PANDEMİK KURUNTULAR KURBANI BİR TOPLUMA KURTULUŞ REÇETESİ

Cihan Ülsen, Kendinden Başka Herkes,

Edebi Şeyler, 2019, 89 Syf.


“(…) ya da şüphe nedeniyle ölümüne altüst oluşların

görkemini bulamazsınız mutlulukta”

[kendinden başka herkes]


Nasyonel sosyalizm ve faşist nazizmin baskısı altında Viyana’da hayatını sürdürmeye çalışan Stefan Zweig, Toplumdaki bireyler hakkında bir çıkarımda bulunur: “ İnsan, kendinden başka herkesten kaçabilir.” [1] Liberalist bir doktrinden noksan bir toplumda, ifade edilemeyen fikirlerin ağırlaşan yükümlülüğüyle birey, dürüstlüğe ihanet etmenin suçluluğuyla kendini adeta bitirir.

Cihan Ülsen’in 2019’un Mart ayında yayımlanan kitabı “Kendinden Başka Herkes” te vurgulanan, sekülerizmi merkez alan “ideal” liberal bir hayat, katarsisi zorunlu kılmaktadır. Diyarbakır doğumlu yazar, şiirlerini, katarsisi geciktiren, önünü kesen toplumsal olgular çevresinde, acıklı bir uslüptan kaçınarak şekillendirmiştir. [2]

“Birinci denklem” ve “ikinci şüphe” olmak üzere iki bölüme ayrılmış olan kitapta, Ülsen’in Türkçe’ye ne denli hakim olduğu gözler önüne serilmektedir.


YABANİ BİR DÜŞ: ONGUNLUK

Kitapta kapitalizm, “anti-demokratik” bir unsur olarak ele alınmış ve yolsuzluğun kol gezdiği, vatan hainliğine kan temizlenmesi gözüyle bakıldığı, içe kapalı bir gönençlik kavramına zemin hazırladığına işaret edilmiştir.

“kaçırılan her liraya kurban gülüşleriniz

bir salon dört odaya sığmayan hevesleriniz

mutfak dolabınızın çürüğe çıkarılmış vişneleri

ve artık sayısını bilmediğiniz program sayılı makineleriniz”

[en güzel haberler sizin olsun]


Asgari ücretle, vaad edilen “3 çocuk + aş promosyonu” ile hayata tutunmaya çalışan halkın ölümü, faşist sistem tarafından çoktan belirlenmiştir.

Modernleşme hayranı fuzuli kentleşme eleştirilmektedir.

“(…) ve buldozerle açılan yerden başla,

yaşamak”

[yettiği kadar dünya]



Yaşam dilemmalar üzerine kuruludur. İki kutupludur, devletin “adil” kontrol mekanizması. Fantazilerle dolu hayatlarını süren vatandaşlarını mobeselerle teftiş eden devlet; sokaklarda şarkılar mırıldanarak gezen “ölü” çocuklara, alın teri döken işçilerin şikayetlerine, kulak asmamaktadır.


“telaşa verme cürete kalkan sözleri

şehrin bir yakasından diğerine kuzgun taşıyan haberleri”

[iki dar bir düz]


Şaman dininde iki dünya arası semboldür bu kuzgun, halen tutunanlar için umutsuzluk, tutunmayı bırakmışlar içinse bir rahatlama.


Yüce devlete göre, nispet olsun diye gerçekleştirilen “yabani hareketler” dir bunlar, canına kıyan proletaryanın cesetleri, bundan ötürüdür ki sokaklarda bırakılır çürümeye öylece.

“iki yakasını bir araya getiremeyenlere çok nöbet çok ağaç

şehir içi minibüslerinde intihara teşebbüs etmek

planlanabilir bir şeydir”

[işten görüşme]


DOKTRİN DESTEKLİ DEVLET DÜZENİ

Ve en nihayetinde bir sona gelince de, yaşam boyu biriktirilen her şey, ancak manasız bir bütündür.

“son terminalden dönünce fark etmiyor biçtiğin onca şey

şey. evet buradan bakınca onca şey. hurdaca ve kendince

bilirim, bildiğime şaşmadan:

ikrar ederim, hep boşluğa ses verir”

[the return]


“sözcüklere bakmak çocukluğumuzdan beri ayıp

ama biz bunun da üstesinden geliriz

üç çocuk,

kaynayan tencere,

siyasi bir proje

bütün endişelerimiz kurban olsun sisteme!”

[biz eşit değiliz sevgilim]


Kimi dizelerde sezilen bu Absürdizm etkisi, Camus’nun varoluşçu felsefesi ile ilişkilendirilebilir: “Zaten öleceksin o yüzden yaptığın eylemi sürdür.” [3] Absürdizmin beraberinde getirdiği uyumsuzluk olgusu, bilişim çağında yaygınlaşan toplumsal yabancılaşmanın da olası bir sonucu niteliğindedir.


“adam olacak çocuğu ceplerinden çıkarıyorlar

o kadar mahir o kadar kendilerinden emin

bu kadar emin olunca milli eğitim ve yaşken eğilen bizler

sadece söylenceden ibaret ellerimiz”

[biz eşit değiliz sevgilim]



Ülsen’e göre, yabancılaşmanın beraberinde getirdiği kendisi gibi olmayana karşı nefret, modern dünyaya ters tezatlıklara yol açmaktadır.

“ama tam şiire başlarken gazze’yi bombalıyorlar olmadı diyorum

“işte bu hiç olmadı” bütün siyahlığımla

roboski’nin kapısına varmadan çevirme var

gözlerimin sebebini açıklamaya yetmiyor orta kulak zarında ağır kanama”

[siyah bir öfke]


Bir bilmece kabul ettiği hayata dair, kendi öz yaşam öyküsünden bir kesit aktarır:

“korkmayın: dünyayı ben ancak otuz yaşında tanıdım”

[bir kıyametin anatomisi]



Ülsen’in şiirinde, ampirik yazar tarafından okurla arasına yerleştirilmiş bir örnek yazarın var olduğu algısına kapılınır. Korku, tetikte olma mecburiyeti sezilir kimi şiirlerin arka planında. Sanki bu mecburiyet, yazarla okur arasında oluşabilecek transparan etkileşimin önünü kesmektedir.


Ses çıkarmadan da tedirgin olabileceğini savunan Ülsen, öte yandan halkın seyirciliğine tenkitte bulunmaktadır.

“(…) sloganını söyle

sana kim olduğunu yumruğun söyleyecek”

[maraz kokan denklem]


“sana gel devrim yapalım demiyorum ama

bir çivi olmak iyidir hakların kardeşliğine”

[suyun öte yakası]


Anarşist değil sosyalist bir dayanışmanın eksikliğinden yakınılmıştır. [4]



Ülsen’in, söylentiler üzerine kurulduğunu sıkça belirttiği bu düzende, bireyler kuşbakışı bakmaya zorlanır. Yüzeysel çıkarımlar, asla üçüncü tekilden birinci tekile indirgenemeyen bakışaçılarına sahip şahıslarla oluşturulmuştur, devletin halkı.

“severiz birbirimizi AB şartlarında (…)

fısıltıya iman, takviye gerektirmez örgün öğrenimde (…)

âh evet, şahadet parmağımız su toplamıştır, nerden bu kolaycılık”

[işten görüşme]



İnsanlığın tehditi, toplumu ele geçirmiş bir pandemidir, “kuruntu”. Çocukluktan beri süregelen, kitlelere yayılan bir amasız hastalık misali.

“kabulümdür zira topyekûn bu sirayet

ama gel, şerh düş kalbinde yer etmiş vehme

şerh düş ve uyandır bizi tüm yorumlardan”

[suyun öte yakası]


Öyle ki, sımsıkı sarılınan bu şüpheci kabanların suni konforuyla bireylerin, zorluklara göğüs germekten, sakıncalı işlere bulaşmaktan kaçınır olduğu gözlemlenmiştir.

“kavuşamazsak ilk karakola teslim olur

büyük bir günahtan kurtarırız tüm şerikleri”

[kaldığı yerden]


“(…) sokaklara ekilen vehimlerle iştigal bir karşılık

sahipsiz rüyalar öksüz tekerlemeler gibidir biraz da

gözlerimizi kaçırıyorsak bir çıkmazdan

bunun da bir bedeli vardır toplum nazarında”

[kurgu ilmihali]


“kaldığımız yerden ve suya sabuna dokunmadan

yoralım birbirimizi mesela”

[kaldığı yerden]


ETİK VE DİN ALGISI

Ülsen, yer yer pozitivizme atıfta bulunmuştur.

“bir sorun olarak atom

ellerimizi kirletmez bile

parçalanabilir ne varsa

öylece yerli yerinde”

[kaldığı yerden]



Bu tutum, akıllara Wittgenstein’ın metafizik eleştirilerini akıla getirmektedir. Wittgenstein, olguların durumunun nesnelerin bir bileşimi olduğunu savunur. [5] Bilimin, kendi iddialarını doğrulamak için deneye başvurduğu, metafizik ve dinin ise bunu yapamadığı için anlamsız olduğu kanısına varmıştır. Şiirde, nihilist bir bakış açısıyla, ahlaki güçler yok sayılmaktadır. [6]

“Kendinden Başka Herkes”te din, istiareler, kelime oyunları yoluyla belli noktalarda ele alınmıştır.

“cuma vakti göz kapaklarına emanet harflerle cem ederken

emin oldum, meydana getirdiklerim kurtulmak istediklerim oldu hep”

[gözü açık matem]


Okunan bu dualar, alınamayan öçler, yanlarına kar kalınan hususlara göndermelerdir. Bu sitemi gerçekleştirmemeyi, ekspresyonizmi reddeden bu dışa vurumculuk karşıtı yaklaşım; Ülsen tarafından, “kendini kandırmak” olarak nitelendirilmiştir.

“kendini aldatmak derim, okunan duadan el ayak çekmektir aslında”

[gözü açık matem]


“(…) ve eksik etmeyin yere düşen dualarımı

rengini bulsun diye özgür kıldığım ah’lar”

[beni bir insafın kollarına bırakın]


Cemaat, duyduğu bu sayıklamalarla gözden geçirir öleni. “Fısıltıya iman” ederler gömerken cesetleri. Ülsen, kesimlerce ayak ucu kitabı diye kabul edilen ilmihalin, Tanrı katıyla kurduğu “kurgu köprü” yle rüyalarından korunduğunu söyler.

“burna çalınan kesif koku

mahsup edilmemiş düş”

[göğüs boşluğu]


Hayal etme yetisini camdan bir köşke benzetir. Boşluğa tutturulmuş bir iptir ona göre, çirkef kaçmaktadır bu mükemmellik tablosunda. (!)

İsmail Kılıçarslan’ın Cinnet Modern şiirine gönderme yapan “devlet sarısı” ifadesi, karşımıza birkaç yerde çıkmaktadır.

“acı doludur o devlet sarısı zevksiz koltuk (…)” [7]


20. Yüzyıl fovizminde hoşnutsuzluğun simgelemek amacıyla kullanılan sarı rengi, kafirlikle bağdaştırılmış, günümüzde empoze edilen İslam algısının karın doyurmadığı dile getirilmiştir. Yapılan tapınmalar ezberdendir, toplumsal bir karın ağrısıdır: huzursuzluk.

“devlet sarısından beyaz yakalı lacilere

oradan gram gram eksilen ekmeğe

ve yeraltından başlayarak ömer telaşına

mülk dedikleri hangi adalette bulup çıkarır seni”

[reel politik]


Adalet için mülk sahibi olmak gerektiğini, kazancı olmayana, nüfus kayıtlarını dahi geçirilmeye değmeyen acınası bir varlık gözüyle bakıldığı aktarılır. Daha önceden de belirtildiği üzere, alın teri olmadan adalet talep etmek etiğe oldukça “aykırı” dır Fakat, pozitif duyguların sürekli olarak sosyal statü katmanları arasında sıkışıp kaldığı; toplumun, ben merkezli şahsiyetlerden oluşmuş iç içe geçmiş bir hiyerarşi zinciri olduğu öne sürülmektedir. Lakin, herkesçe bilinen bu hususun pek bir kimseyi rahatsız etmediği anlaşılmaktadır.

“sınırlar hep bir hüsnü zan

sınadaklarım, baştan sona mutlak”

[iki dar bir düz]


“balkondan sarkıttığımız tedbirlerden başlayalım birbirimize kasıtla

birbirimize bu mevzuda sahici kelimeler bulalım”

[balkondan sarkan masumiyet]



Balkon figürü bu noktada, kasten kullanılmıştır. Bireyin iç ve dış dünyası arasında köprü kuran bilinç misali, ne iç ne dışa ait, arada kalan sahipsiz bölgedir, balkon. Bununla beraber, tıpkı Diyarbakır doğumlu bir başka yazar olan Uğur Nazlıcan’ın “Yorgancı” hikayesinde gözlemlediğimiz kısmi simetrinin bir benzeri bu dizelerde de hissedilmektedir. [8] Adamın yorgancıyı görüp yorgancının görememesi gibi balkonda da yüksekten bakıldığında aşağısı rahatça görülebilirken, aşağıdan bakan bir kimsenin, “emektar kesimin” yüksektekini seçebilmesi pek mümkün değildir.


HAKİKAT ÖĞRETİLERİ

Rus biçimciliğine kayan pragmatik, toplumsal gerçekçi bir yaklaşımla ele alınmış ve dilin edebiliğinden saparak ne olması gerektiğine dair yargılarda bulunulmuştur. Harflerin kölelik olduğu, kapsamı dar olsa bile bir alfabenin, grameri kurtarıcı araç görevi gördüğünü yazmıştır.

“(…) çözülür ve kurtulur ve belki bütün bir gramer

-sürç-i lisan etmek, bütün dünyayı katle bedel-”

[beni bir insafın kollarına bırakın]


Dildeki olağanüstlerden bahsetmiş, kuruntuların akıllara kazınmak için seçtiği bir başka yol olan şarkılara göndermelerde bulunmuştur.

Ülsen, şarkıların toplum üzerindeki etkisinden hoşnut değildir, topluma empoze edilen romantikliğin sekülerizme ters düştüğünü bildirmektedir. Bu dünyayla işi olmayan husus, tutunmaya çalışanlara nasıl bir yardımda bulunabilir ki?


Bir bütün olarak ele alındığında Ülsen, “Kendinden Başka Herkes”te medenileş(e)memiş bir yüzyıla atıfta bulunmaktadır. Kuruntu kaynaklı feragatlarla içten parçalanmaya başlayan halk, korku tarafından teşkil edilmiş gölgeleriyle, yavaş yavaş yitirirler devletin üstünde etkinliklerini. Yine de umudunu yitirmemektedir: Bilakis ne zaman ki fuzuli kuruntulardan arınacaktır bireyler, o zaman gerçekleşecekir, toplumsal katarsis. Ve düşünmeye başlayacaktır toplum, bir o kadar da, “kendinden başka herkes” i.



[1] Lassalle, José María. “Stefan Zweig or Liberalism as Fate.” Translated by Morgan Malvoso, Essay and Science, 7 Apr. 2003.


[2] Çelik, Abdullah Eren. “Sartre’In Toplumu, Adorno’Nun Sanatı Ya Da Acının Estetiği.” t24, 18 Apr. 2019.

<