KARANLIK ALİ - 1

Gökçe'de yağmur yağıyor. Mart sonu yağmurları. Hızlı bulutlar akıp gittikçe güneş de bulutların arasından gülümsüyor. Işığın yağmur damlalarına yansıması, gökkuşağının yegâne sebebi. Ali soruyor, "Abi, gökkuşağı ne renk?" Ali'nin abisi, Ali ile yan yana oturduğu pencereden "Siktir et oğlum. Bi’sürü renk var işte!" deyip Ali'nin kararan gözlerine, hayallerini de ekliyor.

Ali'nin gözleri doğuştan karanlık. Büyüdükçe hayatı da beyaz ışıklardan karanlık tonlara doğru seyir alıyor. Annesinin ve babasının uyuşmaz birlikteliğinden iki çocuk dünyaya geliyor.

İlki Cahit. İtin önde gideni. Gökçe’de ne zaman cam kırılsa, ne zaman bir uğursuzluk, haşerelik yapılsa Cahit'ten bilinirdi. Cahit bu muzırlığı tek başına yapmak yerine kendinden sekiz yaş küçük kardeşi olan Ali'yi de ortak eder ki birisi suçlamaya kalksa hemen, gözleri görmeyen Ali'yi öne sürer. Ya "Ali yaptı, zor yetiştim." der ya da "Sorun Ali'ye. O yanımdaydı, ne yapmışım?" Ali'nin kendi hayatından bile haberi yokken bir de abisinin yaptığı çeşitli zararların üstlerini örtmekle meşgul olur.

Ali'nin tek derdi, yaşı ilerdikçe hayatı daha da iyi tanımak. Kendine göz kapaklarının altında yeni bir hayat kurmak.

Gökçe’de henüz, görmeyenler için kurulmuş okul veya hastane yok. Köyün tek medeniyet sembolü, ilçeye giden Ford dolmuş.

Ali 14 yaşında olmasına rağmen daha tek bir harf görmüş değil ki okuma yazma bilsin. Bazı bazı, yaşlı babasının anlattığı hikayelerle kendine hayat kuran bir çocuk Ali. Saçlarından, annesinin okşamasına kadar haberi olmayan. Üstünü saran kumaşın yama izlerini hissetmeden ne giydiğini bilmeyen. Çişi gelmese kendi uzvundan bile bihaber. Hayatında yalnızca iki renkten haberi var Ali'nin: Siyah ve beyaz.

Bir şey düşünmediği takdirde siyah yaşar. Eğer ki bir şeyler duymuş bir nesne ile tanışmış ise bunu zihninde beyaza yorup elleriyle tanıyıp aklıyla anlamaya çalışır. Zihni buna müsaade ettiği kadar.

Babası Rıza ilçede inşaat işleri yapmakta. Emeğinin karşılığını ailenin karnını doyuracak kadar almakta iken ilk oğlu olan Cahit de ilçeden Gökçe'ye ot taşımaya başlayarak kendi eğlence geçimini sağlamaktadır. Babasının aylarca çalışıp elde edemediği meblayı Cahit bir çırpıda harcıyor köy yerinde. Bu ticarete bazen Ali'yi de ortak ediyor. Ali'nin ise hiçbir şeyden haberi yok. Kaç kere ilçeye gitmiş gelmiş, karanlık alt geçitlere girmiş çıkmış, yaralı yüzlerle karşılaşmış ama hiç birinde Cahit'in belinden bağlı olan ipinden başka bir şey hissetmemiş, Cahit'in yaşının çok altında olan hınzır gülüşünden başka ses işitmemişti. Abisini rezil etmemek adına hiçbir şey sormuyor. Sormadığı için de güveni, korkularının üstünde kalıyordu.

Gökçe'ye Ford dolmuşla dönüyorlar. Cahit, kardeşini seviyor ama ne yaşadığını bilmediği için içinde ezilip giden bir şey yerine, kendisi gibi eğlendiğini düşünüyor. Ali kaslarının ve mimiklerinin ne işe yaradığını bilmeden sürekli sırıtıyor. Bu sırıtma, içindeki huzur ile birleşip suratına bir rahatlık veriyor.

Gökçe'ye giden dolmuşun içinde kaş göz işaretleri havada uçuşuyor. Cahit ile dolmuş şoförü dahil bir kaç Gökçeli de bu pazarlığın içinde. Eğer dolmuşta onlardan başka kimse yoksa o an mal elden çıkıyor. Çocuklu ve kadınlı müşteri varsa da alışveriş, inildikten sonra, bağlar çevresindeki surlara kadar yol aşılıp orada yapılıyor.

Köyde Cahit'in beline bağlı olarak gezen Ali ile, sokaktaki çocuklar dışında kimse dalga geçmiyor. Cahit'in kafası hep güzel olduğu için o da ses etmiyor çocuklara. Ali, abisinin bu suskunluğunun bir hikmeti olduğunu düşünerek hava daha da kararmadan abisine bağlı ip ile ilerliyor. Nereye gittiklerini bilmiyor Ali, ta ki eve geldiklerinde annesi Zarife, Ali'nin saçını okşayana kadar.

Ali, annesi fasulye ayıklarken, başını annesinin olduğu yöne çevirdiğini sanarak bir soru yöneltiyor:

"Gökyüzü ne renk anne?"

Zarife, oğlunun bu yanıtsız bırakacağı sorusu karşısında ağlama seslerini bastırmak için tülbentini ağzına tıkıyor ama çaresiz, yanıt vermek zorunda kalıyor Ali'nin ısrarcı çenesi karşısında ağlamaklı sesiyle:

"Masmavi, bazen beyaz bulutlar da oluyor. Dağlar gerdan gibi gökyüzüne yükseliyor."

"Mavi ne anne?"

Zarife dayanamayıp oğlunun dizlerine ağlamayı koyuveriyor. Annesinin dizlerine yattığını ve dizlerinin hızla sırılsıklam olduğunu anlayan Ali kötü bir şey söylediğini düşünüp daha fazla uzatmak yerine, annesinin ona yaptığı gibi Zarife'nin saçlarını okşamaya başlıyor.


Cahit'in keyfine ise diyecek yok. Bütün Gökçe'ye otu o satıyor. Bunu herkes biliyor ama kimse konuşmuyor. Köye, haşhaştan sonra mutluluğu getiren adam ilan edilmişti Cahit. Ama bu durumdan tek şikayetçi olan Değişik'ti. Bir kaç defa Cahit'i tartaklamasına rağmen iflah olmaz bir haşere gibi yaşayan Cahit'in, bu geliri yüksek işten vazgeçeceği yoktu.

Değişik, bu köyün tek kural tanımazı. Köylülerin kurduğu kuralların tanımazı. Herkes çay içerken kahvede, Değişik oralet içer. Bahçelerde deli gibi suni gübre kullanılırken Değişik, dağdan keçi boku toplayıp onu serer toprağa. Köylü, evlerine ikinci katı çıkarken Değişik, köye okul yaptırmak için tuğla taşır şehirden. Bayram zamanı herkes sabah namazına giderken Değişik, annesinin mezarına sabahtan kalkıp el teybiyle radyo yayını açar, birkaç şarkı çaldıktan sonra kükreye kükreye şiir okumaya başlar ki bütün fatihalar boşa çıkar mezarda. Çoluğu çocuğu da sever. Köylüye illallah dedirten çocuklara, köy dolmuşundan iner inmez başında üşüşen hınzırlara çikolataları dağıtır. Fazla aldığı çikolataların ikicisini isteyen olursa Ali'yi sorar. Ali'nin evde olduğunu öğrenince bizzat evine kadar gider. Destur isteyerek girdiği evde Cahit'e kızgın bir bakış, Ali'nin karanlık gözlerine cenneti görmüş gibi güzel bir gülüş bırakır. Gökçe'de en çok sevdiği çocuktur Ali. Ali'yi görünce, aklına TRT’de bir kere görüp izlediği Aşık Veysel gelir. Yavaşça sokulup Ali'nin yanına, çikolatasını dizine bırakır. Yanık sesiyle başlar türkü çığırmaya.

"Uzun ince bir yoldayım..."

Değişik'in olduğunu anlayan Ali hemen dizindeki çikolataya sarılıp onu bir çırpıda yemeye başlar. Yüzünden, kendi çağının en mutlu gülüşleri fışkırır. Tam mevsiminde bir yol üstü ağacına rastlamış gibi meyvesini yer Değişik de, Ali'nin mutluluğunu gördükçe. Değişik türküyü bitirince bir "Allahaısmarladık" çekip çıkar evden.

Geriye Cahit'in öfkesi, Ali'nin sevinci kalır.

 

(Öykünün sonraki bölümünü okumak için 30 Nisan Perşembe gününü bekleyin!)


Resim: Lois Dodd

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember