Notlar 1

Gözlerimi açtığımda gördüğüm dünya artık bana ait değil gibi. Ne bu dünyanın insanıyım, ne de dünya insanı. Sen başka bir yerde, bambaşka bir zaman diliminde bul beni.


İnsanoğlunun en büyük acısının örneğiyim; uyumsuzluk. Uyum sağlayamadım gün ışıklarına. Uyum sağlayamadım gece yarılarına. Sohbetlere, arkadaşlıklara, yollara, acılara ve mutluluklara. Ve evet, söylediklerimden fazlasını anla istedim hep. Cümle aralarındaki boşluklarımdan anla istedim beni. Beni var eden bu boşluklar. Bu boşlukların doldurulabilir olma ihtimali beni burada tutan. Bıraktığım boşlukları doldur istedim. Ne tembel, ne bencil, ne de bilinçsizdim. Bunlardan biri olsaydım, kendimi koruyabilmem daha kolay olurdu üstelik. Fakat başka bir şey vardı bende; bir acının kekremsi tadı. Vücudumun herhangi bir bölgesindeki somut bir acı değildi bu. Daha derinde bir yerlerde, anlatması ve anlaşılması zor bir yerdeydi. Sızısı vardı fakat belli etmiyordu kendini. Sessiz bir acıydı; bir çağın kapanıp, diğer çağın başlaması gibi. Bir kan gölünün içinde, beyaza kesmiş ve soğumuş bir bedenle geçecek bir acı da değildi. Bedenen değil, ruhen var oluyordu bu acı. İnsanın çalışarak ve kazanarak üstesinden gelebileceği bir acı da değildi. Maddesel değil, metafiziksel bir acıydı bu. Bilinemezdi, görülemezdi, hissedilebilirdi ancak. Bunu hisset istedim sen de benim gibi. Bakışlarımın uzağa düştüğü anlarda anla istedim beni. Yarım bıraktığım kadehlerden anla istedim beni. Sevgisiz yaşamış bir insanın ne yapacağını bilemez oluşuyla anla istedim beni. Ancak anlarsan hissedebilirdin çünkü.

* * *

Aceleye dönüşmeyen bir hazırlığın örneğiyiz biz. Bilerek elde edilmemiş bir yalnızlığın örneğiyiz biz. Zaferin ardından dalgalanan bir bayrağın örneğiyiz biz. Gururla kazanılmış bir hayatın örneğiyiz biz. Kaçınması zor bir aşkın, denizin içindeki, kurtulabilmek için tek yolunun kendini ona bırakmak olduğu bir akıntının örneğiyiz biz. Kıyıya yaklaşmak üzereyken gözümüzün önüne aniden düşen bir güneşin çocukları olarak gelmişiz biz: Yorgun, iddialı, sevecen, doğal, korkak, cesur, inatçı ve sabırlıyız. Kıyıya erişildiğinde, insan vücudunda yavaş yavaş kuruyan tuzlu suyun son çağırısıyız biz. Bizi denizler çağırmakta, hem de uzak denizler; karaya çıkarak hata etmişiz.

* * *

İnsan hep karanlık yerleri gördüğünü söyler ve karanlığı atlatmanın verdiği gururla yaşar. ‘’Şu acıları yendim!’’ der ve karşılığında ödül bile ister insan. Şu kişiyi unuttuğunu bağırır herkese. Çok sevdiği birini ya da bir şeyi unutabilmiş olmanın verdiği haklı gururuyla karışır sohbetlere. Ve geçer sokaklardan. Sevmeyi unutmak, ölümü öldürmek hep gururdur insana. Yüreğin soğudukça güçlü bir insansındır.

Ben de anlatacaktım gördüğüm karanlıkları. Ben de yenecektim siyahı, çıkacaktım gün ışığına. Ama gözlerim alışır diye korktum. Aydınlığa.

* * *

Bildiklerinden kaçabilir misin? Yürüdüğün yolların köşe başlarında ruhun eriyordu. Alnında otuz sekiz derece ateş. Dilinde saatlerdir mırıldandığın, sözlerini unuttuğun bir şarkı. Hangi yoldan kaç kere geçtin, hangi insan kaç kere görmedi, hangi kelimeyi kaç kere kullandın? Ve sustun. Zihninde kırk sekiz saatlik uyku. Rakamlara böldün hayatını. Ve sustun. Kışın ortasında geçirdiğin ve sana pek çok şeyi aynı anda öğreten iki buçuk gün. Doğumun üzerinden geçen yirmi yıl. Ve sustun.

Bildiklerinden kaçabilir misin? Gerçek aşk, katıksız sevgi, karşılıklı güven, tatlı dokunuş, erkeğin huzurlu kolları, dudaklarına sürdüğün gül kurusu ruj (kırmızıdan vazgeçmiştin), güçsüzlüğünün yumru haline gelip boğazını tıkayışı, suyun altında nefessiz geçen yirmi saniye, mavi gökyüzü (sen en çok gri halini seversin), nefretle bağlı olduğun şehrin, bütün sokaklarını ezbere bildiğin Beyoğlu.

Ve sustun.

Bildiklerinden kaçabilir misin? Korkma. Ben korkmuyorum.

* * *


Devinim, en yıkıcı olanıdır.



 

Resim: M. C. ESCHER

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember