Yazmak Üzerine

Korkuyorlardı çünkü kaybedecek çok şeyleri vardı. Neyin sınavını veriyorlardı akıllarında gün boyu? Neyin bekleyişi, hangi inanışın histeri haliydi bu?


''Sen ne yapıyordun?'' diye soruyorsun. Haklısın. Ama önce yaklaş.


Ben de korkuyordum diğer herkes gibi. Kaybedecek çok şeyim vardı hala. Devrik cümleler kurup, düzgün bir hayat yaşamaya çalışıyordum. Doğayla bir olup, kendimi doğaya adamak istiyordum. İyi seçilmiş kelimelerle özenle yazılmış bir kitap yaratmaya çalışıyordum. Bir iz bırakmaya çalışıyordum diğer herkes gibi. İyi ve güzel bir iz olsun istiyordum. Yararlı, kalıcı, değiştirilemez bir iz. Bunlar günümüz dünyasında basit ve klişe uğraşlardı kuşkusuz.




Sabahları uyandığımda kendime katı kurallar koyuyor, güneş batmak üzereyken aynı romantizme bürünüyordum. Evdeki tüm mumları yakıp yapaylıktan arınmaya çalışıyordum. Hiçbir zaman sonunu getiremediğim yabancı dilleri öğrenmeye çalışıyordum; İçimde tüm dünyaya seslenebilmek arzusu vardı diğer herkes gibi. Pahalı kıyafetlerin, kırmızı rujların, göz alıcı sahnelerin hayalini kuruyordum. Pürüzsüz gülüşlerin, karşı konulmaz bir dişiliğin hayalini kuruyordum diğer tüm kadınlar gibi. Genellemeler yapıyordum sabahtan akşama kadar. Saatlerce eleştiriyor, kendime bir yer bulmaya çalışıyor, bulamadıkça daha da çok gömülüyordum bu ''eleştiri'' işine. Ve her zaman ''aklımca'' yapıyordum tüm bunları.





Aklımca iyi, kusursuz, göz alıcı bir insan olmaya çalışıyordum. Yine ''aklımca'' yaptığım daha somut eylemler de vardı: Gözlemliyordum mesela. Durgun sokakları, alelacele hayata yetişmeye çalışanları, her halükarda bir anısı olanları gözlemliyordum.

Her şey için çok çaba sarf ettiğimi, çok didinen ve azimli bir insan olduğumu, başarmak için uyuyamadığımı, hayallerime giden yolda en iyisi olmaya çalıştığımı söylüyordum aklımca. Kendimle beraber tüm dünyayı kandırmaktı bu. Uyutmayan şeyin insanlar değil, geceleri akla gelen düşünceler olduğunu fark ettiğimde öğrendim bunu. 


Her şeyi fark ettikten sonra bile anlaşılmaya olan ihtiyacımı yenemedim bir türlü. Görünmek, okunmak, anlaşılmak ve anlaşılmak istiyordum. Kaybedeceğim tek şey bu arzuydu artık. Hala söyleyecek çok şeyim vardı. Kağıtlara döktüğüm kelimeler birer manifestoydu. Hepsinde bir sesleniş vardı insanlara karşı. Topluma yararı dokunacak bir sesleniş olsun istedim önceleri. Toplum yararına yazabilmek, bir şeyleri değiştirebilmek ve yine ''aklımca'' unutulmuş ruhların kahramanı olmak istedim. Çünkü baksana, kulağa ne de hoş geliyordu! Hiçbir sağlam dayanağı olmayan büyük sözler söylüyor, bu sözlerin arkasına sığınıyor ve en çok da ''korkmuyorum'' derken korkuyordum. Değiştirmek istediğim şeyin toplumda değil, içimde bir yerlerde olduğunu fark ettiğimde daha da çok hissettim ''anlaşılabilme'' arzusunu. Bir eylemi organize eder gibi organize ettim kelimeleri. Tek kişilik, dev bir kadroydu bu. Hayatımda hiçbir zaman güzel bir cümle yazabildiğim zamanki kadar tatmin olmadım. Bir başkasının bu cümlenin güzelliğini onaylaması da ayrı bir hazdı. İnsanda daha çok ilerleme, daha çok seslenme isteği yaratıyordu. Dinmek bilmeyen bir çekim yasasıydı bu. Yazar ve okuyucu arasında görünmeyen iplerle bağlanmış bir çekim yasasıdır: Yazar korkmamak için yazıyorken, okur okudukça korkuyordur artık. Yazar yine de, bir türlü konforlu alanına giremez. Çünkü yazarak yitirdiği her korku bir sonraki yazısına kadar artmaya devam eder. İki tarafı da doyuran fakat açgözlü bir olgudur bu. 

Şimdi hala yazıyorken değişen çok şey oldu. Artık bencillik yapıyorum. Hiçbir çekim yasası gözümde ''büyülü'' değil artık. Korkumu dindirmek ya da anlaşılma ihtiyacıyla değil de, yapabildiğim tek şey bu olduğu için yazıyorum. Çünkü bilirsin, Tanrının sana bahşettiği bir şeydir bu. Yazmak artık bir görev niteliğindedir. Seçim yapma şansın olmadığını fark etmişsindir. Kaybedecek tek şeyin de bu görevdir artık. 

Korkuyorlardı çünkü kaybedecek çok şeyleri vardı. Tanrının bahşettiği ile aralarına bir set kurmuşlardı kuşkusuz.  

''Kalıplara sokma beni'' diyorsun. Derken bile bir kalıba bürünüyorsun. 






Resim: Atanasio Soldati

  • Instagram - Siyah Çember
  • Heyecan - Siyah Çember
  • Spotify - Siyah Çember