Varolmanın İnsancıl Kaygısı


1.Varoluşçu Yaklaşım ve Normal-dışılık

Psikiyatri temelli varoluşçuluk İkinci Dünya Savaşı’nın devamı olan yıllarda Avrupa’nın batısında kendini göstermeye başlayan ve daha sonra en çok Amerika kıtasında yayılım gösteren bir akım olarak bilinmektedir. Terapiler arası konumu ve psikolojideki anlamı açısından değerlendirildiğinde varoluşçu kuram, ‘’başına buyruk’’ bir ekol olmaktan çok geleneksel metotların ve alışılmışın dışındaki metotların tarafında oluşuyla anılmaktadır.

Aynı zamanda varoluşçu kuram, çağın vebası olarak nitelendirilebilecek ‘’Modernizm’’ akımının insan üzerinde yarattığı krizlere insanı analiz ederek cevap arayan bir betimleme aracı olarak da tanımlanabilmektedir.

Varoluşçu terapiyle anılan tüm tekniklerin ilk amacı, teknikten önce düşünülmesi gerekenin ‘’anlama’’ eylemi olduğudur ve bu teknikler, bir tedavi süreci içerisinde bile aynı kişinin farklı evreler arasındaki değişimine karşı esneklik göstermektedir. Tedavi sürecindeki her bireye karşı bu yaklaşım sebebiyle varoluşçu terapi, Kierkegaard ve Nietzsche gibi düşünürlerin referansıyla birçok kuramcı tarafından da destekle, modern dünyada yaşanan tüm kaygı, umutsuzluk ve patolojilerin sebebini insanın ‘’kendi dünyasını kaybetmiş olması’’ olgusuyla açıklamaktadır. Bunun yanı sıra kaygının, insanın özüne ilişkin farkındalığının artışıyla beraber elde ettiği sorumluluk yükleri ve özgürlüğün sıkıntılı acısını hissetmekle başlayan bir süreç olarak tanımlanabileceği de çeşitli kuramcılar tarafından desteklenen bir görüştür.

Varoluşçuların ‘’evrende bulunmak’’ ya da ‘’burada bulunmak’’ olarak tanımladığı Daisen kavramına göre, kişinin Daisen’i ne kadar güçlü ise, kişi o denli sağlıklı olarak yorumlanmaktadır. Daisen güçsüz olduğunda birey, geniş anlamda bulunduğu evrene, dar anlamda ise bulunduğu dünya ya da ana yabancılaşacak ve doğasıyla aradaki bağı yitirmiş olduğundan kaygının getirdiği tüm psikolojik sorunlarla mücadele etmek zorunda kalacaktır. Varoluşçu psikolojinin temelinde kaygıyla başlayan tüm patolojik durumlar özü reddetme, evrende bulunmayı ve anda kalmayı sağlayamama ve ölümle yüzleşmekten kaçınma kavramlarıyla açıklanabilmektedir.


2.Hümanistik Yaklaşım ve Normal-dışılık

Hümanistik yaklaşım Carl Rogers’ın öncülüğünde ortaya bir fikir olarak atılmıştır. Rogers, tüm terapi sürecinin birey merkezli yürümesi gerektiğini söyleyerek, davranışları meydana getiren şeylerin geçmişe atfedilmemesi gerektiğini ve organizmanın yalnızca şu anın gerilimini azaltmaya ya da gidermeye yönelik çalıştığını vurgulamaktadır.

Hümanist yaklaşıma göre en temel iki kavram ideal benlik ve gerçek benlik kavramlarıdır. Bu iki kavram arasındaki uçurum; insanın olduğu kişi ile olmak istediği kişi arasındaki mesafeyle açıklanmaktadır. Bu mesafe büyüdükçe insan kaygılanmaya ve bu kaygıyla beraber türlü patolojilerin esiri olmaya aday konumuna gelmektedir.

Hümanistik yaklaşıma göre normal dışılık, bireyin kendini özümserken çevreden almakta olduklarını da kendine dahil etmeye çalıştığı süreçte ortaya çıkan uyumsuzluk olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlamanın ardından birçok patolojik yaklaşımı sınasa da hümanist yaklaşım genel olarak, tüm sınıflandırmalara karşı çıkmaktadır. Rogers’ın ardından Fromm patolojik tanımlamayı kişinin kendi için çıktığı her basamakta kazandığı ‘’özgürlük’’ üzerinden yaparken, kazanılan bu özgürlüğün insana kaygı ve güçsüzlük duygularını hissettirebileceğini dile getirmektedir. Kişi, bu özgürlükten kaçış için birçok strateji kullanmakta ve bu stratejileri kullanma şekilleri, günümüz patolojilerinin davranışa yansıması olarak görülebilmektedir.


3.Obsesif Kompulsif Bozukluk

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanım itibariyle, zihnin istem dışı olarak ürettiği ve kişiyi rahatsız eden fikir, dürtü ve görüntülerden oluşan obsesyonlar ve bu üretilerden kurtulmak için yapılan davranışlar (kompulsyonlar) bütününü kapsayan bir bozukluktur. OKB’nin popülasyon içerisinde görülme oranı %3 olarak tespit edilmiştir. Erken ergenlik döneminde fark edilerek tanılanmasının 20’li yaşlara kadar uzadığı bilinen OKB, kadınlarda erkeklere oranla daha çok görülmektedir.


4.Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Diğer Patolojilere Karşı Duruş

Varoluşçu akımın öncülerinden olan May (2013), bireylerin zorlantılı düşünceleri ve buna bağlı oluşan patolojilerini, kişilerin kendi içlerindeki boşluk duygusunun ortaya çıkardığı endişeyle tanımlamaktadır. Bu tanıma göre kişilerdeki obsesyonlar, bireyin içinde bulunduğu ‘’varoluşsal yalıtım’’ sürecinde daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmakta, Daisen zayıflamakta ve birey soyutlandığı ‘’evrenden’’ kaçışı kompulsiyonlar üreterek sağlamaktadır.

Varoluşçu psikoterapiye inanan tüm kuramcıların, ölümden kaçış ve ölümü reddetme durumunda kaygı durumunun ortaya çıkacağını savunması, obsesif kompulsif bozukluk tanısına ‘’kaygı’’ penceresinden bakmayı kolaylaştırmaktadır. Kişinin başa çıkamadığı düşüncelerin yarattığı kaygıyı ortadan kaldırmak için gerçekleştirdiği davranışlar, kuramın bu tezine göre bir ölümden kaçış ya da ölümün reddi stratejisidir.

Modern varoluşçu psikoterapistlerden olan Yalom (2014)’un da onayladığı ‘’yalıtılmışlık’’ kavramının yarattığı kaygı baş edilemeyecek duruma geldiğinde birey, bu kaygıyı ortadan kaldırmak için hayata dayalı rutinine ara verip olağandışı davranışlar sergileyebilmektedir. Bu davranışlara bireyin zorlantılı düşünceyi ortadan kaldıracağına inandığı davranışların tümü örnek olarak verilebilmektedir.

Rogers’ın ortaya attığı ideal benlik ile gerçek benlik arasındaki uçurumun yarattığı kaygı kavramı da obsesif kompulsif bozukluğun tanılarını karşılar niteliktedir. Kişi olmak istediği ben ile arasındaki uçurumu kapatmak için zihninde yarattığı zorlantılı düşünceleri bir davranışla bozmaya çalışmakta, bu davranışı uçurum arasında kullanacağı bir basamak olarak görmektedir. Hümanistik yaklaşımın savunduğu bir diğer kavram olan ‘’normal dışılık’’ ise, dış dünyadan alınan bilgilerin kendiliğe dahil edilme sürecinde yaşanan gerginlik olarak tanımlanmakta, bu gerginliğin yarattığı zorlantılı düşünceler, şimdiki tanısıyla obsesyonlar olarak düşünülebilmektedir. Kompulsiyonların buradaki faktörü, bireyi özgürlükten kaçış yoluyla sağaltmak ve kişinin hissettiği gerginliği sorumlulukların dışına iterek olabildiğince azaltmaktır.

Varoluşçu ve/veya hümanistik yaklaşıma ait fikir üreten hiçbir kuramcı insanı geçmişteki kötü deneyimleriyle değerlendirmediğinden, günlük gerilimler olarak nitelendirdiği kaygı sorunlarını bir patoloji olarak ele almamıştır. İnsanlar üzerinde bir sınıflandırmaya gitmek istememeleri ve bireyleri ‘’güne ve ana’’ odaklamaya çalışmaları ile kişileri kendini anlama ve dünyayı anlamlandırmaya yöneltmeleri bu durumu açıklar niteliktedir. Patoloji sözcüğüne bile şiddetle karşı çıkan kuramcılar tüm bu ‘’kaygı’’ içeren problemlere ‘’uyum sorunu’’ demeyi tercih etmişlerdir.

 

KAYNAKÇA

Çelik, G. (2018). Varoluş felsefeleri, varoluşçu terapi ve sosyal hizmet. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 19 (3), 417-439.

Fırıncıoğulları, S. (2018). Modern çağın hastalığı: yabancılaşma ve ahlaki ilişkisi. Karadeniz Dergisi, (38), 103-116.

Geçtan, E. (2007). Varoluş ve psikiyatri. İstanbul: Metis Yayınları.

Köroğlu, E. (Çev.) (2013). DSM-5 tanı ölçütleri başvuru kitabı. Ankara: HYB Yayıncılık.

May, R. (2012). Varoluşun keşfi. A. Babacan (Çev.) İstanbul: Okuyan Us Yayınları.

May, R. (2013). Kendini arayan insan. (K. Işık, Çev.) (2. baskı). İstanbul: Okuyan Us Yayınları.

Ödemiş, E., Çatal, F., Karadağ, A., Kurtaran, H., Ark, N., Mete, E. (2006). Assessment of cardiac function and rheumatic heart disease in children with adenotonsillar hypertrophy. Journal of the National Medical Association, 98(12), 1973-1976.

Özbek, S. (2017). Kendi zihninin tutsağı olmak: Antik Yunan’dan modern topluma varoluşsal yalıtım. (Lisans Bitirme Tezi). YÖK Tez Merkezi very tabanından erişildi.

Rogers, C. (2018). Kişi olmaya dair. A. Babacan (Çev.) İstanbul: Okuyan Us Yayınları.

Sartre, J. P. (2010). Varoluşçuluk. (A. Bezirci, Çev.). İstanbul: Say Yayınları.

Şenyuva, H. Ş. (2007). Aydın ilinden alınan normal bir örneklemde kişilik bozukluklarının yaygınlık çalışması. (Yüksek Lisans Tezi). YÖK Tez Merkezi veri tabanından erişildi. (195481).

Vatan, S. (2014). Duyguların, duygu düzenlemenin, obsesif inançların, düşünce kontrolünün ve bağlanmanın, obsesif kompulsif bozukluktaki farkı belirtilerden rollerinin incelenmesi. (Doktora Tezi). YÖK Tez Merkezi very tabanından erişildi. (380103).

Yazgan İnanç, B., Yerlikaya, E. E. (2014). Kişilik kuramları. Ankara: Pegem Yayınları.




















  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember