top of page

KENDİME HATIRLATMALAR II

Benlik sınırlarını çökerttin, yeniden inşa etmeye çalışıyorsun. Yani bir nevi iyileşmeye…

Yaran… Uzun zamandır orada. İyileştiğini sanıyorsun. Kırılmış ama yanlış kaynamış bir

kemik ve her şeyi kendinden bilen bir ukala... Bilmediğin yerlerden acırken, sonrasında

bırakacağı hasarı düşünemeyecek kadar iyileşmeye çalışıyordun. Ama en nihayetinde acı kaçınılmaz değil miydi? Tersi, zaten mümkün değildi.

Davetsiz bir misafirdi o, elinde bir sürü renkli şekerle kapına kadar gelmişti. Ve sen o evde o kadar yalnız, o kadar yalnızdın ki. Sanırım kim olsa içeri davet edecektin. Belki biraz duygularını yaşamaya izin verseydin böyle olmazdı. O yüzündeki gülümsemesine

kanmaz, elindeki şekerlerin de sahte ve tatsız olduğunu görebilirdin.

Çok biliyorsun… Çok bildiğini de düşündün… Ama öyle olmadı işte. ‘Kendinden’ bildiğin

iyileşmen güzel gitti evet, peki ya sonrası? Üzerine koydukların? Koyacakların? Üzerine gelenler… Yaşlı, yaşanmışlıklar üzerine binip de kamburlaşmış olduğun gerçeğini bırak. Sanki üzerine aldığın yükleri attığında, eski hâlinr dönemeyecekmişsin gibi

davranmayı bırak. İnsan ne seçerse onu yaşıyor, görüyorsun. Seçmeden yaşadıkların da zaten kaderin. Her şey bizim kontrolümüzde olsaydı eğer herkes ‘istediği’ hayatı yaşardı ki bu kanımca imkansız. Korkuyorsun, önüne gelenden, kapına gelenden korkuyorsun işte. Ne kapını açmamak istiyorsun ona, ne de içeri almak. Dışarıda biraz gezseniz olmaz mı? Israrcı olmasa olmaz mı? Korkuyorsun, çünkü aynı hataları yapmak, aynı yerlerden kırılmak istemiyorsun. Bu sadece seninle ilgili olmasa da, ev senin. Bir panik hâli içinde... Ama ev senin... O evde yalnız olmak istemiyorsun... Ama ev senin... Bazen demir parmaklıkların arkasında kalmak istiyorsun. Ama ev senin... Çıktığında da kahvaltın hazır olsun istiyorsun. Ama ev senin...


-Sevmekten korkmuyorum, ama sevginin bana yaptırdıklarından ve yaptıracaklarından korkuyorum.