylül 2021 tarihleri arasında Ağrı Dağı Milli Parkı ve yakın çevresi başta olmak üzere farklı bölgelerde çeşitli “doğa eğitimi etkinlikleri” gerçekleştirdik. Proje etkinliklerinde ise Iğdır Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere Gazi Üniversitesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Ardahan Üniversitesi gibi farklı üniversitelerde bulunan öğretim üyeleri ve Iğdır İl Milli Eğitim Müdürlüğünden öğretmenler eğitmen olarak görev aldı. Proje kapsamında arıcılıktan, doğal çevrenin korunmasına, jeopolitikten arkeolojiye kadar çok çeşitli konularda “doğa eğitimi etkinlikleri düzenledik Gerçekleştirilen eğitim ve etkinlik süreçleri sonunda proje katılımcılarının birer “çevre okuryazarı” olarak çevresel sorunların farkında olmaları ve ileriki süreçlerde bunlara çözüm üretmelerini hedefledik. S.T.: Sosyal sorumluluk projelerinizi yakından takip ediyorum. Kız çocuklarının okumasına ne kadar önem verdiğinizi, evi olmayan insanlar için herkesi seferber edip destek sağladığınızı, ben değil biz bilinciyle hareket ettiğinizi biliyoruz. Aileniz ve öğrencileriniz sizinle gurur duyuyor olmalı. Hayata geçirmek istediğiniz başka sosyal sorumluluk projeleriniz var mı? A.Y.: “Vicdan gördüğü şeyden sorumludur” diye bir söz vardır. Nereye gidersek gidelim maalesef dezavantajlı grupların yaşadığı mağduriyetleri ve travmaları görmezlikten gelemeyiz. 2012 yılında başladığım aktif iş yaşamımdan beri aslında yakın çevremin de desteğiyle “hayatlara dokunmaya” çalışıyorum. Mardin’de yetim ve öksüz çocuklar için yaptığımız sosyal sorumluluk çalışmalarının yanında Şanlıurfa ve İstanbul’da Suriyeli mültecilerin hayatlarını kolaylaştırmaya dönük çalışmalar ve Filipinler’de slumalanlarında yerel gönüllü gruplarla çocukların yaşamlarını iyileştirmeye dönük uğraşların içinde bulunmaya çalıştım. Yıllar önce eğitim hayatına dokunduğum kız çocukların artık üniversiteyi bitirerek iş hayatına atılmaları beni ziyadesiyle mutlu ediyor.

2018 yılından beri Iğdır’da yaşıyorum. Burada yaşadığım süre zarfında insanların hayatına dokunmaya devam etmek istiyorum. Yakın çevremin de desteğiyle, 2018’den beri 3 ev inşa ettik. Her yıl bir ev inşa etmeyi planlıyoruz. Ayrıca, maalesef ülkemizde halen kırsal yokluğun yaratığı çok çeşitli sorunlar söz konusu. Bu sorunlar özellikle Türkiye’nin doğusunda bilhassa kırsal alanlarda daha fazla hissedilmektedir. Bu kırsal alanlarda yaşayan kız çocuklarının okula kazandırılmasını çok önemsiyorum. Okula kazandırılmayan ve erken yaşta evlenmek zorunda kalan bu kız çocukları maalesef çocuk gelin olarak kaderlerine razı oluyorlar. Sağlıksız bir neslin parçası olarak gördüğüm bu rahatsız edici durumun değişmesi için çalışmaya devam edeceğim.

S.T.: Doktora teziniz bildiğim kadarıyla “Türkiye’de Otomotiv Sanayisinin Coğrafi Dağılışı” üzerine… Bir de tezinizi kitap olarak bastırmak için girişimleriniz oldu. Yakın zamanda kitap müjdenizi alabilecek miyiz? A.Y.: Doktora çalışmam “ Türkiye’de Otomotiv Sanayisinin Coğrafi Dağılışı” üzerine. Türkiye’de otomotiv sanayisi ve bununla bağlantılı faaliyetler 1955’te montaj sanayi şeklinde başlasa da günümüzde küresel ölçekte üretim yapacak seviyeye erişti. Türkiye’nin en önemli sanayi kollarının başında gelen otomotiv sanayisinin Türkiye’deki mekânsal özellikleri ve dağılışını ele alan kitap çalışmam yakın bir zamanda raflarda yerini alacak. S.T.: Doçentlik ve ardından profesörlük kariyerinize emin adımlarla yürürken araştırma yapmak istediğiniz konular kafanızda belli mi? A.Y.: Akademik işlerin yoğunluğu arasında boğulmadan uzun yıllardan Türkiye’nin farklı yerlerinde yapmaya çalıştığım sosyal sorumluluk işlerini daha kurumsal bir çerçevede yürütmeyi planlıyorum. Hem akademik olarak derinleşmek hem farklı kültürler üzerinde çalışmak için daha önce hiç gitmediğim ülkelere gitmeyi planlıyorum. Daha önce Güneydoğu Asya, Kafkasya ve yakın çevresinde yaptığım çok amaçlı gezileri bu defa Güney Amerika ve Afrika’da yapmak istiyorum.

S.T.: Keyifli sohbetimiz için teşekkür ederiz. Eklemek istediğiniz bir şey var mı? A.Y.: Ben çok teşekkür ederim hem sana hem de Hınç Dergisi ekibine. Çok keyifli sohbet oldu. Iğdır’da yapmaya çalıştığım sosyal sorumluluk çalışmalarında uzaktan da olsa her zaman yanımda olduğun için ayrıca teşekkür ederim.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember