SOLU’CAN DELİLİĞİ

Solucan deliğinde; hayat dediği ininde, uzun ve ince, kimi zaman durağan ve yığılan bir halde; büzüşmüş, soyunmuş ve çırılçıplak sözcükleri hapsediyordu aşk denen illete. Öyle de güzel duruyordu ki sözcükler yerli yerinde. Bir hikâyeden muaf ve hissiyata dönük bir halde, yıkık dökük masanın başında şişeye dikiliyor ve sadece, hele ki deliğin dışına çıkınca yaptıkları hatırına gelince, en büyük deliliği nasıl yaptığını anlatıyordu.

"İki âşık nasıl uzak düşer ki birbirine."

Bir ileri bir geri gitmek dışında bir hareketi yoktu nefesin. Geri, ileri için geri; ileri, geri için ileriydi. İyi de neresi geri ve neresi ileriydi. Başı ve sonu olmadığından iç içeydi ikisi de, zaman gibi. Aynı andan ölebiliyor ve yaşayabiliyordu; bu sebepten ötürü memnuniyet denen bir öncülü keşfetti solucan ve aşk denen illete dillendi.

Can oldu, can aldı, can verdi. Ne de olsa; solu can deliğiydi.

Tutuldu ve çekildi. İçine doğru canı çekildi solucanın, inine. Böylelikle içine çekti hayatı ini. Girdap gibi tüm varlığı çekti içine ve içinde deliliği var etti. Memnuniyetten çıkar yerini keşfetmişti artık. İçinde bir dünya gördü çekince içine hayatı. Hiç de şairane değildi bu dünya. İçini içinde bırakıp dışına yol aldı.

İleri ya da geri değil, taraftan yoksun bir tarafa; katî suretle zamana.

Yaratım bîtap düşmüştü oysa varlık ve yokluğu içine çekince ini, böylelikle solucan deliğin ötesine erdi. Karşı konulmaz salt deliliğe. Çünkü canı çekmişti.

Aynaya baktı; yüzüne bakan gözleri değil, özüne bakan yüzünü gördü. İşte o an ebedi yalnızlığı keşfetti solu can olan deliğinden bakarken solucan; yaratımın izdüşümü, memnuniyetten müstesna ezeli yalnızlığı.

Varlığın tanrısal olan tek tarafı; yalnızca susmak, yalnızlığa susmaktı.


Öylece hareketsiz kalmak gibi bir şeydi susmak. Oysaki dünyanın sonuna değin izleyebilirdim onu, son hücre bölünüp güneş son kez tutulana değin. Ne var ki son kez tutulmuştu güneş. Çıplak elleriyle iki yanından öyle sıkı tutulmuştu ki hem de. Yeniden doğmak şöyle dursun, en ufak bir noktayı bile aydınlatacak hali kalmamış, aydınlıktan uzak düşmüş ve bir gölgeye; dipsiz bir hücreye hapsolmuştu, deliliğin hayattaki inine, solu can deliğine.

Her şeyin bir şey olduğu zamanlardı. O da solu can olduğundan, deliğine kapanmış, deliğini deliliğiyle kapatmıştı. Havayı bile solumuyor, yalnızca teninde soğuruyordu hayatı. Aya baktı, tam da tamdı ay. Onu da canına katıp kalbini çarptı. Bu sayede doruğuna tırmandı hayatın. Okyanusun dibi gibiydi zirve. Duyulardan yoksun, hareketsiz ve tatsız fakat bir o kadar da suskun ve heyecanlı.

Gözlerini kapayıp yüreğini açtı ve o suskun heyecana kattı, çoktan yaşanmış olan hayata, yaş almayan; yarısı ay ve gece, yarısı gün ve bilmece; çocuğa.

Sonunda başlamış, gülüp oynamış ve yaşamıştı solu'can.

Aşk denen rüzgâra kapılmış hisler hep doğruyu söyler. Unutma; teselli değildir hakikat. Ağzından çıkanı değil, yüreğin sözünü işitir kâinat.

Deliğinde bu sözleri sayıklayarak uyandı deli.

Taş devrinde olsaydı eğer inine resmederdi bu sözleri elbet ama zaman o zaman değildi. Hatta ne zaman ne de mekân belliydi. Her şey tek bir şeydi hâlâ. Başı ve sonu olmadığından sayıklamalarını sayıyordu deli.

Söylediğinde büyüsü bozulacak olan sesleri sayıklıyordu. Ne kendisini ne de sözleri salıvermedi dışarıya. Çünkü varlık yalnızca deliğinde var olmalıdır. Nasılsa sözler dolduramaz hiçbir deliği, ağzını açmadıkça da kaçmaz. Yalnızca sesleri duyar insan hayattayken.

Peki ya sesini yalıtmışsa hayattan... İnsandan arınmışsa...

İşte tam olarak buydu delinin gerçeği. Bu sebepten yaşayıp yaşamadığından bîhaberdi.

Tüm duyuların dâhice karıştığı yerde, deliğinde buluvermişti kendini; duyu organlarının ötesinde bir şeyin duyabildiği yerde.

O anda... İnanılmaz bir patlama yaşandı bunu fark ettiği anda. Duyduğu her şeyi un ufak eden, ufaktan da öte, yok eden; yoklukla bir eden bir patlama ki tarifi ne mümkün...


-lar ekinden arındı duyu. Bir titremedir peyda oldu. Aldı başını yürüdü. Göz, kulak, burun... Ne varsa bir oldu tek bir delikte. Tek bir delikte can buldu deli, onu her şeyden ayıran ve o ayraçla süsledi kendini.


 

Resim: Humberto Aquino

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember