top of page

OYUN TAHTASI

Kendimi klonlamak istiyorum, uzaktan izlemek. Bakalım o neleri seçip neleri yaşayacak. İzlemek istiyorum… Biraz da izlemek istiyorum artık ben, hayatımın başrolü olmaktan yorulduğumu hissediyorum. Daha çok gencim hâlbuki, bu neyin yorgunluğu diye bir yandan da kızıyorum kendime. Öz şefkatmiş(!) bu kavramı çıkaranların hepsi tersini yaşayıp o bedelleri ödeyen insanların uydurduğu şeyler. Benim özüm ne ki? Hangi birine şefkat göstereceğim Allah aşkına? Bölünmüşlük hissine bir şefkat türü var mı? Hangi özneme hitap edeyim? İçimde varlığından yeni haberdar olduğum ve hiçbir kalıba sığmak istemeyen kadına mı? Zamanında kendimi öyle görsem tokatlayıp “Kendine gel salak mısın?” diyeceğim, sonradan uyanan mantık kumkumasına mı? Hayatı boyunca bulmaya çalıştığı, uğruna canından vazgeçmeyi düşündüğü işe yaramazlık ve boşluk hissiyatının kömürleşmiş bir mücevher olarak çıkışına tanıklık edene mi? İlk aşkının kurbanı olan, ondan sonra da bir daha öyle sevemeyen ama yine de geleceğinden umut kesmeyen naif iyimser kadına mı? Başkalarının gerçekliklerindeki yerinden bir türlü emin olamayan, dürüstlük delisi olmasının sınavını veren kadına mı? Sanki emin olsa dünyaları vermeye hazır olan ama emin olamaması için çeşitli koruma mekanizmalarıyla donatılmış, kapılarını açmaktan korkan kadına mı? Hangi birine şefkat göstereyim ben? İnan ki ajitasyon yapmıyorum, sadece sorguluyorum; Hangisine? Nasıl? Ne kadar? Küçükken oynadığımız bir oyun vardı. Tahtadan bir tabanın üstü belirli şekillerle oyulmuş, her şeklin yeri ve rengi farklı; hangisinin nereye uyduğunu bulmamızı isteyen bir oyundu bu. Bir yanım o tahtanın tabanı ve şekillerinin uyumunu kovaladı hep, öyle olursa mükemmel olacak ve tamamlanacak! Bir yanım ısrarla kareye daire sığdırmaya çalışıyor… Üçgene dikdörtgen, kareye beşgen… Sanırım mükemmel olma isteğinden daha yorucu yeri hazır olmayanı sığdırmaya çalışmak, oluru olmayanla var etmeye uğraşmak. Yoruluyorum. Neden yorulduğumu bilmeme rağmen yoruluyorum. Oldurmaya çalıştıklarıma kızıyorum, onların öznelerine. "Sanki biraz daha farklı olsalardı sığarlardı o yerlere...". Haksızlık etmekte istemiyorum, kızgınlığımın beyhude bir istek olduğunu biliyorum, o şekilde olmasalardı zaten onları eklemek istemezdim hayatıma. Sanki kilit nokta, hayatımın taban tablosunda gibi hissediyorum. Ben, hayatımın taban tablosunun nasıl olduğunu artık bilmiyorum.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör