PSİKANALİTİK ÇERÇEVE: KADINLIĞIN REDDİ VE ANOREKSİYA NERVOZA



TANI SÜRECİ

Günümüzde, tanı almış anoreksiya nervoza hastalarının artışı ile beraber bu konu üzerinde gerçekleştirilen araştırmaların sayısı her geçen gün artıyor. Güncel araştırmaların ise yeme bozuklukları tanılarının birbirini takibi, bozukluk tanısı alan bireylerin kişisel yaşam öykülerinin hastalığa ilişkin tanı kriterleriyle ilişkisi, yeme bozukluklarının nedenlerine ilişkin bilgiler (etiyoloji) ve klinik seyir üzerinde yoğunlaştığı görülüyor.

Anoreksiya nervoza sıklıkla kadınlarda görülen, ergen ve genç kadınlardaki yaygınlığı %1-4 oranlarında değişen bir hastalık olarak biliniyor. Tanı alan hastaların demografik değişkenlerine bakıldığında, sosyoekonomik düzey değişkeninin çoğunlukla orta ve yüksek olarak işaretlenmiş olması yıllardır tartışılıyor. Bu tartışmaların ardından tekrarlanan araştırmalar sonucunda, 2015 sonrasındaki araştırmalarda, idealize edilen ince beden olgusu, (‘’instagram görünümü’’) anoreksiya nervoza tanılarının artışına öncülük eden bir değişken olarak ele alınıyor. Batı toplumlarının dayattığı bir algı olduğuna inanılan ‘’instagram görünümü’’, özünde kadının toplumsal cinsiyet rolleri içerisinde konumlandırılışı, sosyal tabakalaşmadaki konumun fiziksel görünüm ile belirlenmesi, ‘’kemikler sayılacak kadar zayıf olmanın’’ ideal beden olarak sunulması, toplumsal anlamda kabul görecek başarıları getiren her şeyin kadınsı çekicilikle el edileceğine inandırılması ve tüm bunların sonucunda, bedenin meta haline getirilmesi ile kişinin kendi bedenine karşı yabancılaşmasına varan bir süreci kapsıyor. Bu süreç içerisinde saydığım her adım, kişinin ayna karşısında gördüğü bedene ilişkin algısını bozarak sağlıklı olan ve olmayan arasındaki farkı ortadan kaldırıyor ve kişide içgörü kaybına yol açıyor.


OLGU SUNUMU

2002 yılında yapılan bir araştırmada karşılaşılan iki olgu, anoreksiya nervoza tanısı almış bir kadının etrafındaki diğer kadınların da risk altında olduğu ve tanılanmalarının bir virüsün bulaşıcılığından daha hızlı olabileceği düşünülüyor. Çünkü anoreksiya nervoza bir virüs gibi gizli değil, oldukça açık bir şekilde, iletişim yoluyla bulaşıyor.

Bahsettiğim olgu incelendiğinde, tanı konulan kız kardeşlerin her ikisinde de anne-baba ilişkisinde doyumsuzluklar ve kardeşler arası kıskançlık gözleniyor. Anoreksiyanervoza tanısı almış kardeşler üzerinde yapılan bir çalışmada, annenin beden ile ilgili görüşlerinin kardeşlerin beden algısı üzerinde olumsuz bir sonuç oluşturacağı düşünülüyor.

Araştırılan vakada, lise mezunu, bekar, 6 çocuklu ailenin ikinci çocuğu olan 19 P ile; P’nin kardeşi olan, 18 yaşında bekar, lise mezunu ve ailenin üçüncü çocuğu E’nin kliniğe ‘’yeme bozukluğu’’ ile başvurusu inceleniyor.

E’nin öyküsünde rastlanılan ‘’kadınlığın reddi’’, bu yazıyı yazmam ve Freud’un cinsellik ile ilgili kuramına da bir şekilde değinmem için bana ilham oldu.

E, kliniğe yemek yemeyi reddetme ve kendini ‘’sağlıklı’’ görme ifadeleri ile ailesinin onu zorlaması sonucunda başvuruyor. Çok yerse karnının ağrıyacağını düşündüğünden ve yemek yemeye kalktığında midesi bulandığından yemek yemeyi bıraktığını söylüyor. Son zamanlarda sadece su içebildiğini ve yağlı yemeklerden ‘’kusma’’ korkusuyla uzak durduğunu söyleyen E, 7 aylık bir dönem içerisinde 55 kilodan 38 kiloya düştüğünü belirtiyor. Kardeşi P’nin hastalığından dolayı çok fazla ilgi gördüğünü ve aynı ilgiyi yaratmak için onun da hasta olması gerektiğini düşünüyor. E, cinsellik ve kadınlık ile ilgili korkularından bahsederken; yemek yemenin ‘’büyümek’’ anlamına geldiğini, büyümenin de ‘’kadın’’ olmak ve cinselliği çağrıştırdığını itiraf ediyor. Doğurmanın ‘’parçalanmak’’ ve ‘’kanamak’’ ile ilgili şeyler çağrıştırdığını ve bu sebeple ‘’Yemek yemezsem büyümem, büyümezsem kadın olmak ve evlenmek zorunda kalmam, çocuk da doğurmam.’’ sonucuna vararak yemeyi reddettiğini söylüyor.

Bu vakada ilk gözüme çarpan detay, E’nin yemeyi reddetmesi ve sağlık açısından büyük risk olarak görülebilecek bir kilo kaybı yaşamasına rağmen kendini ‘’sağlıklı’’ olarak tanımlamasıdır. Ailenin bilişsel beden imajları yüklemesi sonucu kişinin kendi beden algısına ilişkin çarpıtmaları bu örneğe güzel bir açıklama olarak karşıma çıkıyor. Sosyokültürel faktörler ve kardeşler arası kıskançlık, vakada dikkat edilmesi gereken ikincitemel nokta. Ailenin her iki kız kardeşi de konumlandırışı ve E’YE erken dönem cinsel gelişimde yanlış öğretildiği düşünülen cinsel kavramlar sonucunda vakanın içerisinde cinsellik ve kadınlığa karşı ketlenme görülüyor.


SIGMUND FREUD VE KADINLIĞIN REDDİ

Cinselliğin öğrenimi ve kadınlığın reddi beyanı sonrasında, Freud’un kadın cinselliği ve kadınlığın reddine ilişkin kuramsal açıklamasına değinilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Freud kadınlığın reddini ‘’erkek psikolojisi’’ içerisinde inceleyerek kadınlığın reddinin de erkek olmayı isteme ve penis kıskançlığı ile ilgili olduğunu savundu. Freud’a göre kız çocuklarının gelişimindeki en büyük travma, ‘’başkalarının bir penisi olduğunu’’ keşfederken, kendilerinin bir penise sahip olmadıklarını fark etmesiyle başlar. Kız çocuğu bu keşfi yaptıktan sonra, kendisinin bir penise sahip olma isteği ve penise sahip insanların daha şanslı olduğu sonucuyla beraber kendinin de bir gün bir penise ulaşabileceği ümidiyle hayatına devam eder. Freud bu noktada, çok iddialı bir fikri daha ekler: ‘’Bir çocuğa sahip olabilme umudu, kadının fiziksel kusurunu ödünlemesi olarak anlaşılmalıdır.’’

Freud, çocukluğun cinsel gelişimini incelediği çalışmalarında penise karşı kıskançlığın kadının gelişiminde silinmez izler bıraktığını söyler. Bu izlerin giderilmesi için kadınların ömür boyu bazı yollara başvurduğunu söyleyen Freud, ikinci bir yol olarak, erkeklerle ilişkilerdeki bozuklukları öne sürer. Erkeklere duyulan imrenmenin her türlü erkek yardımını ve/veya cinselliğini reddetme ile mümkün olabileceğini söyleyen Freud, kadınlığın reddinin cinsel anlamda ‘’bakireliğin gidişi’’, ‘’kız çocukluğunun bitişi’’ ile ortaya çıkabileceğini savunur. Bekaretin gidişi kadın için bir iğdiş edilme, penisin kaybı gibi hissedildiği için partnere karşı öfke duyulabileceğini de ekler. Kadınlığın reddinin bir diğer açıklamasında Freud bu kavramı,‘’kadının kendi penis eksikliğini, hemcinslerini ve kendini hor görerek ödünlemesi’’ olarak tanımlar.

Freud, psikolojinin ve psikanalizin temellerini attıktan sonra, en çok çocuk cinselliği ve cinsellik ile ilgili cesur söylemleri ile biliniyor ve günümüz doğrularıyla ‘’cinsiyetçi’’ olarak yorumlanıyorsa da , biz biliyoruz ki toplumun o dönem ve tarihe ilişkin baskılarına rağmen Sigmund Freud, cinsellik hakkında konuşabilen sayılı bilim insanlarından biri oldu.

Kadınlığın reddine ilişkin psikanalitik beyanlar yıllar önce bu şekilde ele alınmış olsa da; biyolojik cinsiyet, toplumdaki konumlandırılışı ile beraber ele alınmadan, hiçbir psikolojik temelli hastalık için tek başına bir yordayıcı olarak ele alınmamalı ve yeme bozukluklarının tümüne ilişkin tehlikenin ne kadar geniş çaplı olabileceği unutulmamalıdır.


 

KAYNAKÇA

Bu araştırma yazısı hazırlanırken; Burhanettin Kaya, Duygu Yiğittürk ve H. Dilek Yalvaç’ın 2002 yılında 38.Ulusal Psikiyatri Kongresi’nde sunduğu ‘’Anoreksiya Nervoza Tanılı İki Kız Kardeş: Olgu Sunumu’’ adlı makaleden ve Sigmund Freud’un, ‘’Cinsellik Üzerine’’ adlı kitabından yararlanılmıştır.


  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember