SON DERS

Pandora’nın kutusundan fırlayan Elma yuvarlandı düştü Paris’in önüne Truvalı Helen İlk pantolonu giydi Her şeyin değişti rengi Dörtnala koştu Lady Godiva’ya atı Jeanne D’arc taktı peşine halkı Sibel, yeni bir yüzyılda başka coğrafyada yürürken yüksek binaların arasında, geçmişi geldi aklına… Üniversitede ders olarak verdiği ‘mitoloji’ aslında onun soyağacının yapraklarıydı. Sümerler zamanında İnana, Antik Yunan’da Afrodit, Roma’da ise Venüs adını almıştı. Tek yaptığı yer değiştirmekti aslında… Mısır’a tatil için gittiğinde anaç yapısından ötürü koruyucu ana tanrıça İsis adını yakıştırmışlardı ona. Ders saati geldi çattı, günün konusu Antik Yunan ve Roma mitolojisi idi. Öğrenciler bilmiyordu anlattığı tanrıçalar aslında onun kuzenleriydi. Amacı onlar üzerinden günün anlam ve önemine dair bir konuşma yapmaktı. Kara tahtaya ilk kendini yazdı. Afrodit: Güzellik, bereket ve sevgiyi simgeler. Atribüsü ayna, elma ve mersin çelengidir. Roma’daki adı: Venüs.

Athena: Güzel sanatlar ve bilgeliği simgeler. Atribüsü baykuştur. Roma’daki adı: Minerva. Artemis: Ormanlar ile vahşi hayvanların koruyucusu olup doğum ve bereketi simgeler. Atribüsü karaca ya da erkek geyiktir. Roma’daki adı: Diana.

Hestia: Aile yaşamının ve sönmesine izin verilmeyen ocak ateşinin koruyucusudur. Atribüsü ateştir. Roma’daki adı: Vesta. Roma döneminde popülerleşerek devletin koruyucusu ve refahın simgesi olmuştur. Persephone: Demeter ile Zeus’un kızıdır. Ölüler diyarından sorumlu Hades -Roma’daki adıyla Plüto- tarafından zorla kaçırılmıştır. Anlaşma sonucu yeraltı dünyasına ait bir yiyecek yememesi gerekirken Hades’e kanıp nar tanesi yemiştir. Sonsuza dek yeraltıyla bağlantısı nar tanesi yüzünden olacaktır tıpkı Havva’nın elmasının laneti gibi… Yazıyı yazdıktan sonra tebeşiri masasına koydu. Öğrencilere döndü ve aralarında adını daha önceden bildikleri bir isim olup olmadığını sordu. Zühre adlı öğrenci Afrodit’i bildiğini hatta kendi isminin anlamının Venüs olduğunu söyledi. Sibel, hâlâ popüler olduğunu görünce sevindi. Zühre’ye, Afrodit hakkında başka neler bildiğini sordu. Zühre, en güzelin Afrodit olduğunu, Truva Savaş’ına neden olan Paris’in bile en güzel onu bulduğunu, bu kadar güzelken Olimpos’un en çirkini Hephaistos’la evlendirilmiş olmasının çok anlamsız olduğunu sözlerine ekledi. Bu, Sibel’in hâlâ kaçmakta olduğu eski kocasıydı. Yüzyıllar ve coğrafyalar değişse de maalesef hâlâ onun peşindeydi. Nisa ise kadınların Athena gibi çok zeki olduğunu fakat Persephone’nin nasıl olup da Hades’e kandığını anlayamadığını söylerken, Sibel öğrencilerinin ne kadar da akıllı olduklarını düşündü. Bin yıllar öncesinden beri Persephone ile görüşmemişti. Hades onu kendi akrabalarından bile kıskanırdı. Kıskançlık oldum olası sevmediği bir duygu olmuştur. Öğrencilerine: ‘İnsanlar, kıskançlığın aslında değersizlik hissinden kaynaklandığını bilse ve kendini sevmeyi öğrense karşısındakine tutsak gibi davranmak yerine daha çok değer verebilirdi.’ dedikten sonra sınıfta bir alkış koptu. Kaç öğrenciye dokunsa, onları bilgilendirse kâr diye düşündü. Yıllardır aynı üniversitede ders veriyordu ve yaşlanmadığı için şüphe çekmemek adına coğrafya değiştirmesi gerekiyordu. Öğrenciler ona üzerinde güvercin resmi olan bir pasta getirdiler. Hep beraber pastayı yediler ve Sibel dünyanın kim bilir neresine doğru gitmek üzere ağır ağır sınıftan çıktı…

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember