Rüya Kapanı

“Her şeyin bir kokusu var” demişti bir büyücü. “Keyifsiz sabahların, okul çıkışlarının, yalanların, sarılmanın, aşkın, korkunun.. korkunun bile bir kokusu var.” Tekrar o geceye dönmüş olsam, koklasam, eminim badem kadar lezzetli ve keskin olurdu.



Dördüncü uykumun dokuzuncu rüyası. Koridor on iki adım. Sekizinci adımda sola dönüyorum. Mutfak olduğu yerde, kıpırdamamış bile. Bir önceki rüyadan hiç hasar almamış, avizeye kimse kendini asmamış. Birinci çekmece. Ne sert rüya. Pencereden dışarısı ne koyu. Dışarıdaki pislik çekirdeğimden boşalıyor.  Tiz bir çığlık gözlerimi açıyor.  Bu kalp benim mi. Bunca yıl annemin sandım. Beynimin kıta sınırları yıkılıyor. İçimdeki dışarıya sesleniyor:  “dışımızdayız hepimiz. halaaaaa.“ Ağzını açıyor. Ağzında ben. Diriliğim-le tabutun içi dopdolu. Saçım örülü. Taşım yarinde değil. Elimle kalbimi yokluyorum, elim elim değil. Evde elimi arıyorum. Ev evim değil. Koridorun sonundan kendimi izliyorum. Gözlerimi açıyorum. Açtığım yer gerçek değil. Koridorun sonundaki ben değil. Üstüne toprak attığım çığlık boğazımı sıkıyor. Biri sessizce kulağıma fısıldıyor: “uyuduğun yerden geziyorsun evi fakat rüyalarda geçmiyor elindeki izin”.


kabul diyorum. kabulleniyorum. nasıl ki; dirilerin ölüleri var, ölülerin de dirileri!


kanımla çizdiğim tek yönün dışına atıyorum kendimi.  değemez leşime dişlerin. dışarıdan içeriye doğru, yırtılan gırtlağıma sarılarak. doğurur gibi içimdeki sancıyı. ben diyorum, ben attım son tekmeyi kıçıma. siktirsin gitsin şuurum da. akılsızlığı’m-la ve yara bedenimle buradayım, kaçmıyorum. ama yakalayamaz beni dünyanın yer çekimi bile. -ayaklarımı kestim-




Fotoğraf: David Gough

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember