YAŞAYAN EV

Bağcıklarını sıkıca bağladığı ayakkabının üzerine düşen yaprağa baktı. Bodur evin duvarı boyunca uzanan sarmaşıktan kopup gelen yaprak parçasına doğru uzattığı elini aniden geri çekti. Düştüğü yeri kendi seçmiş yaprağa saygı duydu. Ayakkabının üstüyse yeri, o zaman orada kalsındı. Kim nerede isterse, orada. Burnunu gıdıklayan saçlarını bir çırpıda geri savurdu. Ağaca dayalı eski çerçeveli camda yansıyan yüzüne baktı, baktı. Orada. Kaç yıl dedi soluna doğru. Oldu mu o kadar dedi sonra hayretle. Gülümsemeyle. Kahkahayla, tiz. Aniden esen rüzgârla şahlanan dut dallarının üflediği duayla ürperdi. Evet, dedi, soluna bakarak. Saat geç olmadan. Kendi sesini onaylayan birkaç sıralı cümleyi de yanına alarak merdivenlerden kalktı. Bir eline tahta saplı metal küreği, diğer eline saman başlı süpürgeyi aldı. Süpür baş edemediysen, dedi anneannesi. Baş edemediysen, süpür. İnsan da öyle yapmak istemez mi kafasında dönüp durana? Bir çırpıda toplamak istemez mi küreğin sivri ucuna, oradan plastik bidona? Süpür hepsini diye diye tüm bahçeyi gezdi. Dut ağacından düşen yaprakları, mahalleli çocukların karadelik bellediği bahçeye belki geri döner umuduyla attıklarını, toza toprağa karışmış dalları. Süpür istersen, süpür hepsini. Sonunda sustu anneannesi. Hep böyle olmaz, çok konuşmaz ama, arada işte, dedi soluna. Sağına dönerek de utandı biraz. Ayağının üzerine konan yaprak sonunda havalandı. Düş istersen, dedi, arkasına bakarak. Nereye istersen, oraya.


Evdeki tüm lambaların yanıyor olduğundan emin oldu önce. Ocakta kaynayan ıhlamur dolu cezvenin altını sonuna kadar açtığından. Tüm yatakların yerde ve serili olduğundan. Çarşafların kapılarda, kıyafetlerin dolaplarda asılı olduğundan. Yok, unutmadım dedi sağına bakarak. Unutur muyum hiç? dedi sonra soluna bakarak. Unutur muyum hiç, unutur muyum. Emin oldu, tüm perdelerin ve güneşliklerin sıkı sıkıya kapalı olduğundan. Ateşini yeni harlattığı sobanın yanında durup eve son bir kez baktı. İçinde birinin yaşadığına önce kendi emin oldu. Sonra soluna baktı, sonra sağına. En son arkasına. Güneşi batırıyordu dut ağacı, en köşedeki dalında. Öyle ulu, öyle büyük, öyle görkemliydi ki, bir günlük dünya devinimi onun üzerinden gözlenebilirdi. Sabahın ilk ışığını alırdı bir dalı, bir dalı batırırdı güneşi sonra. Gün onun gövdesinden bakıldığında yirmi dört saatten daha kısaydı. Telaşlı dut ağacı. Gün yiyen dut ağacı. Gün deviren, insan öldüren. İnsan kemiren, kart kart. Büyük dişleriyle gıcırdayan geceleri. Ruhları bir türlü huzura kavuşturmayan. Çıkan tüm canları gövdesine hapseden, köklerinde öğüten. Ulu, güzel, katil dut ağacı. Sallama artık dallarını. Çek perdeyi, çek üstüne dedi anneannesi. O kadar uzun bakılmazmış ağaca gün batarken. Çek hemen, ört. Evin içine sığın. Bırak kanatları altına alsın seni ev. Hızla atan kalbinde birleştirdiği elleri buzdan daha soğuktu. Alevden daha sıcak bir şeye sığındı hemen, kendi içine.


Eski, deri valizi indirdi yüklüğün en tepesinden. Valizin inişiyle beraber yükselen toz bulutu yüzünden birkaç kez hapşırdı. Çok yaşa, dedi sağına. Soluna ise sadece başını salladı. Salonun duvarını boydan boya kaplayan gömme dolabın içinden çıkardığı beyaz, dantelli elbiseye son bir kez baktı. Sana yakışır mı bilmem, cılız da bir şeysin, dedi anneannesi. Elbiseyi üzerine tutarak aynaya baktı. Kaç gündür yemek yemediğini hatırladı. Bir değil, iki hiç, üç... Şu haline bak, diye yineledi anneannesi. Sağına baktı hiçbir şey demeden, sonra soluna. Üzerinde emanet gibi duran kıyafetleri bir çırpıda çıkardı, açtı sobanın kapağını, içine fırlattı. Aniden açtığı kocaman ağzıyla bağırdı ateş. Kulaklarını sıkıca kapattı. Sonra sustu ateş, kendi içine kapandı. Odaya gidip aynaya son bir kez baktı. Belirgin damarlarına, vücudunun üzerinde çimden bir örtü gibi duran ayva tüylerine, alnında bir kusur gibi duran saçlarına, gözlerinin üzerinde kurumuş, çatırdayan kirpiklerine. Üzerine beyaz, dantelli elbiseyi giyerek saçlarını topladı. Dolapta kalan tüm kıyafetleri yığdı valize. Buna ihtiyacım olmaz, dedi sağına. Buna da, dedi soluna. Kararını verdi, onları evde bıraktı. Duvarda, yüzü kıbleye doğru çevrilmiş çerçevenin içinde her şeyden habersiz gülen suratlara baktı. Annesi, dayısı, anneannesi ve dedesi. Beraber yaşadıkları son gece. Kollarının hâlâ hayatta olan bedenlere değdiği son an. Bir fotoğraf makinesinin objektifine gülümsedikleri son fotoğraf. Ne garip, dedi önce içinden. İnsan hafızada fotoğraflarda hatırlanan haliyle kalıyor, dedi sonra dışından. Aynadaki haline son bir kez baktıktan sonra bahçedeki yazgısına doğru yol aldı.


Dut ağacının başının üzerinden göğe doğru uzayan dallarına baktı, baktı. Hayır, dedi sağına. Eminim dedi soluna. Ağacın uzanabildiği ilk dalına uzandı, tuttuğu gibi kopardı. Ne kolaymış dedi içinden. Göğsü kabardı. Dünya’nın tüm başarılarına layık oldu o an. Tüm kupalarını aynı anda kaldırdı, her dilden tüm tebrikleri aynı anda aldı. Tüm ailenin urganı bu ağaçtır, dedi anneannesi. Dayının boynunu sıkan, anneni sakat halde ölüme bırakan, dedenin başına fırlattığı koca dalıyla kanını üstümüze sıçratan. Bu ailenin katilidir bu ağaç.

Yıllar önce bir dua okudu anneannesi saçlarına. Koltukların altlarına iliştirdiği kağıt parçalarıyla defnetti evin içinde dolanan lanetli nefesi. Sıkı sıkıya kapattı ağzını ölümün. Ölülerin arkasından kapıya çıkarılan ayakkabıları çatılara attı. Kolaysa gel buradan al canımı diye kafa tuttu Allah’ına. Sonra bir gün, kocasının başına düşen dalla adamın ağzından çıkıveren canı ayaklarının ucunda inleyip yitince korkudan dilini yuttu. Bir daha konuşmadı hiç, dedi soluna. Hiç, diye yineledi sağına. Küreği aldı eline, son kez süpürdü bahçeyi.


Evin canı insan çekmesin diye, dedi anneannesi, evi yaşayan bir şey haline getireceksin. Senin yolun bu, yazgın. Tüm kirleri attığından, evin artık yaşayan bir şeye benzediğinden, nefes alan bir şeyle tıpatıp aynı olduğundan emin olana kadar durdu. Anneannesine baktı, ağacın dalından sallanan. Morarmış, buz gibi bedeninden yükselen sevinç kahkahasını işitti. Tıkamadı kulaklarını, dinledi sonuna kadar. Valizini eline aldı, bahçenin ortasından eve son bir kez baktı. Camın ardından yükselen aleve. Sonra dut’a, bir de duttan yükselen uğultuya.


Yaşayan her şey doğar, büyür, ölür dedi sağına. Ev de ölüyor şimdi, dedi soluna.


Bahçe kapısını ardına kadar açık bıraktı.

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember