OTOKANNİBAL MAHLUK İMALATHANESİ

Liseye başlayana değin “horror vacui” nin mahiyetinden habersizdim. Meğerse bu boşluk korkusu hayatlarımıza içten içe öyle tesir etmiş ki, sırf habersiz kalmasın diye gazete sayfalarının kadın cinayetleri ve hayvan katliamları ile doldurulmasının sebebi hep bundanmış.

Hal böyle olunca annemler, günlük gazetenin 3. sayfasını uzun bir müddet yırtıp atmışlar. Böylelikle, sosyete normları ve iktidar kanonlarının beraberlerinde getirdikleri kaotik hususları öğrendiğimde yaşayacağım “toz pembe mutluluk çöküşünü” kendi çaplarında geciktirmeyi amaçlamışlar.


Bu durum bana, çocuğu fovist dış dünyanın hüsranından korumak adına örülmüş bir cepheyi andırıyor. Daha geniş bir perspektife indirgendiğinde benzer bir cepheyi, teşhircilik ve apaçıklığın böylesine el üstünde tutulduğu neoliberal toplumumuzda gözlemleyebilmek mümkün. New York Times benzeri popüler gazetelerde bile eleştirel düşünmenin bilgiye ulaşmaktaki yetersizliğini “ifşa eden” makalelerin yer alması, dört bir yandan empoze edilen şeffaflık yanlısı ideolojilerle gülünç bir tezatlık oluşturmakta. Öyle ki, bilgelik yolunda türlü fedakarlıklarda bulunmanın bir yükümlülük olduğu fikrinin toplumun bilinç öncesine kazındığını hissetmekteyim. Farklı dönemlerde kaleme alınmış muhtelif yazıları incelediğimde, mutluluktan ödün vermemek adına bilgelik karşısında geliştirilmiş savunma mekanizmalarının farkına vardım. Misal 16.yüzyılda, Kuzey Avrupa Rönesansı’nın beşiğinde bile Erasmus, bilgelik karşısında budalalığı yüceltmiş; Antik Yunanlı tragedya yazarı Sofokles ise “Hiçbir şey bilmemek, en mutlu yaşamdır.” sözleriyle bilgiye yaklaşımını ifade etmiştir.


Bilgiye giden yolun mutsuz olmayı kabullenmekten geçmesini, absürt bir şartlandırma olarak değerlendiriyorum. Determinizmden bağımsız bir şekilde insanı, özgürlüğe mahkum bir varlık olarak ele alırsak, panoptikonik gözetim altındaki bir kimse dahi bilgiye ulaşmaktan alıkonulamaz. Bilginin beraberinde olumsuz duyguları getirdiği klişesini, devlet ve medyanın nevrotik teşvikine borçluyuz. Bu ardı arkası kesilmeyen muazzam teşvikin sonucunda, yadsınamayacak boyutlara ulaşmış bir “bilgi bolluğu” göze çarpmaktadır. Kanımca asıl mutsuzluk kaynağı; salt personalar arası etkileşimin önemini zayıflatmakla kalmayıp, ilgili makamları nihai hedefleri olan “bütünün gözetlenmesi”ne de yaklaştıran bu enformasyon fazlalığıdır. Bireyler arasındaki bariyerleri yıktığı söylemiyle propagandası yapılan türlü bilgiler, ideal toplumu yaratabilme amacına zemin hazırlamaktadır. “Bir tıkla kapında” enformasyonunu, “sen bir bireysin” etiketi yapıştırmakla övünürken alt metninde onu ötekilere örnek kılmak isteyen bir seri üretim imalathanesine benzetmekteyim. Ola ki işbu imalathanenin tıkır tıkır işlemesinin önüne geçecek iletişim kopukluğu yahut bilginin dağıtımını yavaşlatacak herhangi bir unsur tespit edildi, kaosa bakınız! İster manik-depresif hastalıklardan muzdarip, ister sosyal anksiyetenin kıskacında olsunlar; birbirine bu denli yabancılaşmış bireylerin denetimi nasıl sağlanabilir ki, başka türlü?


Bu bağlamda kamuoyu önünde hat safhada iletişimi vaat eden, bilgiyi olanca gösterişle pazarlayan açıkgöz kimselerin, ayna önünde mutluluğun prototipi için yalvarıp yakarması da, yine bombardımanına tabi tutulduğumuz ideolojilerin bir “kolektif şaheseri” değil midir?


Son olarak, bilginin form değiştirerek üst mertebelere hizmet eden, altı sömüren ancak herkese mutlak bir kasvet bahşeden manipülatif bir araç haline gelmesinde futürist manifestoları yadsımak büyük bir gaflet olacaktır. Gelişen endüstrinin, hızlanan zamanların doğal bir sonucu olarak bilgi, sorgulama ve akıl yürütmeye dayanan köklerinden sökülerek, faşist topraklara serpilmiştir. Teknoloji fanatizminin kol gezdiği neoliberal çağımızda “bilginin” masumiyetini korumasını ve çıktısının mutluluk olmasını beklemek, bir Amerikan rüyasından ibarettir.


Görüldüğü üzere, bilgi doğası itibariyle ele avuca sığmaz bir çocuğu andırır. Hiperküp yapıya sahip bilgi, kendisini; elde edildiğinde “olumsuz” olarak nitelendirilen duygular körükleyen Pandora’nın kutusu gibi gösterip bazen kümelenerek kitlelere yön veren bir enformasyon yığınına dönüşür. Bazen de türlü menfaatleri karşılayan edilgen bir özneye dönüşebilmektedir. Çağlar boyu bilgiye ulaşma sevdasıyla kimi yaşamdan el ayak çekerek giyotini boylamış, kimi ise hayata gözlerini yummadan önceki son yansımasını bir tas baldıranda seyretmiş sayısız tarihi kişilikten söz edilebilir. Tüm bu veriler kaale alındığında, bilgiden korkmamak olanaksız bir olgu gibi gözükmektedir.


Yaki Kızılderilisi Don Juan’dan bir alıntı yaparak sözlerimi noktalamak istiyorum. Bilgiyle karşılaşma düşüncesi Don Juan’ın öğrencisi Carlos Castaneda’yı dehşete düşürmekteydi. Bu durum karşısında Arizonalı bilgin, mutluluktan taviz vermeksizin bilgiye ulaşabilmenin reçetesini öğrencisi Carlos’a şu sözlerle aktarır: “Bir adam bilgiye, savaşa gidercesine yaklaşmalıdır. Her daim tetikte, korkuyla yüzleşerek, saygıdan kusur etmeyerek ve nefsine nihai bir itimat ile.” Bu sözü, 21. yüzyılın parametrelerini göz önünde bulundurarak yeniden ele alacak olursak: Eylemlerimiz ve ideallerimiz toplumun topyekun görüşleriyle uyuşmayabilir yahut kanonları kendi değer yargılarımıza uymayan, bilgiyle etkileşim şeklimize bizim yerimize karar veren totaliter bir rejime mahkum olabiliriz. Ancak, ne zaman ki birey bilgi üzerindeki otokontrolünü yitirir, o zaman mutsuzluk ile bütünleşir. Daedalus’un labirentine hapsedilmiş Minotor’dan farkı kalmayan bir gariban olarak bu yarı insan-yarı boğa yaratığın 7 genç kız ve 7 delikanlı sunağını mideye indirdiği misal, kendisine dayatılan, önüne konulan her türlü enformasyonu sorgulamaksızın yutar ve içinde bir çöplük yarattığının farkına asla varamaz. Bireyi kendi içine hapsetmekle de kalmayan bu tahripkar bilgi onu, Romain Gary’nin “Koca Tembel pitonu” gibi kendi içine göme göme bir nihilistin yüzünü güldürecek özüyle yeniden bütünleştirir; artık o, bir hiçtir.





Kaynakça:

● Özdel, G. (2012). FOUCAULT BAĞLAMINDA İKTİDARIN GÖRÜNMEZLİĞİ VE ‘’PANOPTİKON’’ İLE ‘’İKTİDARIN GÖZÜ’’ GÖSTERGELERİ. THE TURKISH ONLINE JOURNAL OF DESIGN, ART AND COMMUNICATION, 2(1). doi:10.7456/10201100

● Han, B. (2017). Şeffaflık toplumu (1216634648 905864702 H. Barışcan, Trans.). İstanbul, Topkapı: Metis.

● Castaneda, C. (1978). The Teachings of Don Juan: A Yaqui Way of Knowledge. California, Berkeley: University of California Press.

● Erasmus, D. (2014). Deliliğe Övgü (Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi) (1216649639 905874001 Y. Sivri, Trans.). İstanbul, Esenyurt: Türkiye İş Bankası.

● Metin, E. (2020). Turgut Uyar Şiirinde Uygarlığın Reddi. NATAMA Şiir ve Eleştiri Dergisi, (25).

● Eagleton, T. (2004). Edebiyat Kuramı Giriş (1216657547 905878347 T. Birkan, Trans.). İst., Cağaloğlu: Ayrıntı Yayınları. Retrieved 2018.

● Erden, O. (2012). Modern Sanat Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey. İstanbul, Bağcılar: Tempo Yayınları.

● Botton, A. D. (2004). Felsefenin Tesellisi (1216667448 905884209 B. T. Altuğ, Trans.). İstanbul, Topkapı: Sel Yayıncılık.

● Warzel, C. (2021, February 18). Don't go down the rabbit hole. Retrieved February 26, 2021, from https://www.nytimes.com/2021/02/18/opinion/fake-news-media-attention.html


  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember