KIRMIZI NOKTA - 2. SAHNE

Hemen kalkmadı yataktan. Biraz daha debelendi, tüm yatak terden sırılsıklam olmuştu. Odada ve belki de uykuda olan kentte, içinde bulunulan anı yaşanılabilir kılan tek şey serin rüzgardı. Doğduğu yerde tepelerden esen bu rüzgara, “Kıran” derlerdi. Bu şehirde, insanlar dahil hiçbir şeyin özel adı önemli değildi. Kimsenin özel şeylerle kaybedecek vakti de yoktu. Nakite dönüştürülmeyen her vakitse tam bir “kayıp”tı. Yaşadığı hayata olan nefreti ve endişelenmesi gereken günlük dertleri arasındaki benzersiz savaşta, iki tarafa da mühimmat taşımak zorunda bırakılan masum bir köylüydü.

Zihninin serbest çağrışımla cepheler arasında sürüklenmesini önlemenin tek bir yolu vardı: Müzik. Komodinin başındaki saate baktı, güneşin doğmasına yaklaşık 57 dakika vardı. Rahatsız edebileceğini düşündüğü bütün komşuları uyanmaya başlamış olmalıydı. Sanki çok da umurundaymış gibi, kimseyi rahatsız etmeyeceğine dair bir memnuniyet hissiyle telefonundan ses sistemine bağlandı. Devolva-me diye ulusal koloni dilinde bağıran, fazlasıyla güzel ve kısa saçlı Brezilyalı kadının sesine bıraktı kendini. Sanki az önce yaşananlar, kırmızı leke, hepsi yok olmuştu. Zihni sabah denizi gibi pürüzsüz, teninde hissettiği hava hafifti. Hiçbir şey düşünmedi. Tamamen boşluk.

Şarkı bitti ve benzersiz bir gürültüyle bütün o düşünceler, çağrışımlar, anılar ve az önce konuştuğu kadının sesi zihnine geri geldi. Yaklaşmakta olan zihin gardiyanları teker teker merdivenleri çıkıyor, her adımda çıkardıkları desibel daha da yükseliyordu. Bütün bunları düşünürken, bir anda içinden Defne’yi aramak geldi. Daha önceleri haz ve duygularını paylaştığı kadını. Dakikalar önce aynı rüyayı aynı anda paylaştığı kadını. Bu durumun olağanüstülüğüne yeterince kafa yormamıştı. Ama zamanı vardı, bunun üzerine günlerce, haftalarca düşünecek ve işin içinden çıkamayacaktı. Az önce yatağa fırlattığı telefona yönelirken çıplak ayaklarıyla bastığı yerdeki ıslaklık ensesindeki bütün tüylerin ürpermesine sebep oldu. Başucundaki komodinde devrilmiş olan su bardağını böyle fark etti. Zihni suyla ilgili çağrışımlara başlamadan önce geçmişinin ve geleceğinin aksine şu anda yapmak istediklerinin hiçbir zaman düşünce zindanlarında bir yer edinemediğini bir kere daha fark etti. Çok basit veya zor gibi görünen kararları çok hızlı ve çoğu zaman da düşünmeden verebiliyordu. Ancak daha sonra bu kararların sonuçlarını günlerce analiz edip, sonsuz düşünce girdaplarında kaybolabiliyordu. Yine bütün bunları düşünürken, telefonu kulağına götürdü. Defne’nin çağrıştırdığı tüm koku, haz ve ses ile kodlu anıları gözünün önüne geldi. Derken parfüm koktuğuna yemin edebileceği o ses telefonu açtı:

“Merhaba” dedi.

“Ne oldu, sen de uyuyamadın değil mi?” dedi Defne.

“Evet, hala benimle uyumaktan hoşlanıyor musun?” dedi, “Düşünüyordum da belki sana gelirim.” diyerek tamamladı cümlesini. Kupkuru damağı yüzünden komik bir pelteklikle kurduğu cümle bir süre aralarında asılı kaldı.

“Hmm, evet, aslında özledim birisiyle uyumayı. Kulağa iyi bir fikir gibi geldi.” dedi Defne.

“Pekala, 20 dakikaya ordayım” dedi ve kapattı telefonu.

Kibirli bir gülümseme ile dişlerini fırçalayıp, beş adet siyah kazağından birini eline geçirdi ve koşar adımla evden çıktı. Merdivenleri kullanmak için fazla acelesi olduğuna karar verip asansöre doğru yöneldi. Yan komşularından biri sabah haberlerini dinliyor diğeriyse duşta şarkı söylüyordu. Duvarları bu kadar ince olan bir apartmanda asansör olmasını bir kez daha ilginç bularak açılan kapıdan asansöre giriş yaptı. L tuşuna bastığı anda asansördeki kırmızı ışık bir anda tüm vücudunu felç etti. Yer yarıldı ve içindeydi sanki. Zifiri karanlık ve L harfi suretinde kocaman bir kırmızı. Sonsuzluk propagandası gibiydi boşluğun heybeti. Korku içinde etrafına baktı. Hiçbir duyusuyla algılanabilecek herhangi bir hareket yoktu. Sadece kocaman kırmızı bir L. Bu L’ye bakarak geçirdiği birkaç saniye sonrasında başında hissettiği soğuklukla birlikte karanlık dağılmaya başladı. Gözünü yarım açtı.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember