VAN GOGH’UN OLMAYAN KULAĞINA

van gogh'un olmayan kulağını çiziyorum.

ruhumun naylon gibi eridiğini ve hayatımdaki vücutların üzerlerine nasıl damladığını görmek için, birkaç adım dahi olsa kendimden uzaklaşmak istiyorum. asansörün kapısı açılıyor, yavaş adımlar ile içine giriyorum. her katta nefesimin biraz daha tükendiğini hissediyorum. günden güne vücuduma yayılan, hızla büyüyen bir sarmaşık gibi belleğimi kaplayan, işlevini yitirmesine sebep olan hastalığımı düşünüyorum. her katta biraz daha ölüme yaklaşıyorum.



biraz önce siyah bir kedi geçti yanımdan.


gerçek ile sanrının çizgileri birbirine karışıyor. son içtiğim alkolün tadı hâlâ dilimin hafızasında. en son dokunduğum vücudun kayganlığı parmaklarımın ucunda. son duyduğum sesin titreşimi, izlediğim filmde çalan ikinci şarkı, okuduğum kitabın yirmi ikinci sayfasındaki ilk cümle; ''deniz birdenbire volkanik bir buzdağı gibi patlıyor!'' işte hepsi hâlâ buradalar. benimle birlikte uyuyor ve uyanıyorlar.


gördüğüm kâbuslara alışıyorum sanırım. dün gece sağ bacağı olmayan bir köpeğin beni kovaladığını gördüm rüyamda. aramızdaki mesafenin görüntüsü hiç değişmedi. yorulup durduğum zaman beni kovalayan köpek de durdu, koşmaya devam ettiğim zaman o da aynı hız ile beni kovalamaya devam etti. uyandığımda sağ bacağımın ağrıdığını hissettim. ürkütücü bir ağrı.


biraz önce karşımda duran duvara ''moose... ındian'' yazdım. sonra oturdum ve ölmeden önce söyleyeceğim son sözü düşündüm. eğer ne zaman öleceğimi bilseydim, ölmeden önce ''natürist olacağım ve odamdaki çiçekleri özgür bırakacağım.'' diye bağırmak isterdim. inanın bunu neden söylemek istediğimi bilmiyorum. kim olduğumu ve bu yazıyı neden yazdığımı bilmediğim gibi.


hadi şimdi hep beraber bağıralım gökyüzüne:

''natürist olacağız ve odamızdaki çiçekleri özgür bırakacağız!'' diye.



 

Resim: Iqi Qoror

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember