Sanat Ve Korku Üzerine

Ateşin insanları etrafına toplamak gibi bir yeteneği vardır. İnsanlar ateşin etrafında sohbet ederler, ateşin etrafında şarkılar söylerler, ateşin yanında birbirlerini görebilirler, gökyüzü dahi ateşin yanından baktığınızda daha aydınlık gibidir. İnsan en çok korktuğu şeylerden birinin -ateşin- yanında daha çok tanır kendini. Tuhaf bir şekilde bir çekim yasası söz konusudur. Öyle ki, bir araya gelme ve bir başkasını görebilme fikri, güven duygusu yaratır insanda. Korkulan şeye daha yakın olma arzusu: tartışmasız bir gerçektir bu.


Bilincimin en korktuğum noktasına dalıyorum şimdi. Düşündüğümden çok daha aydınlık, çok daha ferah bir yer burası. Sohbetlerin ardından gelen huzur verici bir sessizlik gibi. En ihtiyaç duyduğun zamanda içilen bir kadeh şarap. Alkolün kana karıştıkça bulanıklaştırması insanı. Ve hep yeraltı edebiyatıymış gibi anlatmak bunları. Kelimeler bir yere varamıyor sanıyorken onların çoktan özgürce yeni anlamlara büründüklerini fark etmek: hayranlık uyandırıcı. İnsanların ‘’huzur’’ diye adlandırdığı şeyin asıl gerçeği: Kendine dönüş. Kendime dönüyorum tam da burada. Sandığım kadar korkunç bir yer değil burası. Bazen karanlık yerler dahi gizem dolu bir huzur verebilir insana. İnsan ürperdiği bir yerde bile kıvrılıp -ana rahmine döner gibi- derin bir uykuya dalmak isteyebilir. Kıvrılıyorum bir uykuya dalmak için. Bedenim bunu istiyor benden. Derin bir uykuya dalış noktası burası: korkunç değil, yalnızca ürperiyor insan. Gizemli, sessiz, buhran dolu fakat yine de huzur verici.


* * *


Milyonlarca ışığın altında bir oyun sahneleniyor; biliyorsun sen onu. Tanrıya en çok yaklaştığın andı o an. Bir eser yaratarak özeniyordun Tanrıya. Bir eser yaratmak, bir çeşit dua mıydı?


Doğru, sanatçı olmak gerçekten de Tanrıya özeniştir. Tanrıya yaklaşmak, Tanrıyla bir olmak gibi. Bütün bir gezegeni aynı vücutta hissedebilmek. İçinde yüzdüğün masmavi denizlerle, her gün üzerine ayak bastığın yeryüzüyle, sana hep ulaşılmaz gelen gökyüzüyle bir olmak.


Peki bir eser yaratmak, her halükarda bir tür delilik midir? Neden üzerine yazılar yazdığımız kağıtlar okunduğunda, çizilen resimler alıcının karşısına çıktığında ‘’muhteşem bir başyapıt’’ olup, dünyanın dört bir yanından övgüler toplarken, kağıda yansıtılanlar dile döküldüğünde bir tür delilik olur? Gerçekçi bir dramı sinema perdesinde gösterirken bu ‘’son derece etkileyici bir film’’ iken, perdeye yansıttığın hayatı yaşadığını anlattığında, neden ‘’bu imkansız’’ veyahut ‘’hiç gerçekçi değil’’ gibi tepkiler verilir? Sanatı gerçeklikten ayıran nedir? Okuyucunun bir kitabı okurken yaşadığı tüm duygular, kitap bittiği anda nasıl olur da yavaş yavaş kendini ‘’normalliğe’’ çevirir? Yazıyı, resmi, sinemayı, müziği ve daha birçok sanatı alıcının gözünde ‘’anormal’’ yapan nedir?


İnsanın sanata olan korkusudur bu. Sanatta kendini bulabilme, sanatı gerçekten de ‘’gerçek’’ görebilmenin korkusudur. Sanat açıktır çünkü. Ne söylediği aslında her zaman bellidir. İkna etmeye uğraşmaz. Bazıları metafor dolu fakat yine de gerçekçi, can alıcı ve aslında çok da ‘’normal’’ olmasıdır sanatı korkutucu kılan. Anormal olan tek şey ona yaklaşamamak, onu bütün hayatına eşit şekilde yayamıyor olmaktır.

Yıllar boyunca yakılan resimler, yasaklanan müzikler bile bu korkaklıktan doğmuştur aslında. Sanatın insanları yönlendirebilme ihtimali hiç de ‘’büyüsel’’ olduğundan değil, tersine, son derece ‘’gerçek’’ olduğundandır. Bunu çok önceden fark edip kabullenen sanatçı için ise hayat daha kolaydır artık. Gerçekler daha aydınlık, daha pürüzsüzdür çünkü.


Tüm yok etme uğraşlarına rağmen sanatın yaşayabiliyor olması ise hiç de şaşılacak bir durum değildir. Yapay zannedilen bu olgu doğaldır aslında. Doğanın dört bir yanında vardır. Sanatçıyı besleyen de budur: Sanatın organik oluşu ve kendini sürekli yenileyebilmesi. Hem de insan eline ihtiyaç duymadan. Sabahın çok erken saatlerinde, gökyüzü lacivert renginde iken uyandığınızda ve doğayı gözlemlediğinizde çok daha iyi anlayabilirsiniz bunu. Ürpertici huzuru duyduğunuzda sanat ‘’delilik’’ olmaktan çıkar. Çünkü o sadece deliliğin sınırlarında dolaşır. Deliliğin sınırlarında yapılan bir danstır bu. Yüzyıllardır bitmeyen, olağan, canlı, organik bir dans.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember