“HER ŞEY KUŞLAR GÖĞÜ ÖPSÜN İÇİN”

Seda Tansuker: İlk şiirinizi 8 yaşınızda yazmışsınız. Kendinize 9 yaşınıza geldiğinizde “büyüyünce yazar olma” sözü vermişsiniz. Sizi ilk kez şiir yazmaya iten nedir? Nurduran Duman: Yunusça ile annemin harfleri. Sanırım en başta bunlardı tetikleyen. Yunusça diye bir dil konuşulur Anadolu’da, gidin bakın hâlâ. Yunusça hem günlük dağarcıkta hem gündelik yaşantıda, alışkanlıklarda yüzyıllardır sürer gelir Anadolu insanının sözü, davranışı, görgüsüyle. Çocuk halimle ezberden yüksek ses söylediğim ilk dizeler ezgisiyle birlikte “sordum sarı çiçeğe”dendir, öyle hatırlıyorum. Öncesinde ise daha bebekken kulaklarıma dolmuş annemin harfleri. Annemin her harfi tek tek kulağıma söylediğini, benim de her harften sonra “hı, hııı” diyerek yanıt verdiğimi anımsıyorum. Yine çocukluğumda koşuştuğum bahçeler, hem suyunu avuçlarımla içtiğim hem şırıltısıyla oyunlar oynadığım çeşmeler, dallarına salıncak kurduğum hatta bildiğin konuştuğum ağaçlar, ayrıca eteğine bindiğim rüzgâr ile yaprakların arasındaki hışırtıları, peşinden koşuştuğum kelebekler, “bulursan sırdır” diye tembihlendiğim yerini kimselere söylemediğim kuş yuvaları, kimselere söyle(ye)meden büyümelerini izlediğim kuş yavruları, dertleştiğim köpekler, cankulağım olan mavi pinokyo bisikletim, diğer çocuklarla doyunca oynadığım, dizlerimin yaralandığı darıldığım barıştığım sokaklar, ikindin esrikliği akşam gölgeleri, başımı okşayan akraba ya da komşu teyzeler, yengeler, dayılar, amcalar, komşu ablalar nineler dedeler… Onların türküleri. Türkü çok kıymetli. Çocukluğumun minicik ucuyla bildiğim o sulak, ağaçlık, doğası sevinçli tepede yaşanan türkü dolu hayatı, yıllar sonra yetişkin yaşımda, ta Kırgızistan topraklarından Cengiz Aytmatov’un “Toprak Ana”sı başta olmak üzere tüm eserlerinde gördüğümde ise türküler tetik noktamdan başka esin kaynağımdı çoktan…

ABD, Makedonya, Belçika, Çin gibi ülkelerde, o ülkelerin dilinde şiir kitaplarınız yayınlandı. Diğer birçok ülkede de antolojilerde, kolektif kitaplarda, uluslararası dergilerde şiirleriniz yer almakta. Sizin de başka dillerden Türkçeye şiir çevirdiğinizi biliyorum. Yeni kitap çalışmalarınızdan söz eder misiniz? Pek çok insanın şiirin Dünyayı değiştirme gücüne sahip olduğu konusunda bir fikri yok. Şiir ve şiir çevirisi ve aslında edebi çeviri ise dünya barışı için bir gerekliliktir. Edebiyat çevirisi ekin ekmek gibidir. Bir ekini (veya kültürü) başka bir tarlaya ekersiniz ve sonsuza dek farklı bir dili besleyecek yeni bir ürün elde edersiniz. Çeviri iki farklı kültürün harmanıdır. Bir şiiri başka dile çevirdiğinizde o dile yeni bir soluk, yeni bir kültür, yeni bir bakış açısı aktarırsınız. Bir dünya başka bir dünyayla geçişir. Şuna inanıyorum, tüm dünyaya da öneri olarak sunuyorum: Dünya Barışı isteniyorsa tüm ülkelerin ciddi bir edebiyat çevirisi programı politikası olmalı. Edebiyat çevirisi ile farklı ülkelerden insanlar, hepsinin anne, baba, teyze, amca, arkadaş, sevgili olduklarını, hepsinin benzer kedere sevince sahip olduğunu, hepsinin kalplerinin kırılabileceğini, derilerinin yara alabileceğini görebilirler. Ve kanlarının aynı renk olduğunu, kırmızı. Edebiyat çevirisi ile birbirimizi anlayabilir, bağışlayabilir, sevebiliriz. Edebiyat, birbirimizi kabul etmenin anahtarıdır, büyümemize, gelişmemize yardımcı olmamızın anahtarı. Şu sıralar yeni şiir dosyam “Tını”yı tamamlama aşamasındayım. Anne Sexton şiirlerinin çevirisi üzerine çalışıyorum. Çin’de yeni bir kitabım hazırlanıyor, bu kez sadece Çince, oldukça kapsamlı bir şiir seçkisi. Ayrıca halen karar ya da üretim süreci devam eden başka dillerdeki kitaplar da var. Oldukça göreceğiz. Sözcükler dergisi başta olmak üzere kimi dergilerde çevirdiğim şiirleri yayınlıyorum, Aksi Sanat platformunda ise “Şiir Küre”miz var, her ay üstünde çalıştığım yeni bir şaire, Türkçeleştirdiğim bir şiirine yer veriyoruz. Denize olan tutkunuzu biliyorum. Bunda Çanakkaleli olmanızın etkisi var mı? İstanbul Teknik Üniversitesi’nden ‘Gemi İnşaatı Mühendisi ve Deniz Mühendisi’ olarak mezun olduktan sonra hiç mühendis olarak çalıştınız mı? Şiir bana göre duyguları inşa etme sanatıdır. Gemi inşaatı teknikleri ile şiir yazmanın ortak noktaları var mıdır?

Dil şiirin kaderidir. Doğduğu şehir de şairin kader belirleyicilerinden biri elbette. (B)esiniyle boy attığım toprak Çanakkale olunca bu soru zorlaşıyor. Tarihi, kültürü, coğrafyası, doğası, kazı bilimi ile kişisel tarih, kültür, doğanızın geçiştiği bir kuvvet var o toprakta hatta suda. Aydınlanmanın araçlarını benimsemiş, arı duru, kendi halinde yaşayan insanların yurt sevgisi söz konusu olduğunda dağ gibi oluverdiği, her zaman evrensel göğe göğsünü de kalbini de güvençle açan bir dağ. Çanakkale ilçeleriyle birlikte türlü nedenlerle (iş, ekmek, eğitim, yazlık, emeklilik gibi) göç alan bir kent. Asya ile Avrupa’nın hem ayrıldığı hem kavuştuğu, insana Avrasyalı sorumluluğunu da hatırlatan, İstanbul gibi. İmece sanatı, Yunus Emre bilgisi, türkülerimizin geniş derinliği, güzel Türkçemiz ile beni büyüttüğü için şair olarak teşekkürüm ayrıdır Çanakkale’ye. Şiir bir yaratı-tasarım. Şairler, harfleri en doğru ve yaratıcı biçimde yan yana koyarak bir yapı inşa eder; bir halı dokur, bir ev veya gemi inşa eder gibi, pek çok bileşen gerektiren bir sihirli tasarım. Şiir yazmak çaba, zaman, enerji, deneyim, yetenek, yaratıcılık ve iyi niyet gerektiren zor bir iş. Çağrışım, ritim, imge vb. bir dolu öge de söz konusu; bunun yerçekimi var, dalgası var, rüzgârı karı yağmuru var, akışkanlar mekaniği ya da suyun kaldırma kuvveti. Şiir sanatında her ögenin bir değeri, hadi ağırlığı diyelim, var. O şiirde o yerde büyük harf kullanılması gerektiği için o harf büyük olur. Noktalama da çok azaldı şiirlerimde. Evet, bir İTÜ mezunu olarak gemi inşaatı mühendisliği tekniklerini yaratım sürecimde kullandığımı gözlemliyorum.

Sizinle, 1,5 yaşına basan Metot Sanat Akademisi ve onun kurucusu Sevgili Aykut Korhan Varol sayesinde tanıştık. Sohbetlerimizden birinde üniversitede, sonrasında da aynı toplulukta tiyatro yaptığınızdan bahsetmiştiniz. Şimdi de iki piyesinizin dramaturjisi üzerine beraber çalışıyoruz. Hem tiyatro geçmişiniz hem Metot Sanat Akademisi’nde verdiğiniz yazarlık dersleri, hem de piyes ile şiirin matematiksel dili bağlamında ortak veya ayrışan yönlerinden bahsedebilir misiniz?

Her şey bir bütün. Tüm saydıklarınız bir ağacı ağaç yapan tüm parçaları. Parça derken bile ağacın bütünlüğünden çekiniyorum, gücenecek diye. “Yaratım süreci” kıymetli bir kararlar, eylemler dizisi. Salt şiir sanatında değil, tiyatro sanatı, eğitim sanatında olduğu gibi yaşantımızın her alanında benzer, neredeyse aynı yaratım sürecini uygularız. Ben de kökümden yaprağıma benzer yaratım sürecine sahip olduğumu görüyorum. Piyes yazmakla şiir kurmak nasıl benzeşiyorsa, gemi inşa etmek de benzeşmekte. Matematik ise şiirin, piyesin, geminin her yerinde. Üniversite son sınıfta Cumhuriyet Gazetesi’nin Kültür Servisi’nde 7 ay staj yaptım ve orasının benim için çok ayrı bir yeri var... Ataol Behramoğlu, Cevat Çapan ile Emre Kongar gibi önemli yazarları gördüğüm ve onlarla sohbet etme fırsatı bulduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Siz de Cumhuriyet Gazetesi’nde yazıyorsunuz. Konu seçerken neleri göz önünde bulunduruyorsunuz? Gazeteyi nesne olarak düşünecek olursak, elimize alırız, kokusunu duyarız, gözümüzü çalıştırma olanağı bile buluruz, şu günlerde hiç kullanmadığımız geniş hareket kabiliyetiyle haberleri tarama yoluyla. Ayrıca içimize, belleğimize alacağımız besinin bu nesnenin sayfalarında ciddi bir özen, emek, elek ile süzüldüğünü bilmenin iç rahatlığını yaşarız. Bir değer olarak Cumhuriyet gazetesi diye düşünecek olursak ise aklıma Cevat Çapan, Sabahattin Eyuboğlu, Attila İlhan, Melih Cevdet Anday, Ataol Behramoğlu, Özdemir İnce gibi bizden önceki kuşakların gazete kalemşorluğu geliveriyor. Gazetede yazan bir edebiyat uğraşıcısı olarak böyle bir geleneğin parçası olmak da kıymetli bir kişisel değer benim için. İlk önceleri Anadolu Dergileri’ni konu ettim. Son zamanlarda ise öncelikle Sait Faik, Nâzım Hikmet, Yunus Emre gibi kültür değerlerimize saygı, teşekkür yazıları yazmaya özen gösteriyorum; ilgimi çeken güncel kültür ve sanat ürünleri, yaşama sanatına ilişkin zenginleştirici, esin veren, renkli şeyleri de konu ediyorum tabii. Ayrıca şanslı bir yazarım çünkü yaratıcılığı çok yüksek, parlak fikirlerini paylaşmakta cömert bir editörüm var, kültür sayfası şefim, Yazgülü Aldoğan.

Gazetenin yazarlarından şair Ataol Behramoğlu ile Dünya Şiir Hareketi’nin Türkiye’deki bazı etkinliklerini düzenlediğinizi biliyorum… Salt kendiniz de bir dolu etkinlik küratörlüğü, festival danışmanlığı vb. yapıyorsunuz. Aynı zamanda Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN üyesisiniz. Herhangi bir yere üyeliği olmayan ve literatürü takip etmek isteyenler de dışarıdan bu etkinliklere katılabilir mi? Her şey insan için. İnsanın insana yakışır biçimde yaşaması, insana yakışır biçimde ömrünü tamamlaması için. Hepimizin bildiği gibi besin, barınma, güvenlik, eğitim ve elbette sevgi ve onur temel insan ihtiyaçlarıdır. Tüm insanlığın bu temel ihtiyaçları karşılandığında yaşam iyileşebilir. Yeryüzündeki her varlık nitelikli yaşamayı hak eder, insan gibi bitki, hayvan, su toprak hava da. İnsan yaşamının niteliğinin artması doğayı da iyileştirir. Biz şairlerin başlıca görevlerinden biri ise yaşamın hatta varoluşun iyileştirilmesidir, bu konuda benimsediğimiz tutum, ilettiğimiz söz, sunduğumuz öneri -şiirin sağaltıcı sihrini de hatırlayacak olursak- oldukça önemli. Buluşmalar gibi uluslararası kültürel etkinlikler dünyanın belli bölgelerindeki değil tüm coğrafyalardaki yaşamın niteliğinin artırılabilmesi için olanaktır. Dünya Şiir Hareketi (World Poetry Movement) Ataol Behramoğlu’nun kurucularından olduğu, tüm dünya şiirine ulaşmaya, dünyanın şairinin sesini kucaklamaya gayret eden bir oluşum. Bu hareketin etkinlikleri dahil emek verdiğim tüm etkinlikler her zaman herkese açık.

“İstanbul’un Adımları” şiir kitabınız 2019 yılında Çin’de ‘Yılın Şiir Kitabı Ödülü’nü aldı. ‘Yenilgi Oyunu’ adlı şiir dosyanız da ‘2005 Cemal Süreya Ödülleri Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldü. 2020’de ise ‘İpek Yolu Şiir Ödülleri Altın Deve Şiir Ödülü’ geldi. İngiltere’de çıkan köklü dergi “Modern Poetry in Translation” 2018 yılı için dünya edebiyatındaki kadın şairlerden on şiir seçerek yayınladığı MPT #IWD18 listesinde adınıza ikinci sıradan yer verdi. (http://modernpoetryintranslation.com/ten-women-poets-in-translation-for-international-womens-day-2018/). Fransa’daki Paul-Valéry Müzesi’nin ricası üzerine, Alexandre Hollan’ın bir resmiyle bağ kurup kaleme aldığınız şiiriniz Edim, yayımlanan Peinture et Poésie (Resim ve Şiir) adlı müze kitabında yer aldı. Tüm bunlar ve burada sayamadığım dahası için ne söylemek istersiniz. İnsan ne dese bilemiyor… Ben şanslı bir şairim. Sanırım bunu diyebileceğim.

“Görme Biçimleri ile Sanata Evet” adlı Youtube kanalınızda Tamer Levent ile her hafta sanat ve yaşam, hatta yaşama sanatı üzerine sohbet ediyorsunuz ve sohbetinizi zevkle izliyorum. Bu projenin çıkış noktası nedir? Soru sormak da bir sanat olduğuna göre Sanata Evet diyerek sözü size bırakıyorum… Tamer Levent’in uzun yıllardır Sanata Evet diyerek tohumlarını attığı anlayışın benzerini ben de uzun zamandır “Yaşamın Şiirini Çıkarmak” diyerek atölyelerimde, etkinliklerimde hayata geçirmeye çalışıyor, hayatımda da uygulamaya gayret ediyormuşum. Bu benzerliği fark etmekti çıkış noktası. “İyi, güzel, doğru hep kazanır” dediğimiz bir söyleşimiz oldu gazetede. O günden bu yana iyi, güzel, doğru bu da demek ki etik, estetik, adalet kazanır, kazansın diyerek haftalık konuşmalar yaptığımız böyle bir ürünle birlikte yol alıyoruz. Görme biçimlerinden yola çıkarsak şiirin kaç farklı görme biçimi vardır? Sanat tüketilen bir ürün değil, tüketilsin de para etsin ün şan etsin diye ne kadar uğraşılsa da bir tüketim ürünü olamıyor. Sanat ürünü sürekli üreyen bir süreç. Şiir Sanatı hem kendi yaratı-tasarım yapısı gereği sürekli üremeye açıktır, hem de okur varlığı ile türlü biçim ürer. Okur sayısı kadar görülmesi vardır şiirin. Okunma sayısıyla da bu görmeler dallanıp çoğalacaktır, belki eksilip başka biçime evrilecektir. İnsan sürekli değişir, durmadan gelişiyoruz çünkü. Sevdiğiniz yazarları, şairleri ve piyes yazarlarını merak ediyorum. Kimler? Şiire ilk başladığınızda etkilendiğiniz isimler oldu mu? Sekiz yaşınızda başlayan süreçte şimdiki Nurduran Duman olana kadar ‘işte şimdi tarzımı buldum’ dediğiniz nokta neresi oldu ya da oldu mu?

Yunus Emre, türküler… demiştim ya burada da tekrar edebilirim. Halikarnas Balıkçısı’nın Aganta Burina Burinata’sı, Ahmet Muhip Dranas’ın Serenad’ı, Attila İlhan, Pablo Neruda… Yesevi’den Dede Korkut’a, Dîvânu Lugâti’t-Türk’e, Gülten Akın’dan şu anki genç şaire kendi dilinin tüm şiir örneklerinden okumuş olmaya, Kalevala destanından Du Fu’ya tüm dünya şiirinden örneklere erişmeye çaba gösteriyorum. Önceleri kulak dolgunluğuyla el yordamıyla buluyor, yol alıyorsunuz. Zamanla şiir sanatının kendisi, olanakları neredeyse sınırsız alanı esin olmaya başlıyor. Bu olanakları araştırırken sihirden dil evreniyle karşılaşmak ise bambaşka bir etki oluşturdu üzerimde. Yazarken en çok Türkçeden esinlenir oldum. Türkçenin güzelliği, matematiksel özelliği şiirle öyle uyumlu, birlikte öyle doğurgan, estetik olabiliyorlar ki. Bir şair olarak bu dile doğmuş olmakla kendimi şanslı hissediyorum. Yazan insanlar için, -yazının türü ne olursa olsun- eserleri onların çocukları gibidir ama ailede her zaman bir favori çocuk vardır. Sizin için en özel olan eseriniz var mı? Varsa hangisi ya da hangileri ve neden? “tını” şiirimi başka önemsiyorum, “bir başka yaşam” önerisi olduğu için. Yaşamın Şiirini Çıkarmak atölyelerimde de işlediğim şiirlerden biridir. “Görme Biçimleri ile Sanata Evet”te Tamer Levent “tını”yı seslendiriyor https://youtu.be/C4xeAVWVkWo Keyifli sohbetimiz için teşekkür ederim. Hınç Dergi okurlarına söylemek istediğiniz başka bir şey var mı? Hepimiz ağaç gibi olabiliriz.

*** tını

bir ağacın gövdesine yerleş de gör elmanın aslında düşmediğini gölgesine elmalar yere düşse düşüyor ancak ona da konmak diyoruz biz uyanınca havalanmak üzere ağacın gövdesinde uzandıkça bileceksin kuşun asla tüy dökmediğini göğe kuşlar göğü öpmüşse uzuyor yaprak her şey kuşlar göğü öpsün için elmalar uçuşsun diye nehirle Nurduran Duman




  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember