Kolektif Diyafram: Kadın!

buradayız. hep buradaydık. siz bizi kolaçan etmek için evlerin kapılarını üzerimize kilitlerken, perdenin tülü kafamıza örtülü bile olsa pencerelerden bakıyorduk. düşe kalka nabız yokluyorduk, dirseğimizi çürütüyorduk. fazla mesai paraları sizin cebinizde, bizim ellerimiz hep yelek içlerinde, kendimizi ne yazık ki kendimizden de sakınarak belki, siz evlerde yokken her odada bağırarak, yırtınarak, canımızdan can çıkararak var oluyoruz.


ergenlik çağında, memelerimiz tişörtümüzün altında büyürken, yani hep bir şeylerin içinde öyle saklı büyürken biz, yüzü üzerimize dökülen hanım teyzelerin ayıplayan sözlerinden nasibimizi alıp önce memelerimizi, sonra lafımızı, sonra kalbimizi saklamayı öğreniyoruz. evde kısır yiyen teyzelerin dilinde bir namus lafı tutturmuş gidiyor. çeyizimizde de muhakkak aynısı olacak dantelli masa örtülerinin altında oyun oynarken duyuyoruz. namus mu? o nerede? daha tam olarak bilmiyoruz.


yokluktan var olmak ve varken yok olmak arasında inanın öyle çok büyük bir fark yok. ipin ucu kaçık, sokaktaki heriflerin gözleri hep bacağımıza doğru açık o mahallelerde eteklerimizi dizimizin altına ite ite, kendimizi ittiğimiz uçurumun ucunda kendimizi kaybettiğimize inandırıldığımız bir güne ‘’dank!’’ ediyoruz. uyanmıyoruz, çünkü dank etmek uyanmaktan daha çok ses getiriyor.



iç çamaşırımızın renginin değiştiği gün evin en güvenilir çatısına, anneye sığınıyoruz. iç

çamaşırımız poşete sarılıyor, ağzımız bantlanıyor; iç çamaşırıyla aynı anda çocukluğumuz

da çöpe gidiyor. oyun ortasında duyduğumuz ‘’namus’’u o kocaman açılan ağızlardan alıp,

duvarlara çarpa çarpa iki bacak aramıza oturtuyorlar. dank denen o ses çıkıyor, tekrar.


babam öğrenmeyecek mi çöp poşetinde bozuk bir meyveyi savurur gibi attığınız

çocukluğumu? asla! babalarla böyle şeyler konuşulmazmış, öğreniyoruz.


ilk gönül tıngırtısı. okulda göz göze gelince titreyen dizler. flörtleşmeyi bilmiyoruz, onlar da bilmiyorlardı. ama yine de acemiliğimizden çok utanıyoruz. onlar utanmıyorlar. yaş ilerliyor. ömür bir kez olsun dursa ya, hiç durmuyor. emirler yağıyor, mesaj sonundaki kalbe sarılıyoruz. oysa yitip giden çok şey var, öğrenemiyoruz. kalp delik deşik, ilk alkol tadı, yanlış arkadaşlıklar, yalpalayarak yürüyoruz. düşüp yankılandığımız yerde kendimizi tutup dirilten yine biziz üstelik. dünyaya gelişimize daha yüzyıllar varken ve bizim hiçbir halttan haberimiz yokken, kim bilir kimlerin, altına imza atıp kendini hoşnut ettiği bu yazısız sözleşmede, eriyen gözlerimizi yataklardan kaldırıp işlere, başka evlere, kırık gönüllere çeviriyoruz.


yaşamın kıyısından ölüme itiliyoruz. ve bu neredeyse bir insan ömrü kadar bile sürmüyor.


aniden alınıp satılabilen bir şeye dönüştüğümüzü anladığımızda, sevildiğimizi sandığımız

ailemizin eşiğinden çıkışımızda, tam orada, hiç görülmeyen koca bir uçurum var aslında. buuçurumun üzerinden o ilk atlayışta, kaç bıçağın art arda saplanacağını bilmediğimiz sırtımızın dimdik duruşu, akan zamanla aynı oranda, benzer açıyla eğiliyor. adı kırık

döküklükle anılan, acının tadına batırılmış her şeyi sırtımızın ardından karşılıyoruz.


namus ben miydim? yani ben her şeyimle, şu genç güzelliğim, belime dökülen saçlarım,

annemin önce sakındığı sonra herkese ballandırarak anlattığı çeyizim ve parmağımda bir

alyansla, şu demir parçasıyla, ben namus muydum? tavana bakarak bunu düşünüyoruz.

bedenimizde bir yük, üzerimizde tanımadık bir koku, yarısı çıkmış gelinlikle, kasıklarımızdaki tarifsiz sızıya sarılıyoruz.


çocuklar doğuruyoruz. durmadan, hiç durmadan içimizden bir şeyler çıkartıyoruz. belki böyle var oluyoruz, böyle kusuyoruz dünyaya nefretimizi. baba olmak istiyorlarmış, hiç

sorgulamıyoruz. doğuruyoruz, neden olduğunu bilmeden yalnızca kusuyoruz.


var olmak için çabalamanın artık çok ses çıkaran ışığında, dayanacak bir direk aramaktan

yorgun düşmüş gök kubbeye kırgın kalbimizle; güç, aynaya bakan şu surattan başka bir sınır dahilinde değil. umut var, çünkü biz varız. aynaya baktığımda saçlarıma uzanıyorum. kendimi kucaklıyorum. hiçbir şeye sahip değilim, kendimden başka.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember