KIRIK

Bak. Dokun bütün o çatlak yanlarıma. Sen hiç bacağı kırılmış bir at gördün mü? Sen hiç, biraz daha yaşamak için kendi boynunu ısıran bir atla sözgelimi, göz göze geldin mi? Her sabah kapımın önüne mumdan zarflar bırakırdı postacı. Bak, bak da içine doldurduğum ihanetleri gör. Rengârenk bir ipten örüyorum hayatımı yeniden. Saç rengim, tırnaklarım, dağınık ya da şansa toplu saçlarım. Bak da gör ben bundan başkası olamam.


Her kelime ardında, bir samanın ölüşünü resmediyor. Her kelime ecdadımın çatık kaşı, eğilmiş başı, ayaklar altına alınmış zamanı oluyor. Kendi fotoğraflarına bakan, kendi hallerine gülümseyen, aynada koca bir baharın soluk alınlı ruhuyum. Ne palavra ama bu sözcükler, ne komedya! Sen hiç benim ölümüme öldün mü? Benim ezilmişliğimi üstüne ceket gibi alıp bütün dünyaya uzaktan baktın mı? Sen bendeki çatlamışlığı, kırıntılanmışlığı, yok oluşu.. Sen mesela hiç bütün korkuları salt beklentiye dönüştüren bir peri gördün mü? Oysa ben geceleri açık bıraktığım pencerenin, sesim binlerce kez daha bana çarpmasın diye açık tuttuğum televizyonun kurbanıyım. Üç bacaklı bir ihtimal, incinmiş bir evim. Varlığından kırık anların öykücüsü, kendi söküğünü dikemeyen öykücüsüyüm hem de.

Bazen dakikada milyonlarca kez kanat çırpıp olduğu yerde sayan bir kelebeğim kavanozun içinde. Herkes her şeyin bir yolunu bulurken ben oturup bir film gibi izlemişim olanları. Bundan on sene önce benim evimde, benden çok bitkilerin yaprakları vardı. Onlarla ilgili öğrendiğim yüzlerce şeyden sonra kapının önünde öylece duran ağaca bile güvenemez oldum. 473 yıllık varlığı boyunca meyve veren portakal ağacının derdi neydi mesela. Onca kötü şey olmuş dünyada, bizim portakal ağacı:‘’Fark etmez!’’, deyip çiçeklenmeye devam etmiş. Bu üstün başarısından dolayı onu da kutlamayı çok isterdim. Aslında bakarsan kendime döndüğüm şu günlerde aklımı sağlama almayı beceremiyorum. Bir yandan bu olup bitene nefesim kesilene kadar gülerken diğer yandan ağlamaklardan helâk oluyorum.

Sen hiç böğürtlen gördün mü? Ben bir kere gördüm de ömür boyu ağzıma alamadım. Mesela sen hiç kendi hırsında boğulan bir kam ağacının hikayesine ortak oldun mu? Bir incir ağacına dokundun mu kardeşinmiş gibi? Efsanelerle dansa kalkıp, Hızır’ın suyunda hiçbir şeye ait olmadan yıkandın mı? Ölümün de ağıtın da, anların ve en yıkılmış evlerin de içini gördüm. Bütün dopdolu anlarımı askıya dizerek raflara kaldırıp hayatın önünde saygıyla da sevgiyle de eğilmiyorum. Yaşıyorum. Yaşayacağım. Sen nerenin rüyasını, nerenin filmini görürsen gör ben artık o ülkenin halkından değilmişim. Benden doğmuş iki kişi. Bütün sözlerim diğer Ben’e. İnsan mesela, kaç ölüm görüp kaç toprağa girebilendir? Kaç adada gezindi senin adın? Kaç romana konu oldu? Oldurtmam. Bu oyuna göz yummam artık. Kendimi sıyırıp alıyorum bu yenilgi ülkesinden. Kendi zafer bayraklarımı çektim.

Kendimi yendim, kendimi!




Resim: Man Ray

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember