KAMBUR

Annem, "Bacakların, gövdenden uzun senin" derdi. Hem de ortada hiçbir şey yokken uzun uzun bakıp oğlu için övünülecek bir şey bulamadığında, gurur hissini tadamadığı anlarda söylerdi bunu, biliyorum.


Sadece baharlar gelince kopmak için sallanan yaprak gibi olan hayatımız içinde, bir bahar, koca bir dal kopmuştu. Abim. Ölmüştü. Ben hiç hatırlamıyorum. Sadece fotoğrafları var. Ama yanımda olmamasına rağmen benim bir abimin olması cılız bacaklarıma güç veriyordu. Bazen onunla yapacaklarımı düşünüp, kavga edecekmişim gibi sinirleniyordum fotoğrafının karşısında. Abim de ben ve babam gibi uzunca boylu, renkli gözlü, sarışınlığını yeni yitirmiş saçları ile kumrallık taslıyordu fotoğraflarda. Ben suratının birebir aynısıydım. Abim olduğu için benzerim. Annem demişti bunu da bana. Bir de hiç olmadık yerde aklına geldiği gibi 'Bacaklarım uzun, gövdem kısa' derdi.


Bazen özlemek istiyorum abimi ama henüz hiçbir şey yaşamamışız ki kardeşler gibi. Sadece dışarıdan gördüklerimi fotoğrafları karşısında tiyatro ediyordum. Babam da bir garip. Henüz dökülmeye başlayan saçlarının arasına parmaklarını sızdırarak içtiği sigarasından, siyah dertli dumanlar yayılıyor mutfağımızın atmosferine. Başka yerde hayatta içmez. Çoğu kez elimden tutup beni çarşılara götüren adam bir kere bile canı umup yakmamıştır gömlek cebinden eksik etmediği uzun sigarasını. Çok konuşmaz ama yeri geldiği zaman da ders niteliğinde şeyler öğretirdi davranışlarıyla. Mesela, bakkala olan borcumuzdan dolayı önünden geçmek zorunda kaldığımız bir seferinde kafasını kaskatı dikerek, direkt karşıya bakıp hızlı adımlarla sokağı terk etmişti. Ben de anladım ki borcumuz olan bir dükkanın önünden bir daha asla geçilmeyecek, ta ki borç ödenene kadar. Bakkala o borç hiç sıfırlanmazdı. En az otuz-otuz beş lira kalmıştır.


Bense her şeyden habersiz her şeyi öğrenmenin keyfini sürüyordum. Dışarıda pamuk şekeri yiyen çocuklara değil, kütüphanelerden çıkan kocaman gözlüklü ağabey ve ablalarıma imreniyordum. Her şeyi öğrenme keyfi diye bir şey yokmuş aslında. Yavaşça büyümenin semptomlarıymış bunların hepsi. Bunu yıllar sonra yaşıtım olan bir kızın başka bir erkekle aynı sıraya oturmasından sonra öğrenecek olmam da bu işin cilvesi sanırım. Bu kızdan bahsetmek istemezdim ama ailemden daha gizemli olması onun yanına oturamamamla alakalı bir arzu benimki. Bütün sınıfın gözdesidir aynı zamanda kendisi. Sapsarı sırma saçları, kafa hareketi ile bir o yana bir bu yana gitmesi beni benden alıp resmen yüzümü ve gönlümü tokatlıyordu. Bembeyaz suratı ve abim gibi renkli gözleri ile o daracık mahalle sınıfını kocaman bir düğün salonu haline getiriyordu. Sınıfımızın en zeki ve güzel kızı bütün sorulara parmağını kaldırıp sınıfın çirkin kızlarını deliye döndürüyordu.

Bir gün yanıma geldi. "Sen kaç yaşındasın?" dedi bana, gözleri o kadar merak doluydu ki “Kaç yaşında olursam dördüncü sınıfta olabilirim ki?” demek yerine "Salak herhalde" dedim sıra arkadaşıma.

"Sensin salak. Aynı yaşta olsak boyun diğer sınıftaki erkekler gibi olur. Sen bizden büyüksün. Git bu sınıftan."

Bakmalara doyamadığım sırma saçlı güzele mantıklı yanıt veremediğim için beni sınıftan kovdu. Cilvesine sıçtığım hayatı.

"Benim bacaklarım uzun, gövdem kısa bir kere"

"Evet hem de omuzların da kırılmış gibi eğik."

Bu ağır hakaretleri kaldıramayıp, ağlayarak çıktım sınıftan. Gözlerimi dolduran yaşla puslanan yollarda zar zor buldum evimi. Annem beni karşısında görünce telaş yaptı.

"Amaaan guzuuum, ne ağlarsın güzel gözlüm" diye duyduğum sese doğru koşarak sarıldım. Dizlerimin üstüne çöküp, annemin göğsüne bastım kafamı ve ağlamaya koyuldum. Hüngür hüngürken başıma damlayan damlaları hissettim. Doğrulup annemin gözyaşlarını sildim. Durumu anlattım. Sonra elimi yüzümü yıkadı. Gidip yemek hazırladı bana. Akşam babam geldiğinde ona da anlatmış. Ben yemeği erken yediğim için sekizinci kez okuduğum küçük kara balık kitabına yeniden dalmışken, babam odadan içeri girdi.


Güldü önce, ama sonra yüzünü asıp her şeyi anlattı.


Meğer ben kamburmuşum, fotoğraflardaki de abim değilmiş. Benmişim. Kaza geçirmişim. Büyük bir kazaymış. Anlatılamayacak kadar büyük. Doktorlar çok para istedikleri için ameliyat da olamamışım. Beynim hasarlı kalmış. Fotoğraflardaki de benmişim. Renkli gözlü olan. Benim gözlerim de öyleymiş. Renkli. Halbuki ben dünyayı karanlık görmeye başlamışım. Abim yokmuş. Hiç olmamış. Kambur olan, hani eğik omuzlu olan benmişim. Paramız yok diye özel bir okula değil, müdür arkadaşı olduğu için özel rica ile mahalle okulunda her şeyi yeniden okumaya başlamışım. Abim değilmiş, benmişim. Kardeşiz diye benziyorum sanmıştım. Meğer benmişim fotoğraflardaki. Kambur olan da benmişim. Babam her şeyi anlattı. Büyük bir kazaymış. Beynim eskiyi silmiş. Sıfırlanmış her şey. İşte annemin anlattığı gibi her şey: “bacaklarım uzun, gövdem kısa”. Omzum da kambur olduğum için eğikmiş. Fotoğraflardaki benmişim. Kamburum varmış. Kamburmuşum. Bacakları uzun, gövdesi kısa.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember