İÇİMDEKİ KARANLIK BANA NE SÖYLÜYOR?

Yazan: Sümeyye Cin

Onu ittim. Onu öteledim. Ona hiç kulak vermedim. İçimde aydınlık ne varsa, ona odaklandım. Yaratılışımın bir parçası olan karanlığıma rest çekip ona üvey evlat muamelesi yaptım. O ise bir yerlerde aç susuz bekledi. Hep bekledi. Ortaya çıkacağı zamanı bekledi. Sesinin duyulacağı zamanı bekledi. Kabul edileceği ve benimseneceği zamanı bekledi. Sahne onun o halde, konuşsun dursun madem…


O, vurup çıkamayacağı kapıları lime lime doğrayıp, vidalarını iştahla sökmek istiyor. Üzerine mürekkebi en adisinden olan kalemlerle, insanın tenine bir değse ince ince izler bırakabilecek jiletlerle aptal saptal, küfürlü ve isyankâr sözler çiziktirmek istiyor. Zavallı kapının bir günahı olmadığı gerçeğini savuşturmak istiyor başından. Başıboş ve fütursuz halde karalamak istiyor geçemediği o kapıların doğramalarını. Karalamak, karalamak ve sonra biraz daha karalamak istiyor. Kapı günahsız, öylece mağrur bakıyor. Zavallı kapı.


Kendisini ısrarla dinlemeyen, sesine tıkanık kalmakta direnen kulakları tek hamlede kesip atmak istiyor o, üzerinde tepinmek istiyor kulakların. Van Gogh gibi çileden çıkmak istiyor. ‘Duymayan kulağın başta işi ne?’ diyerek, kan çıkana değin ezmek istiyor onları. Ne idiğü belirsiz memleketlerin toprağı çorak bir tarlasına gizlice gömmek ve çürümeye terk etmek istiyor o kulakları. Duymayacak iseler başta işleri ne? Zavallı mı kulaklar? Hiç de değiller. Duysalarmış onlar da. Bunca çığlık boşuna mı atılmış?


Aldatmak istiyor. Her köşe başında bir erkeği, her sokakta başka bir kadını, her semtte ayrı bir nefsi öpesi var onun. Başa, en başa dönüp o ağacın altında durmak, yılanın başını tek kılıç darbesiyle gövdesinden ayırmak, Havva’nın biçimsiz bir alevi andıran dudağına yapışmak, elmayı onunla birlikte dişlemek, günaha ortak olmak istiyor. Adem’in kalbini en kırılmayacak yerlerinden kırıp, meleklerin bedduaları eşliğinde düşmek istiyor cennetin çatısından. Yasak olanın, ayıp olanın, erişilmez olanın meyve diye dallarda tomurcuklanmasına müsaade eden Tanrı’ya isyan etmek ve aziz rolü yapan ağaçları kökünden söküp uzaklara, ta uzaklara fırlatmak istiyor. Yenmeyecekti ise bu meyve, ağaçta işi ne?


O, zamanda yolculuk yapmak istiyor. Bosna’ya, Madımak’a, Ruanda’ya gitmek, zulmü edeni kurşuna dizmek, zulme alkış tutanın o pis kokulu habis ellerini kesmek, zulmü görüp görmezden gelenin badem gözünü oymak, başını öte tarafa çevirenin boynunu kırmak, çanak tutanı çanağındaki aşta boğmak istiyor. O, kana kan dişe diş değil, masumun saçının bir teline karşın derelerce akacak kan istiyor.


Hammurabi’nin elini eteğini öpmek, Adolf’un küllerini bağrında saklayan Elbe Nehri’ne tükürmek, Mladić’in darağacında sallandığını görmek, günahsız ruhların mezarlarından doğrulup ‘işte, adalet yerini buldu’ deyişine şahitlik etmek istiyor. Zalime işlemeyen zulmün, bu dünyada işi ne?

İçimdeki karanlık, çalmak istiyor. Benden çalınanı, senden çalınanı, inşaatın 28. katında sıcağın alnında çalışırken düşerek ölenden çalınanı, beşikteki bebekten, döşekteki yaşlı anadan, sokakta kendi halinde yürürken hayatından edilen kadından, mama yemeye çalışırken tekmelenen köpekten çalınanı geri çalmak istiyor. Aç kaldığı için çalan çocuğun gölgesi, meclisin üzerine düşsün, ah olsun, yerini bulsun istiyor. O gölgenin altında hala aç olduğunu iddia edenlerin yedikleri haramı kan olarak kusmasını istiyor o karanlık. Zihinsel engelli bir çocuğun çığlık atmayışının ‘rıza’ olduğuna hükmeden hâkimin ipinin aynı kürsüde çekilmesini, devranın mümkün olabilecek en kanlı şekliyle dönmesini bekliyor.

Bu karanlık, aydınlığın çiçekli umutlarına göz kırpıp en davetkâr haliyle gülümsüyor. Merhametin ardına sığınıp, kaçındığım ne var ise gözüme gözüme sokuyor. ‘Kabul et’ diyor, ‘kabul et, rahatla’. Kabul ediyorum. Benim aydınlığımın içine çöreklenmiş öfkeli, çok öfkeli bir siyah leke var. Fakat biliyorum… Senin de var, onun da var, ötekinin ve berikinin de var. Bir dervişin kalbine dahi kara gölgeler düşürür bu düzen.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember