PARALEL DÜNYADA - 1

Bu dünyaya paralel bir dünyada yaşıyorum ben. Hem de dünyanın bir ucunda değil, senin yanı başında, belki de aynı ülkede.

Akranlarım, ‘’Bugün okulda ne giyeceğim?’’ diye düşünürken ben, okul hayalini bile kuramıyorum. Onlar ailelerinden telefonlarının üst modelini almalarını talep ederken ben, babamın beni satması için dua ediyorum. Dün muhtarla gelen adamla anlaşması için. Babamın başlık parasını yükseltmemesi için. O adam benim buradan, bu kahrolası evden çıkma şansım! Adamın nasıl biri olduğunu sorarsan, hiçbir fikrim yok. Yüzüne bakamadım. Ama nasıl biri olduğunun hiçbir önemi yok.


Kim olursa olsun beni bu evden kurtaracağı için kölesi olmaya hazırım.

Muhtarla konuşurken iki üç kelime duydum. Üç çocuk, hasta karı, Tiranis. Kuma mı gideceğim acaba? Sıkıntı değil, buradaki hayatımdan daha kötü olamaz. Kendime ait bir odam olur en azından, kendime ait eşyalarım. İleride bir çocuğum olur. Hatta oğullarım olur, eğer oğlum olursa biraz daha değerli olurum kocamın gözünde. Kız çocuğum olmasını istemiyorum çünkü o da benim gibi değersizdir:

Annem hep ’’Keşke hepiniz erkek olsaydınız’’, diyor.

Neden öyle söylüyorsun ki anne? Senin oğlun çok iyi biri mi? Bazen sana nasıl küfürler ediyor, başınızı nasıl dertlere sokuyor. Daha bir hafta önce şafak saati jandarmalar geldi kapıya. Onu aldılar gittiler. Hayatımda şu ana kadar hatırladığım en mutlu bir haftaydı.

Keşke bırakamasalardı. Keşke hep orada kalsaydı.

Ama çıkar yakında. Çok uğraşıyorsunuz ya, bir yolunu bulup kurtarırsınız onu oradan. O en değerliniz, uğrunda her şeyi feda edebileceğiniz. Ah anne! Keşke beni bir dinlesen. Sana anlatacağım o kadar çok şey var ki, çok sevgili oğlunla ilgili. Bir görsen beni anne, ne hallerde olduğumu. Sana göre ben, aklı bir karış havada geziyorum sadece. Yengeme söylerken duydum: ‘’Bu günlerde bu kızın aklı bir karış havada, aşık mı ne?’’ dedin.

Anne ben kalbimi hissetmeyeli aylar oldu. Keşke beni bir görsen.

Yok, olsun ama kızım. Kim bana yardım edecek oğullarıma bakarken? Evet, olsun!

Ama mutlaka ayrı odası olacak kızımın. Mutlaka!

Burada, düğünlerde ‘’Yedi oğul isterem, birce tane kız gelin’’ şarkısını okuyorlar.

Annemle babam konuşuyor, adamın vereceği para azmış. Daha süt parası da verecekmiş, annemin hakkını da verecekmiş. Ah anne! Ben o hakkı ödemedim mi? Kendimi hatırladığımdan beri abime, kardeşlerime, babama hizmet ettim. Senin hiç kardeşlerimin nasıl büyüdüğünden haberin oldu mu? Okula da göndermediniz beni. Kendi ismimi bile yazamıyorum anne.

Şimdi bir hayvan gibi satıyorsunuz tanımadığınız birine, gideceğim size yük olmadan.

Sahi ben ne zaman size yük oldum? Ben size yük oldumsa sırtımda taşıdığım bu kadar ağır yük neden anne?

Yatak odasının kapısına anahtar alalım diye sana yalvardım anne. ‘’Bu kızın saçma sapan istekleri beni delirtecek’’, dedin babama, babaanneme, eltilerine, komşularına.. İfade edemediğin tüm öfkeni bana kustun hep. Daha neyin hakkını talep ediyorsun?

Sürekli anneliğin ne kadar zor olduğunu söyleyip durursunuz. Çocukluğun ne kadar zor olduğundan bahsetmezler çocuklar ama. Görünmezliğin ne kadar zor olduğundan, eşya gibi davranılmak, tek ihtiyacı olan yemek olan bir hayvan muamelesi görülmek, sürekli bir baş belası olarak görülmekten bahsetmezler. Söylenileni yapmak zorunda olan köle olmak ne kadar zor anne, bilir misin sen? Bilemezsin. Çünkü sen de böyle büyütüldün, olması gerekenler bunlar. Hayata bir sıfır arkada başladın sen de kız olduğun için. Köyün ağası dedem bütün varlığını iki oğluna bıraktı.

Bunun için hep suçlandın, aşağılandın. ‘’Köpek, sen farkı yok Hacı Ağa için!’’ diye bağırırdı babam hep. Senin için farkı var mı baba? Olanlardan haberin var ve tek çözümü beni göndermekte buluyorsun. Bildiğini biliyorum. O yüzden bu kadar çaban, annemi ikna etmeye çalışman. Yoksa, iki kuruş pahasına satmak için beni, ne kılıklara girmiştin. Duymuşsundur. Zaten bu zamana kadar nasıl haberiniz olmaz bir odanın içinde.

Son günlerde yüzüme bakmıyorsun.

Gerçi baktığın da pek olmadı ama, şimdi bir nefret var içinde, hissediyorum. Yaptıklarımda bir hata bulup bağırmaya ve nefretini kusmaya bahane arıyorsun.

Demek duydun ve hiçbir şey yapmadın öyle mi?


Senin, birkaç yıl önce ayak bileğimden bir karış kısa etek giydiğim için beni dövdüğün namusun buraya kadar mıydı? Şimdi beni çabucak göndererek bir yolunu bulup onu getireceksin. İbadetleriniz, tapınaklarınız, adetleriniz, gelenekleriniz, namusunuz, şerefiniz midemi bulandırıyor. Ah sizler! Sürekli Tanrı’ya sizi affetmesi için dua edersiniz ve Tanrı sizi hep affeder. Zira, affetmeseydi çoktan gökten kafanıza taşlar yağmış olurdu.

 

(Yazının bir sonraki kısmı için 3 Mayıs Pazartesi gününü bekleyin!)


 

Resim: Ángel Botello

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember