KIRMIZI NOKTA - 1. SAHNE

Çalılıktan gelen ürkütücü nefes, derinlere işlemiş korkularını ortaya çıkartıyordu. Nefesinin darlığından anlaşılıyordu kanındaki adrenalin seviyesi. Yılların ağırlığıyla ezilmiş bakışları, bu hormonla tekrar canlanmış gibiydi. Korkuda hayatı hissetti tekrar, damarlarında, göz bebeklerinde. Koyun yününden atkısını boynundan çözdü, yavaşça eline aldı. Bir nesneden güç almak, bir şeyleri sıkmak istiyordu belli ki. Fakat bir yanı, çok kuvvetli bir şekilde hissettiği yaşama olan açlığının korku yoluyla doyurulmaya başladığını farketmişti sanki. Bundan çekiniyordu, ya buna alışırsaydı, fakat toparlanmalıydı. Şu anda tehlikenin tam ortasındaydı ve bunlar üzerine düşünülecek en son varsayımlardı. Çalılıktan gelen ürkütücü nefes kesikleşti, sanki bir şey kanayan bir yarayı dağlıyor, acıya dayanmak için de derin derin nefesler alıyordu. Telaştan sallanan göz bebeklerini ovaladı, görüntüyü netleştirmeye çalıştı. Evet gördüğü bir çift kırmızı. Kan ter içinde uyandı. Gözünü ovuşturdu ve televizyonun fişi çekilmediğini gösteren kırmızı ışığa odaklandı. Bu bir rüya mıydı, yoksa yaşadığı o korku dolu anlar gerçekti ve şu anda mı rüyadaydı. Tanrım dedi. Tanrım. Çıkış yolum çıkmazda, sana yalvarıyorum bana yardım et. Düşsel çatışmalar içinde can çekişiyorum, çok acı çekiyorum.


Birden ergenliğinden hatırladığı o sarı adam bağırmaya başladı zihninde, breed’di galiba şarkının adı, tüm nefretini o sarı adamla birlikte bağırarak rahatlatmaya çalıştı. Olmadı. O sarı adamın sonunu düşündü, bir pompalı tüfek, cesaret vermesi için az miktarda uyarıcı ve bam. Dağılmış bir beyin, kaybolmuş hayaller, yarım kalmış seksler. Kendi ölümünü ona benzetse, ondan şarkı sözlerinden hazırladığı notlar bıraksa her yere anlamlı bir son olur muydu şu moloz yığını değersizliğindeki hayatına. Kulağa yunan tragedyası gibi geliyor. Olmaz. Çok bayat. Bok gibi yaşadım, en azından ölümüm kayda değer olmalı. İhtişamlı olmalıydı, hayatta bulamadığım anlamı ölümde bulmalıydı. Bir kere olsun adı duyulmalıydı. Derken telefon çaldı, sesi hemen tanıdı. Karşısındaki yumuşak ses onu kör duygu kasırgasından tek bir cümleyle çıkardı.

“Rüyamda seni gördüm” dedi Defne.


“Öyle mi, sabahı bekleyemediğine göre değişik bir rüya olmalı.”


“Evet, umarım uyandırmadım.” dedi Defne.


“Hayır zaten uyanıktım, dinliyorum.”


“Karanlık bir yerdeyiz. Kendini kör olmuşsun gibi hissedebileceğin, durmadan büyüyen bir karanlık. Ben seni görüyorum, ama tamamen kırmızısın. Parlıyorsun, ilk yağmurlar gibi mübarek, ihtişamlı. Derken bir çalılığın arkasına saklanıyorum. Nefes alışverişlerim sinir bozucu bir çığlığa dönüşüyor burun deliklerimin içinde. Sen birden beni farkediyorsun ve çalılığa bakıyorsun. Elinde bir atkı var ve onu olağan gücünle sıkıyorsun” dedi Defne.


Bu nasıl olabilirdi, aynı rüya, aynı anda iki kişi tarafından görülebilir miydi? Hayır, buna ancak bir budala inanır. Bu da şu anda gördüğü rüyanın bir parçası olmalıydı. Demek ki rüya olduğunu düşündüğü karanlık dünya kendisinin gerçeğiydi. Öyle miydi?


  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember