NAFİLE KÜR

Yaradan’dan intikamını almak isteyen herkese ithaf olunmuştur…


Gökyüzünü boydan boya kaplayan ağaçlar, zemini bir halı gibi örten toprak ve su...

Güneş kendini ne yönden doğurmak isterse o yönde beliren, hem bakılan yere sığmayacak kadar büyük, hem ele avuca gelecek kadar minik bir kulübede yaşar. Çatısında süs diye duran bacadan sayısız kuş çıkar ve yine aynı bacaya sayısız kuş sığar. Kulübenin dışarıya açılan camlarından yüzlerce kafa, o kafalardan binlerce kahkaha fırlar. Köyün tüm taşları bu kahkahalarla çınlar. Sonra bu çınlama iyice yükseldiğinde, camlarımızı sıkı sıkıya kaparız.

Kaparız ki evdeki karartı beyaza çalmasın, hıçkırarak sarsılan omuz durulmasın.

Bir testi boyu kadar yolu, koca bir testiyle beraber yürürüz gün boyu. Gün boyu bir testi kadar lafı yine bir testi kulpu kadar aklımızla konuşur dururuz. Kulübenin başından yine kulübenin sonuna kadar konuştuklarımız kuşlarla taşınır köyün bir ucundan bir ucuna. İletecek sözü kalmayan kuşlar, onun kollarına tünerler sonra.

Onun kolları, kulübedeki yaşam.

Hava olup estiği, cama gerili perdeleri titrettiği de olur, çeşmeden akan suyun içine tüneyip midemizde yer ettiği de. Bahçedeki toprak olup yağan yağmurun kokusunu bize üflediği de olur, ısınmak için harladığımız ateşin içine peydahlanıp gecemizi gün ettiği de. Ama en çok, hepsini birden olduğu haliyle karşılaşırız onun. En çok bize benzeyen, ama hiçbirimizle bir tutarak tarif edilemez halinden bahsediyorum. Dilimizin anası, köyün üzerinde biten ilk bulut, toprakta filizlenen ilk fidanımız o. Evdeki karartıyı parıl parıl yaratan, sıkı sıkı tembihleyen, siyaha çaldığında ilk gözyaşını döken, kapkara kesildiğinde sahipsiz bir mezara ilk duayı süratle üfleyen o. Mutfakta, banyo kapısının arkasında ve bazen de küflü tavan arasında hıçkırarak sarsılan omzu kahkaha olarak yaratan, kahkahasını her dokunduğuna bulaştırsın diye onu doğurganlıkla sınayan, ağzı mıh gibi kapanıp omuzları sarsılmaya başlayınca ilk ah’ı çeken, sarsılan omuzlara dinmeyen hıçkırık da eklenince ikinci bir sahipsiz mezara duaları yüzer yüzer üfleyen o.

Dünyaya geldiğimiz ilk gün, bizi şenlikle karşılardı. Ne yaptı ne etti, doğduğumuz andan itibaren hep en kötü anıları hatırlayacağımız berbat bir hafızayı başımızın ta içine yerleştirdi. Dünyayla tanışma gafletinde bulunup kopardığımız ilk yaygara anından itibaren günbegün çetelesini tutup, geceleri kuşlarla camımıza tıktık eden kötücül olayları başımıza kakmayı da çok iyi bildi. Bir testi boyu yolda düşüp dizimizi kanattığımızda bunun bir tek bizim başımıza geldiğini iyice hissettirdi. Pek tabii birinden kötü bir söz işitip darıldığımızda da bundan daha beter bir acı yok gibi gelirdi. Mutlu anıların hiçbirini mi hatırlamıyorduk? Birkaç tane vardı elbette. Ama onlar da yıllar içinde diğer kötülerin altında ezildi, gitti. Geriye bir tek kötü anıların topuklarının altında kalan iyi anıların, yükselen ve sindiği yerden hiç gitmeyen kokusu kaldı... Bir de iyi anıların kıymetini, bize kötüleri hep hatırlatarak belleten onun nefesi.

Gece olup ay tepeye vardığında, kulübesinden taşan kahkaha sesleriyle beraber camlarından boy boy yayılan ışık insanı sağır ve kör edecek kadar keskindi. Hepimiz bilirdik ki, gece çömelip kucağına geldiğinde ve kuşlar sindiğinde evine, kendine çektirdiği bu eziyetin tek sebebi, parlak yarattığı ışığın kararması, kahkaha olarak yarattığının çınlayan hıçkırığa dönmesiydi. Her akşam kendi dizlerine kapanıp kendi omzunda ağlar, yine kendi başını okşayarak kendini avuturdu. Kapısından çıktığı çok nadir görülürdü. Çıkıp gezinmeye başladıysa bilirdik ki unutuyor yarattığı kötü anıları ve eziyetleri.

Karartıyı ve hıçkırığı.

Kendine tekrar hatırlatmak için çıkıyor dışarı. Bir testi boyu yolu, bir uçtan bir uca yürüyor. Evlerin camlarına, içeriden eksilmeyen karartıya, hıçkırıklarla titreyen avlulara bakıyor. İçini çektikçe fırtına, ağlamasını tutamadıkça sel olup boşanıyor üzerimize.

Nafile. Biliyor, bir aşağıya yürüyor, bir yukarı.

Ne karartı dönecek beyaza, ne hıçkırık kesilecek kahkahayla.

Olmaz bir daha.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember